Fatih Arıtürk

İŞİ EHLİNE VERMEK!

Fatih Arıtürk

(İŞİ EHLİNE VERMEK)

İslam dininin kurallarındandır. Özellikle Müslüman olmak ve Müslüman gibi yaşamak iddiasında olanların bu kurala riayet etmeleri gerekir.

(Alnı secde

görüyor)

denilerek hakketmedikleri mevkilere getirilenlerin, bu ülkeyi ne hallere soktukları gerçeği ortadadır. Bunda, bu gibilerin atamalarını yapanların hiç mi veballeri yok!

Evliya mertebesinde dindar biri olsa bile, eğer atanacağı işin inceliğinden bihaberse, o işe getirilmesi sakıncalıdır. Zaten, böyle bir kimsenin de, böyle bir görevi talep etmesi muhaldir. Gerçek Müslüman insan, hakkından fazlasını istemez. Bunu haksızlık sayar. Kendisine yapılmasını istemediği haksızlığı, başkasına yapılsın istemez.

İmamı, müftüyü, İlahiyatçı profesörü kimyacının, fizikçinin, bilgisayar uzmanının başına amir yaparsanız, randıman alamazsınız, randıman almayı bırakın, işi tam anlamıyla çıkmaza sokarsınız.

Yüce dinimiz

(İŞİN EHLİNE

VERİLMESİNİ)

emrediyor amma, icraatlar tam bunun aksini göstermekte. Kayırmalar gırla gidiyor. Damatlar, gelinler, yeğenler, amcalar, dayılar hakketmedikleri mevki ve makamlara atanmakta. İşte, yaşanan sorunların asıl kaynağı budur. Ehliyetsiz kimseleri, icra makamlarına getirirseniz, bunun sonucuna katlanmak zorundasınız.

Bir işin ehli insanlar varken, o işi ehliyetsizlere verirseniz, topluma en büyük zararı vermiş olursunuz. Özellikle, dindar oldukları havasını veren ve İslam Dininin en belirgin kurallarından biri olan

(İŞİ

EHLİNE VERMEK)

kuralına uymayanlara anımsatırız…

ÂLİM KİME DENİLİR!

Softa takımı,

(İLİM)

denilince sadece

DİN İLMİNİ, (ÂLİM)

denilince de sadece dini konularda ehil olanların kastedildiğini zannederler! Oysa gerçek hiç de bu değildir. Din İlmi, yüzlerce ilim kolundan sadece biridir. Din adamı da, yüzlerce bilim dallarından biriyle iştigal eden kimsedir.

Kimyager de, fizikçi de, matematikçi de, tıpçı da, astronot da ve diğer bilimlerle  uğraşanların hepsi de, kendi dallarında (âlim) olarak yorumlanırlar. İslam dini, diğer ilimlerle uğraşmayı, din ilminin önüne almıştır.

Özellikle İlimizde ve Bölgemizde

BİLİM ADAMI (ÂLİM)

denildiği zaman nedense sadece dini bilgelerle mücehhez Hocalar kastedilir.

(Büyük âlim – allame)

diye sadece din adamlarının kastedilmeleri, elbette büyük bir yanlışlıktır. Sadece dini konularla uğraşan değil, ilmin her dalıyla uğraşan ve bilgiyle mücehhez bulunanlar da bilim adamlarıdır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRET-İ MUHAMMED (O’na Al Ve Ashabına Salat Ve Selam Olsun) bir hâdis-i şeriflerinde “ÖNCE BEDEN İLMİ, SONRA DİN İLMİ” buyurmuşlardır.

Yani, tıp tahsili yapmayı, dini ilim tahsil etmenin önüne geçirmişlerdir. Bu sadece bir misaldir. Tıp ilmi gibi, diğer ilim dallarının da elbet büyük önemleri vardır. İnsanlığa hizmet etmeyi amaçlayan ilimlerle uğraşanların hepsi birer bilim adamıdırlar. İslami tabirle

ÂLİMDİRLER!

Elektriği bulan, kansere ilaç arayan, kalp, böbrek vesair organların nakillerini gerçekleştiren, verem hastalığını yok eden, atomu parçalayan, uçağı, füzeyi yapan, yüz katlı binaların statik hesaplarını gerçekleştiren, denizaltı gemilerini yüzdüren, geliştiren hep gerçek ilim adamlarıdır. İslam âlemini, muasır devletlerin gerisinde bırakan en etkili unsur, yanlış bir algılama olarak sadece dini bilgilerin referans alınarak kişilerin

ÂLİM

olduklarının varsayılmasıdır. Rönesans öncesi dönemde Hıristiyanlık âleminde de, kiliseler, birçok icatlara karşı çıkarlardı. Dünyanın düz ve sabit olduğunu söyler, aksini iddia edenleri zindanlarda çürütürlerdi. Ne zaman ki, Hıristiyan âlemi, kiliselerin taassuplarından kendisini kurtarabildi, icatlar peş-peşe gelmeğe başladı.

Dini taassup yüzünden matbaanın bile uzun yıllar sonra Osmanlılara geldiğini düşünürsek, medeni âlemden bu kadar geri kalışımızın sebebi daha iyi anlaşılacaktır. Dini bilgilerle mücehhez zevatlara hürmetimiz var amma,

“Önce beden ilmi, sonra din ilmi”

buyruğundan yola çıkarak diyoruz ki, müspet ilimlere ne kadar yönelirsek, hem dinimizi, hem dünyamızı mamur etmiş oluruz.

Özellikle

(ÂLİM)

denildiği zaman, sadece dini ilimleri tahsil etmiş kişileri anımsamaktan vazgeçmemiz lâzım…

Hem,

YÜCE ALLAH’IN

da yaratılmışların mahiyetlerini düşünmek konusunda insanlara açık bir emri olduğunu asla unutmayalım. Düşünmek, tefekkür etmek, sorgulamak, analiz etmek, incelemek ilim ehli olmanın gereğidir.

Yazarın Diğer Yazıları