Dinimizde, ölen insanların nasıl tekfin edileceklerinden tutunuz da, cenaze namazlarının kılınmasına, mezarda nasıl defnedileceklerine dair farz, farz-ı kifaye, sünnet ve hatta bidat olarak sınıflandırılacak durumlar vardır. Cenazenin defnedilmesinden sonra yine bidat olarak nitelendirilen durumlardan biri de cemaate:
-ÖLENİ NASIL BİLİRDİNİZ?
Sorusunun sorulmasından ve her üç defada:
-İYİ BİLİRDİK!
Cevabının alınmasının ardından yine üç defa:
-ÖLENE, HAKKINIZI HELAL EDİYOR MUSUNUZ?
Sorusunun sorulması ve her defasında cemaatin:
-HELAL OLSUN!
cevabını vermesi şeklindedir.
Defin işi bittikten sonra ölen kişi ile ilgili sorular sorulmasının amacı olumlu cevaplar alınmasının, o kişinin affına vesile olacağına inanılmasından kaynaklanmaktadır.
Şimdiye kadar katıldığımız cenaze törenlerinde defin işleminden sonra cemaate yöneltilen sorulara
(İYİ BİRİ DEĞİLDİ)
ya da
(HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ)
denilen bir cenazeye rastlamadık ama çok ender de olsa,
(HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ)
diyenlerin olduğunu duymuşuzdur.
İyisi mi, size defin sonrası yapılan bu soru-cevap işlemleriyle ilgili birkaç anekdot anlatarak işin esprisine kaçalım:
*Şerir oluşuyla tanınmış birinin defin işlemi sona ermiş, sıra cemaate sorulacak soruların ve yapılacak helalleşmenin faslına gelmiş. Cenazenin defin işlemini tamamlayan hoca, cemaate:
-MERHUMU NASIL BİLİRDİNİZ?
diye sormuş, adam öylesine şirret biriymiş ki, hiç kimsenin içinden
(İYİ BİLİRDİK)
demek gelmemiş. Ortalık, derin bir sessizliğe bürünmüşken, arkadaşlarından biri cevap vermiş:
-KÜFÜRBAZLIKTA, ÜSTÜNE YOKTU!
***
Geçmiş yıllarda fakirlerin cenaze törenlerine pek rağbet olmadığını gören ve buna gerçekten üzülen bir grup, kendi aralarında ekip oluşturmuşlar, aldıkları karara göre ekip, sadece fakirlerin cenaze törenlerine katılacakmış.
Fakirlerin cenaze törenlerine tam takım halinde katılan ekibin tefler eşliğinde söyledikleri ilahilerin, mersiyelerin, kasidelerin ünü dört bir tarafa yayılmış.
Zengin, ama tefecinin biri, çocuklarına, öldüğü zaman mutlak surette bu ekibi cenaze törenine getirmelerini vasiyet etmiş.
Günü gelip emri Hak vaki olur, zengin tefeci ölür. Çocukları, babalarının cenaze törenine katılmaları için ekibe ricacılar gönderirler. Ancak ekibin
“zenginlerin cenazelerine gidilmeyecek”
diye alınmış bir kararları olduğu ve özellikle ölen kişinin tefeci olduğunu bilmeleri sebebiyle, cenaze törenine iştirak edemeyeceklerini söylemişler.
Bunun üzerine, ölen adamın çocukları tekrar araya ricacılar koyarlar, babalarının vasiyeti olduğunu, para olarak da ne isterlerse vereceklerini belirterek, ekibi cenaze törenine katılmak için ikna etmeğe çalışırlar.
Bu kadar ricacıdan sonra ekip, mecburen gitmek zorunda kalmış. Ancak ilahilerdeki, mersiyelerdeki ve kasidelerdeki bazı nakaratları çaktırmadan değiştirerek okumuşlar.
Teflerin eşliğinde, tefeci olarak bilinen zengin için söyledikleri mersiyelerin nakaratları ise şöyleymiş:
-“IL IZZE UL IKRAM ŞENOK, IŞ ZEVÇ KAHBE CIBNELOK…”
Tam olmazsa bile, anlam itibarıyla tercümesini şu şekilde yapabiliriz:
-“İzzet ve ikram senin şanına, ne karısı K..PE birini getirdik sana…”
***
Yine de (ölülerinizi iyilikle yadedin) emrini unutmayalım…