Siirt’in dört bir yanı vakıf arazilerle doludur. Atalarımız, camilere, türbelere, medreselere nice gayrimenkuller vakfetmişlerdir. Şeyh Halef, Hacı Hüseyin Ağa, Ulu Camii, Şeyh Hasan ve benzerleri yanında hemen hemen şehrimizdeki bütün türbeler için yapılmış gayrimenkul vakıfları vardır.
Maalesef, vakıf arazilerin çoğu yağma edilmektedir. Bir şekilde, özel mülkiyete dönüştürülen vakıf gayrimenkullerin bir kısmı doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğünce satılmakta, bir kısmı da vatandaşlar tarafından talan edilmektedir.
İşte, vakıf gayrimenkullere sahip olan türbelerden biri de
ŞEYH EL NECCAR HAZRETLERİ’DİR. Asıl adı Şeyh Hüseyin olan evliya zatın, lâkabı ise “NECCAR”dır.
“NECCAR”
Arapçadan
MARANGOZ
anlamına gelir. Siirt Ulu Camiine ait tarihi minberin,
Şeyh el Naccar
Hazretlerinin eseri olduğu bilinmektedir. Bu tarihi minber, Siirt’te müze bulunmadığı için yıllardan beri Ankara’da Etnoğrafya Müzesinde sergilenmektedir.
Öyle anlatılır ki, yakın bir geçmişte, Şeyh El Naccar’a ait vakıf araziden bir miktarını bir şekilde sahiplenen ve apartman yapan tanınmış bir zat, vakıf araziyi aldıktan ve bina inşaatı bittiğinde
KANSER
illetine tutulmuş. Onu ziyarete gidenlere vakıf arazi üzerinde apartman inşa etmiş olmaktan dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirerek şöyle diyormuş:
-Vallahi, benim aldığım darbe (hastalık) Şeyh el Naccar’ın keseridir. Bana öyle bir keser vurdu ki, kanatlarımı kollarımı kırdı, perişan etti…
Bilindiği gibi keser, geçmiş yıllarda marangozların en önemli çalışma aletlerinden biriydi. İşin nüktesi burada. Vakıf yağmalayıcısı kişilerin dikkatlerine…
ANEKDOT
Siirt’in zengin vakfiyeleri bazen anekdot tadında olayların yaşanmasına sebep olmuyor değil. Bir dostumuz anlattı. Bir yerde, arazi konusunda ihtilaf hasıl olunca iş mahkemeye düşmüş. Bilirkişi olarak çağrılan yaşlı zata Hâkim sormuş:
-Elini vicdanına koy ve öyle söyle. Bu arazi kimin?
Bilirkişi gerçeği söylemiş:
-Benim bildiğim kadarıyla Şeyh Musa’nındır!
Hâkim, ciddi bir ses tonuyla konuşmuş:
-Öyleyse, Şeyh Musa’yı çağırın!
Hâkimin bu talebi üzerine, bilirkişi yanlışını, daha doğrusu eksiğini anlayarak cevap vermiş:
-Efendim, benim adını verdiğim ŞEYH MUSA HAZRETLERİ, Siirt’in meşhur evliyalarından bir zattır. Adına kurulmuş VAKFİYESİ vardır. Yine adını alan bir mezarlıkta türbesi bulunmaktadır. Bu arazi de O’nun vakfiyesine aittir
deyince, Hâkim durumu anlamış!
Evet, durum bu! Arazi tespitleri yapılırken,
(Şeyh Musa’nındır)
diyen insaflı bilirkişi gibi, bütün bilirkişiler insaflı olsalar, durumdan haberdar olmayan hâkimler,
(Şeyh Halef gelsin), (Şeyh Hasan
gelsin)
ve benzeri deyimleri çok kullanacaklar.