Fatih Arıtürk

OLTALARA TAKILANLAR HEP KÜÇÜK BALIKLARDIR!

Fatih Arıtürk

Gerçekten, oltaya takılanlar, hep küçük balıklar olmaktadır. Büyük balıkların, oltaya takıldıkları hiç görülmüş, duyulmuş şey mi! Küçük ihalelere, fesat karıştıran küçük müteahhitler, taşeronlar yakalanırken, büyük işler çeviren müteahhitlere kolay, kolay erişilemiyor. Çünkü büyüklerin arkalarında, büyük ve güçlü dayıları var. “Bakır çıkaracağız” diyerek izin alanlar, altın çıkaracak olsalar, kim müdahale edebilir.

Ülkede, nice milyar dolarlık ihaleler siyasetçiler tarafından peşkeş çekilmiştir, çekilmektedir. Bu yüzden, büyük vurgunculara kolay, kolay pek bir şey olmaz. Olan, küçük vurgunculara olur. Vurgunlarda, lokmanın büyüğünü, büyükler yerler. Vurgun, küçüklerin boğazlarına diken olur, takılır.

Kişi, vurgun vuracaksa, büyük vurgunlar peşinde olmalı. Çünkü vurgun ne kadar büyük olursa, kurtuluş şansınız artar. Sağa, sola “sus payı” verir, işin altından kalkarsınız. Küçük vurgunlarda

“SUS PAYI”

yok. Bu yüzden, küçük vurguncuların işi zor.

Benim, okuyucularıma âcizane tavsiyem. Küçük vurgunlar peşinde koşmayınız. Yakalandınız mı, iflâhınızı keserler. Yapabiliyorsanız, büyük vurgunlar gerçekleştirin, o vurgun sayesinde kazanacağınız büyük paralarla, hayırsever pozisyonuna bile girer ödül olarak plâket, hatta madalya alabilirsiniz!

Maalesef, bu tezatları hep yaşıyoruz. İspat edemezsek bile, devleti soydukları belli birçok iş adamları, holdingler, kendilerini öyle hayırsever, vatansever gösteriyorlar ki, şaşırır kalırsınız!

Hırsızlıklarını, soygunlarını, vurgunlarını, talanlarını kamufle etmek için okullar, yurtlar, yapanlar mı istersiniz, hayır işlerinde yarışıyor görünerek hastaneler, imarethaneler kuranlar mı ararsınız. Ramazan’da yardım paketleri gönderenleri mi, öğrencilere burs verenleri mi, kanaat önderi din allamelerine(!) zekât gönderenleri mi sorarsınız!

Alavere, dalavere işleri yaparak köşeyi dönenler, servetlerine servet katmak için bakır çıkaracağız diyerek, devletin altın rezervlerini ruhsatsız işleyenler, miadı dolmuş veya dolmak üzere olan ilâçları Devlet Hastanelerine kakalayanlar, ihalelerde, devlet kurum ve kuruluşlarını kazıklayanlar, Devlete satarken pahalı; devletten alırken malları, arsaları, iş yerlerini ucuza kapatanlar nedense hep hayırsever kisvesine bürünenler arasından çıkmaktadırlar!

Evet, Türkiye tezatlar ülkesi. Bu bakımdan, ben birilerinin, bir hayır işi yaptıklarını duyduğum veya okuduğum zaman zihnimde hep istifhamlar oluşur. Yaptığı bu hayır işinin kaynağı nedir, helâl mi, haram mı diye, kafamda sorgular, dururum!

Keşke, kokuşan yemek gibi, kirli paranın da kokusu gelseydi. O zaman,  gerçek hayırseverlerle, kamufleci hayırseverleri birbirinden ayırmak mümkün olurdu. Amma, aksini ispatlayamadıkça, hayır işlerinde görünen her insan

HAYIRSEVERDİR!

Anti parantez söyleyeyim ki, Devleti soyan bir

HAYIRSEVER

olmaktansa, bizim gibi

HAYIRSIZ BİRİ OLMAK EVLADIR!

ANEKDOT

Helal, haram demeden üçkâğıtçılıkla zengin olan yeni yetmelerden biri, hatırı sayılır miktarda  parayı bir medrese hocasına götürerek, fakihlere dağıtılmak üzere vermek istemiş. Ancak, gerçekten hâl ehli olan Medrese Hocası:

-Ben bu parayı kabul edemem!

demiş.

Bunun üzerine yetme zengin sormuş:

-Neden Hocam?

Hâl ehli Hoca, cevabını sakınmamış:

-Bu paradan, lağım çukurundan çıkarılmış gibi pis bir koku geliyor!

Yazarın Diğer Yazıları