Tefecilikle ilgili operasyonlar lügatımıza
(HİLE-İ ŞER’İYE)
olarak girmiş bir deyimi aklımıza getirdi. Bu deyim çerçevesinde şekillenen bazı oyunları anlatarak, neyin nasıl olduğunu anımsatalım istedik.
Bu uygulama, sözde FAİZ almayan tefecilerin en çok uyguladıkları bir taktiktir. Tefeci olarak ünlenen biri, taksisinin üzerine
(SATILIKTIR)
levhasını koyar. İşin aslı, elbette başkadır. El altından ve aracılar vasıtasıyla sözde satış işlemi gerçekleştirilmek üzere, paraya ihtiyacı olan şahıs birkaç arkadaşıyla birlikte tefecinin dükkanına giderler. Sözde alıcı olan:
-Kapının önündeki taksinin üzerinde (SATILIK) yaftası var. Ben satın almak istiyorum da, ancak, parasını 3 ay sonra vereceğim. Kaça satıyorsun?
diye sorar. Tabii 3 aylık süre alıcının durumuna göre bazen 6 ay, bazen 1 yıl vadeyle, ya da taksitlendirme şeklinde olabilir. İşin aslını bilen tefeci, istenilen vadeye göre misal olarak gerçek bedeli 50 bin lira olan taksi için 100 bin, 150 bin hatta 200 TL fiyat söyler. Aradaki şahitler huzurunda anlaşırlar. Taksiyi alan şahıs, hazırlanan borç senetlerini imzalar, Taksinin anahtarını alır, taksiyle bir tur atar ya da atmaz, yarım saat sonra gelir.
-Ben aldığım taksiyi peşin fiyatına satmak istiyorum. Geri alır mısın?
der.
Zaten aracılar vasıtasıyla tespit edilmiş olan fiyata taksiyi peşin 50 bin TL’den geri verir. Taksi eski sahibinin olur. Taksiyi alan da 200 bin TL borçlu hale düşürülür.
Tabii, söylediğimiz rakamlar gerçek rakamlar değildir. Taksi sahibi, sözde taksiyi satarken, alıcının kimliğini, borç ödeme durumunu inceden inceye hesaplamıştır. İleride başına sorun olmayacak, senetleri zamanında ödeyememesi durumunda, icraya verilecek mal varlığı var mı yok mu, bunun yanında, kefil olarak getirdiği kişilerin de kimliğine bakar. Az riskli ise yüzde yüz yerine yüzde 80’e kanaat eder.
İşte, tefeciler tarafından uygulanan bu ve benzeri nice
HİLE-İ ŞER’İYE
durumları vardır. Haşa,
YÜCE ALLAH’I KANDIRMAK
mümkün olamayacağına göre bunlar, gerçekte kendi kendilerini kandırmış olmaktadırlar.
Yeri gelmişken, şahit olduğum bir olayı da ibret olması açısından anlatayım. Bir memur arkadaşım emekli olmuştu. Aldığı emekli ikramiyesi bir daire satınalmasına yetmemekteydi. Parayı bir şekilde değerlendirmek istiyordu. Günah olur düşüncesiyle Bankaya vadeli ve faizli olarak yatırmaktan çekindiğinden, bir dostunun tavsiyesiyle sözde bir iş erbabına giderek, parasını ortaklaşa çalıştırmasını istedi. İş adamı da:
-Gerçi paraya ihtiyacım yok ama, senin paranı bir şekilde değerlendireyim. Benim yanımda olmayan emtiaları alır, satarım. Kazancını da yarı-yarıya üleştiririz
diyerek parayı aldı. Aradan 6-7 aylık süre geçince, parayı veren, para verdiği esnafa giderek durumu sordu, paraya ihtiyacı olduğunu, bir kazanç elde edilmişse, sağlanan kazançtan verilmesini istedi. Sözde parayı işleten, bin dereden su getirerek;
-Filan şey aldık, bu kadar kazandık. Sonra filan şey aldık, bu kadar zarar ettik
diyerek parasının (çok az bir zararda) olduğunu söyledi.
Bunun üzerine para sahibi emekli memur:
-Anlaşıldı kardeşim, zarar etmişsek de zarar payını kes ve paramı geri ver!
deyince, beriki:
-Şimdi sana paranı diring diye veremem. Ben iş adamıyım. Parayı işe yatırdım. Bu son iş sona ersin, aldığımı, satayım. Paranı veririm
dedi.
Para, sözde iş adamında 8-9 ay kalmıştı ama, üzerinden bir kazanç elde edilmemiş olarak da olsa emekli memura geri verildi.
Parayı alan emekli memur, hemen bankanın yolunu tuttu. (ALLAH AFFETSİN) diyerek vadeli hesap açatı, parasını faizle bankaya yatırdı.
Yana yakıla bana bu durumu anlattığı zaman, içim yanarak da olsa ona şu cevabı verdim:
-Gözünü çıkarsın, sen şükret ki, senetsiz-sepetsiz verdiğin paran için (ne parası) diyerek seni kovmadı da, insaf edip aldığı kadarını geri verdi
…
Evet, işte HİLE-İ ŞER’İYELER BÖYLEDİR.
ANEKDOT
Tefecilerle ilgili haberler dal-budak salarken, tefecilerin uyguladıkları taktiklerden birini, bizzat bir yaşayan anlattı. Kendisine uygulanan taktiği bize anlatan hemşerimiz, özellikle gazeteye yazmamızı ve konuyla ilgili hemşerilerimizi uyarmamızı istedi. Biz de, tefecilerin taktikleriyle ilgili bir yorum yaparak, hemşerilerimizi uyarmayı, bu toplumsal yaraya, böylece bir neşter vurmayı uygun gördük.
Tefecilerin uyguladıkları taktiklerden sadece birini, kendi başına gelenini anlatan hemşerimize sözü bırakıyoruz ve onun dilinden anlatıyoruz: “Gerçekten, şu sıralarda maddi açıdan bazı sıkıntılarım, problemlerim var. Yani, parasal açıdan sıkıntılı bir dönem geçiriyorum. Nereden haber almışlarsa, birkaç tefeci başıma tebelleş oldular. Geçenlerde Güres Caddesindeki bir çayhanede yalnız başıma otururken, tanımadığım iki kişi gelip masama oturdular. Kimlerden öğrenmişlerse, adımı dahi biliyorlar. Bana, adımla hitap ederek:
-Hacı, duyduk ki maddi sıkıntı çekiyormuşsun. Bak kardeşim, biz ne güne duruyoruz. Öyle bir sıkıntın varsa, hiç üzülme, ne kadar para istersen, sana temin edebiliriz. Biz, herkese para vermeyiz ama biliyoruz ki, sen sözünün eri birisin, borcuna sadıksın. Hiç çekinme, ne kadar paraya ihtiyacın varsa, senetsiz, sepetsiz, kefilsiz sana verelim!
Tanımadığım bu davetsiz misafirlerin teklifleri karşısında, gerçekten şaşırdım. Bunlar, beni nereden tanıyorlardı, parasal açıdan sıkıntılı olduğumu kimden haber almışlardı. Bana, neden böyle bir iyilik(!) yapmak istiyorlardı, Tabii, bunların TEFECİLER olduklarını hemen anladım. Onlara, paraya ihtiyacım olmadığını, söyledim. Yine de teklifleri ve itimatları(!) için teşekkür ettim.
Evet, başıma gelen olay bu. Belki bir başkası olsa, bu teklife balıklama atlayacak ve alacağı para ile ödeyeceği paranın miktarının pazarlığını yapmağa başlayacaktı. Hemşerilerimi, bu konuda uyarıyorum. Sakın, böyle melek görünüşlü TEFECİLERİN TUZAKLARINA DÜŞMESİNLER!”
Verdiği bilgilerden dolayı hemşerimize teşekkür ederken, biz de, konuyla ilgili hemşerilerimizi uyarmak görevimizi yerine getirelim. Sakın ola ki, tefecilerin bu ve benzeri taktiklerine kapılarak, kendi evinizi kendi elinizle yıkmayınız. Allah korusun, işin sonunda, intihar edecek durumlara düşüp kurşunu, kendi kafanıza sıkmayınız!