Geçmiş yıllarda Yılbaşı yaklaşırken, köylerden şehre çok sayıda hindi getirilir ve satılırdı. Bu yıl dikkat ettim, hiç hindi satışına şahit olmadım. Hatırlatmakta yarar var.
(TURKEY)
İngilizcede
(HİNDİ)
anlamına gelir. Bu bakımdan, İngilizce konuşulan ülkelerde bizleri alaya aldıkları çok olur!
Hindi, dilimizde çeşitli özdeyişlere mazhar olmuş bir kümes hayvanıdır. (Hindi gibi düşünmek), (Hindi gibi kabarmak), (İslama laf edince, Hindi gibi kabaran şakirt), (Kampüsün ortasında hindi gibi oturan kız), (Kas geliştirip, etrafta hindi gibi gezinen tipler), (Müslüman gibi yaşayıp, Hristiyan gibi düşünen hindiler), (Sokakta hindi gibi öterek çocuk kovalayan kadın), (Kafaları önlerinde hindi gibi oturan sözlük yazarları) vesaire, vesaire!!!
Peki, yılbaşı gecelerinde hindi kesmek adeti nereden gelmiş, dersiniz. Öyla anlatılır ki 1851'de, İngiltere Kraliçesi Victoria Noel yemeği için ilk kez hindi yemiş ve yılbaşı gecelerinde hindi eti yemek o zamandan beri gelenek haline gelmiştir. Ancak hindinin popüler hale gelmesini sağlayanların çiftçiler olduğu da vurgulanır.
Çiftçiler yumurta ve süt üretmeye devam edebilmek için tavukların ve ineklerin yerine; şükran yemeği olarak hindi kesimini teşvik etmişler.
Hristiyan ülkelerdeki coşkusu ile kutlanmakta olan NOEL haftasında,
İngiliz şükran günü geleneği
olan hindi yemekleri hazırlanmaktadır. Kesim zamanı
dişi hindilerde 16-18, erkek hindilerde ise 22-24 haftalar arasındadır
.
Türkiye genelinde yılbaşı kutlamaları için bu yıl yaklaşık 500 bin hindi kesilceği tahmin edilmektedir. Ortalama 1 hindiyi 8 kişinin tükettiği düşünülecek olursa yılbaşında Türkiye’de 4 milyon kişinin hindi tüketeceği söylenebilir. Halk dilinde, hindinin dişisine "
coruk
", erkeğine "goldurak" denir.
Türkiye'de, ilk yılbaşı kutlamaları Osmanlılar zamanında başlamıştır. Bir kaynağa göre 1829'un yılbaşı günü İstanbul'daki İngiliz elçisinin Haliç'te bir gemide verdiği baloya Osmanlı devlet adamları da katılmış ve ilk defa yılbaşını kutlamışlardır.
Bir de hindiyle ilgili bir Nasrettin Hoca fıkrası vardır. Fıkra şu:
Pazar yerinde küçük bir papağanın onbeş altına satıldığını gören Nasreddin Hoca, bir koşuda evine giderek kümesteki hindisini tutmuş. Apar topar pazara götürüp başlamış bağırmaya:
-Satılık hindiii…. Satılık hindiii….
Hindiyi almak isteyenler:
-Hoca, hindiye kaç para istiyorsun?
diye sormuşlar.
Hoca, gayet ciddi bir tavırla cevap vermiş:
-30 Altın!
Şaşırıp kalmışlar ve söylenmişler:
-Yahu Hoca, bir hindinin otuz altın ettiği nerde görülmüş!
Hoca, yine ciddiyetle 15 altın istenen papağanı göstererek cevap vermiş:
-Şu küçücük kuşa 15 altın istiyorlar. Benim hindim ağırlıkta en az 10 katı çeker. 2 katı fiyat istemişim çok mu!
Cevap vermişler:
-Hoca, ama o papağan! İnsan gibi konuşur!
Nasrettin Hoca cevabı yapıştırmış:
-O papağansa ve insan gibi konuşuyorsa, bu da hindidir ve insan gibi düşünür!
Kıssadan hisse almak lazım! Toplum olarak Hindi gibi düşünüyoruz amma, düşündüğümüzü ifade edemiyoruz. Ya korkuyoruz, ya da konuşmayalım diye korkutuluyoruz!
Hindi gibi düşünmek iyi de, ah, bir de papağan gibi gerçekleri konuşabilsek!!!