Şüphesiz, huzuruna randevusuz çıkılabilecek en yüce makam
YÜCE
ALLAH’TIR.
Sadece namazda değil, yılın 12 ayının 365 gününde Müslümanlar günün 24 saatinin her saniyesinde dilerlerse
Hazret-i ALLAH’IN HUZURUNA ÇIKABİLMEKTEDİRLER.
Yüce Allah’ın huzuruna çıkmak için zamana, mekâna hele-hele aracıya ihtiyaç yoktur. Ayet-i Kerimede: “
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).” Buyrulmaktadır. Meali alisi:
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. ‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru’ derler.”
Bundan da anlaşılacağı gibi, insan, sadece namaz kılarken değil, ayaktayken, otururken, yatarken bile
Yüce ALLAH’IN
huzuruna çıkabilmektedir.
Dua eden insan, elbette ki YÜCE ALLAH’I göremez amma,
ZAMANDAN VE MEKANDAN MÜNEZZEH OLAN YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNİ GÖRDÜĞÜNÜN BİLİNCİ İÇİNDE OLMALIDIR.
Şimdi şöyle düşünün. Dünyevi bir işiniz için validen, paşadan, belediye başkanından randevu istiyorsunuz. Cemiyet içindeki konumunuza göre ya hiç görüşemezsiniz, ya da bir süre beklemek durumunda bırakılırsınız. Hele-hele bir Bakana ulaşmak bizler gibi normal düzeydeki kişiler için tamamen imkânsızdır. Normal bir insanın Cumhurbaşkanına ulaşması ise adeta imkânsız olan bir taleptir
. Oysa, en YÜCE MAKAM OLAN CENAB-I ALLAH’IN HUZURUNA RANDEVUSUZ, GÜNÜN HER SANİYESİNDE ÇIKABİLMENİZ MÜMKÜNDÜR. Bunun yolu da dua etmekten geçer. Kul, dua ettiği her an için RABBİNİN HUZURUNDA OLDUĞUNUN BİLİNCİNDE OLMALIDIR.
Fanilerin kapılarında beklemektense, her ihtiyacımızı CENAB-I ALLAH’A ARZEDİP, DİLEĞİMİZİ SUNARSAK, DAHA İSABETLİ OLMAZ MI!
BU HAYAT PAHALILIĞINDA!
Bilindiği gibi tilkiler tatlıyı çok severler. Bizim orman köylüsü vatandaş içindeki helvaları yedikten sonra ambalajlarını yere atar. Tilki bakar yerdeki helva bulaşığı ambalaj kâğıdı. Kâğıttaki helva bulaşıklarını büyük bir zevkle sıyırırken kurt görür ve:
-Elindeki ne?
diye sorar.
Tilki bütünüyle zekâ ürünü cevabını verir:
-Padişahın fermanı!
der.
Kurt heyecanla fermanda ne yazdığını sorar. Tilki de;
okuyormuş gibi yaparak
başlar fermanı okumaya:
-“
Bundan böyle kurtlara, kümeslere girip tavuk yemek çit ve ahırlara saldırmak kuzu ve hayvan telef etmek tamamen serbesttir. Köpekler bağlanacak, çit, ahır ve kümeslerin sahiplerine yeni bir ferman gelinceye kadar duruma müdahil olmayacaklar”
yazıyor! demiş.
Saf kurt durur mu? Hemen en yakınındaki çite dalmış ve çit karışmış. Can derdindeki koçlar, koyunlar ve kuzular hoplayıp zıplamaya başlamışlar. Gündüz gözüyle bu ne haldir diyen çit sahibi ve köpekler de çiti çepe çevre kuşatıp zaptü-rapt altına almışlar.
Ortalık toz/duman.
Kurt tilkiye bağırıyormuş…
-Fermanı okusana, fermanı okusanaaa…
diye, Tilki cevap verir:
-
Bu tozda, bu dumanda, ferman mı okun!
Sözün özü, hayat pahalılığının doruğa ulaştığı bu atmosfer içinde başka ferman okunur mu!