Yazılı, görsel ve sosyal medyayı takip edenler bilirler ki hemen her gün birkaç hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet olayları medyada yer alır. Hem, bu yolsuzluk ve rüşvet olaylarında telaffuz edilen meblağlar o kadar yüksek ki, akıllara durgunluk vermektedir. Yüz milyonlarla ifade edilen vergilerin bir kalemde silinmesi, peşkeş çekilen arsalar, binalar, yapılmamış işler için gerçekleştirilen yüksek meblağda tahakkuklar, daha neler-neler var. Milyon dolarlar adeta havada uçuşuyor! Yüzbin asgari ücretlinin maaşı tutarında para, bir kalemde birlerine aktarılıyormuş! Bu gibi yolsuzluk haberlerini okuyunca, bizim gibiler, haliyle aldığımız maaşlardan utanıyoruz!
İyi ama bu kadar yüklü paraları yürütenler, ne yapacaklar.
(Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz)
deyimine rağmen, yine de alın teriyle helal yoldan zengin olanlar varsa, elbette onlara saygı duymamız gerekir. Bizi asıl ilgilendiren, kaygılandıran, milletin vergilerini, devletin varlıklarını bir şekilde iç edenlerdir. Yoksa kimsenin parasında, pulunda, malında, mülkünde gözümüz yok! Hileli ihalelerden, avantadan dağıtılan varlıklardan, hediye adı altında verilen rüşvetlerden bahsediliyor!
Hem, para konusunda o kadar doyumsuz olanlar var ki, adeta
PARAYA
TAPIYORLAR!
Keşke kefenin cebi olsaydı da, gittiklerinde beraber götürebilselerdi.
Paraya tapanlar demişken
VAHDET-İ VÜCUT
görüşünün sahibi
MUHYİDDİN’İ ARABİ
Hazretleri
ile ilgili bir anekdotu anımsadım.
İbn-i Arabi
Hazretleri,
gerçekte İslam Dininin en büyük âlimlerinden ve mutasavvıflarındandır. Ancak, fikirlerini benimsemeyen ve İslam dinine karşı gibi gösteren yobazlar yüzünden öldürülmüştür. Muhyidin-i Arabi Hazretleri kendisini öldürenlere son söz olarak
"Sizin
taptığınız tanrı benim ayaklarımın
altındadır"
demişti. Tabii, yobazlar onun bu deyişini küfürde ısrar olarak algılamışlardı.
Muhyiddin-i Arabi’nin öldürülürken “İZE DEĞEL IS (SİN) FİŞ (ŞİN) INZAHAR SIRRI MUHYİDDİN” dediği rivayeti de vardır.
Öyle anlatılır ki, yıllar sonra Muhyiddin-i Arabi’nin eserlerinden, söylemlerinden ve ne şekilde katledildiğinden haberdar olan Yavuz Sultan Selim, Şam’ı fethettiğinde ilk iş olarak büyük mutasavvıfın öldürüldüğü yere götürülmesini istemiş ve
(sizin taptığınız
benim ayaklarımın altındadır)
dediği yeri kazdırmış, kazdırılan yerde küpler dolusu altın ve ziynet eşyaları bulunduğu görülmüştür.
(SİN)
den murat Selim adının ilk harfi,
(ŞİN)
ise
(ŞAM)
şehrinin ilk harfidir. Bu şekilde Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin ileriki yıllarda adının baş harfi
(S)
olan birinin Şam’a girmesiyle ne demek istediğinin anlaşılacağına vurgu yaptığı bir kerameti olarak nakledilir.
EVET, İNSANLARIN PARAYA TAPMALARI YENİ BİR DURUM DEĞİLDİR.
İCAT EDİLDİĞİNDEN BERİ, HEP TAPANLARI OLMUŞTUR. İSTER ALTIN, İSTER GÜMÜŞ, İSTER SİKKE, İSTER MADENİ, İSTER KÂĞIT OLSUN, PARA, PARADIR. ONUN İÇİN DİNLERİNİ İMANLARINI DEĞİŞTİRECEK ÖLÇÜLERDE ÂŞIKLARI VARDIR!!!
PARAYA TAPANLARA ÖRNEK OLARAK KUR’AN-I KERİM (KARUN) adlı kişiden bahseder!
Bilindiği gibi adına
(PARA)
denilen meretin icadı tarih öncesine dayanır. Madeni paranın mucidinin Lidyalılar oldukları kabul edilmektedir. Kâğıt para ise Çinliler tarafından icat edilmiştir. Avrupa ülkelerinin kâğıt para kullanmaları 17. Yüzyıllardadır.
Evet,
PARA
denilen nesnenin icat edildiğinden beri hep
TAPANLARI
vardır. Dün de böyleydi, bugün de bu böyledir, yarın da böyle olacaktır. İnsanlığın bozulmasının temelinde
PARAYA TAPANLARIN
bulunması başı çeker.
Savaşlar, katliamlar, zulümler hep PARA İÇİN YAPILIR!