Hani, Siirt fıstık ili ya! Başka illerde olanlar, zannediyorlar ki, Siirt halkı fıstık yemekte yarışıyorlar. İnanır mısınız, fıstık ili olarak bilinen Siirt’te ikamet eden Siirtlilerden fıstığın tadını bilmeyenler çoğunlukta. Yahu, kilosu 200 TL olan fıstığı hangi işsiz, hangi asgari ücretli, alıp da yiyebilecek.
Pervari Balı için de durum aynıdır. Gerçi, her işe hile karıştırıldığı gibi, ARI adı ile bilinen mübarek hayvana hileyi öğretmemiz sayesinde hakiki PERVARİ BALI bulmak hayal olmuş, gibi. Hakiki Pervari Balı bulunsa bile kilosu 500 TL’nin altında değil. Yani, kim hangi parayla PERVARİ BALI alsın da yesin!
Şimdi, Siirt’in FISTIK VE BAL İLİ olduğunu zannedenler, bol-bol fıstık ve bal yediğimizi, hatta bu ürünlerle beslendiğimizi zannedebilirler. İnanır mısınız, Siirtlilerin yüzde doksanı ne fıstığın, ne de Pervari Balının tadını bilmezler. Birinin kilosu 200, diğerinin 500 TL olunca, yese-yese ancak çok zenginler yerler. Boşuna Siirtlileri kıskanmayınız…
PERİVE VEYA BÜRYAN
Siirtçe (PERİVE) olarak adlandırdığımız geleneksel et yemeğine Türkçeleştirilmiş deyimiyle (BÜRYAN) denilmektedir. Şehrimizdeki Büryan salonlarından biri, rekabet amacıyla kilosunu 300 TL’ye indirmiş. 100 gram olan bir porsiyon haliyle 30 TL olmakta. Bu durumda büryan, lokantalarda satılan tüm etli yemeklerden daha ucuz.
Tandırda susuz olarak pişirilen kuyu kebabı diye de bilinen Büryan'a Siirt'in yerel Arapça diyalektinde Perive adı verilir. Bazı yerlerde Büryan diye de bilinen bu kelime başka dillerde de kullanılmaktadır. Mesela, Sırpça'da Pirjan kelimesi Türkçeden alınmıştır.
Siirt'e ait bu yemek şimdi İstanbul dahil bazı illerde her mevsimde bulmak mümkündür. Perive pişirmek için önce etler kemiklerinden ayrılır, ardından daha önce yakılmış ve alevi sönmüş, kızgın kuyu biçiminde yeraltı fırınına çengellerle sarkıtılarak, fırının ağzı kapatılır. İki saat içinde pişen etler çıkarılarak, çengellere asılmış olarak satışa sunulur. Perive yemeği için eskiden şimdiki gibi özel salonlar yoktu. Genellikle ekmek fırınlarında, bir köşeye konmuş alçak masalar ve ip örgülü kürsülerde servis yapılırdı.
Osmanlı döneminin (SEYYAH) OLARAK ÜNLENEN Evliya Çelebi’nin büryanla ilgili bir de anısı vardır. 70 yıllık ömründe 51 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devri sınırları içinde kalan geniş bir coğrafyada, orta Avrupa’dan Kafkasya’ya, Kuzey Afrika’dan Kırma kadar olan bölgelerde seyahat etmiş, seyahat ettiği yerlerle ilgili gördüğü ve duyduğu konular hakkında notlar alarak başından geçenleri 10 ciltlik Seyahatname adlı eserinde yayınlamıştır.
Onun dolaştığı coğrafyada bugün 30’u aşkın devlet, 257 den fazla şehir bulunmaktadır. Evliya Çelebi ilk seyahatini İstanbul’dan Bursa’ya yapmıştır. Seyahatnamede Bursa’nın camileriyle hanlarıyla hamamlarıyla efsaneleri ile meşhur olduğunu ayrıntılı bir biçimde anlatmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 1648 yılında Konya’ya geldiğini yazmaktadır. Konya’nın Meram Bağlarından, esnafının çokluğundan bahsetmektedir. Ayrıca Konya’da çok güzel tahin helvasının üretildiğini yazmaktadır.
Evliya Çelebi Diyarbakır’a geldiğinde surların dışında kuzey tarafından şehre girerken patlıcan bahçelerini görünce, "eyvah" demiş, "burada bana çok iş düşecek gibi. Bu şehirde mide şikâyeti çok olur". Sonra surların kapısından girip de şehirde insanlarla karşılaşıp, deveyle taşınan, kılıçla kesilen Dicle boyundaki karpuzlarla tanışınca karpuzun hikmetini anlamış. "Bu Diyarbakır karpuzudur ki kanı temizler, cilde canlılık verir," demiştir.
Diyarbakır’dan Bitlis’e doğru giderken Dicle Nehri üzerinde kelekle yolculuk yapmıştır. Çöltepe yakınlarında kelekten inerek Çöltepe Köyünü gezerken, bu köyde çayır çimenliği bol olan sulak bir alandan bahsetmektedir.
Seyahatnamesinde Diyarbakır Belgelerinin at harasının burası olduğunu yazmış. Daha sonra Silvan’a doğru yol alan Evliya Çelebi bir zamanlar Siirt’e ait olan ancak İlimizin üçe bölünmesinden sonra Batman-Diyarbakır sınırını teşkil eden Malabadi Köprüsünde gecelemiştir.
Seyahatnamesinde Malabadi köprüsüne geniş yer veren Evliya Çelebi köprünün içinde insanların dinlenmesi için odalar bulunduğunu, gelen giden kervanların bu odalarda dinlendiklerini ve odaların pencerelerinden Çaya olta atarak balık tuttuklarını anlatır.
Malabadi Köprüsünden sonra yine 1990 öncesinde Siirt’in İlçesi durumunda olan Hezo (Kozluk) ilçemize gelmiş, burada Hezo Kalesinde konaklamış, bu kasabada yaşayan insanları dağlı ancak sıcakkanlı olarak tarif ederken buradaki aşiretler arasında sıkça çatışmaların yaşandığından bahsetmiştir.
Hatta Seyahatnamesinde Hezo Kalesinde geçirdiği günlerde Bitlis tarafından gelen aşiretlerle Hezo yöresindeki aşiretlerin çatıştığını anlatır. Evliya Çelebi Hezo’da iken Güneyde çok uzaklarda Hesenkıf isminde antik bir kentin varlığından haberdar olur. Daha sonra Hezo’dan ayrılan Evliya Çelebi bugün de Siirt’in sınırları içinde bulunan ve resmi adı “Ziyaret” olan Veysel Karani’ye gelir.
Burada halkı türbeyi ziyaret ederken görünce, Veysel Karani burada değil demiş ve Veysel Karani ömrü boyunca Yemen’den dışarı çıkmamıştır diyerek halkı uyarmıştır. Ancak burada Üveys isimli yine evliya bir zat yatmaktadır uyarısında bulunmuştur.
Yine Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde Büryan’dan “Bitlis Büryanı” olarak bahsedilse de, o zamanlar Siirt’in Bitlis’e bağlı bir Sancak olduğunu, bu sebeple “Bitlis Büryanı” tabirini kullandığı artık ispatlanmış bir gerçektir.
O dönemlerde Bitlis’in bir sancağı durumunda olan Siirt’te çıktığı bir sefer sırasında 4. Murat’a büryan kebabı ikram edildiği tarihi bir gerçektir. Nitekim Türk Standartlar Enstitüsü tarafından Büryan’ın Siirt’e ait bir yemek türü olduğu patent verilmek suretiyle tescil edilmiştir. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde bile yer alan büryan kebabının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 4. Murat sefere gidince kendisine Bitlis’te büryan kebabı ikram edilmiştir.
Gerçek Büryan, sadece kekik ve meşe dallarından beslenen teke etinden yapılanıdır. Ancak ve maalesef bugün sadece kekik ve meşe dallarıyla beslenen teke bulmak neredeyse imkânsız gibidir. Bu yüzden büryanda eski tat ve lezzet de kalmamıştır.