“İnsan, beşer; bazen şaşar!”
denilmiştir.
“Hatasız kul olmaz!”
sözü de, hikmetli sözlerden biridir. İslâmi inanca göre, sadece Peygamberler (Cümlesine salat ve selâm olsun) masumdurlar. Diğer insanlar, her zaman için şeytanın tuzağına düşerek, hatalar işleyebilirler.
Yaşadığımız 21. asırda, teknoloji öyle gelişti ki, artık, her an için gözetildiğimizin farkında olmamız gerekir. Dinleniyor, izleniyor, kameraya alınıyor olabiliriz. Tabii, bu işler, Devlet ricali ve ekabirler içindir. Bizim gibi basit insanlar için değil.
Eğer sorumlu bir mevkideyseniz, biri, size rüşvet mi teklif ediyor, gizli bir kamerayla görüntünüzü çekmekte olabileceğini, en basiti cep telefonuyla ses kaydınızı alabileceğini sakın aklınızdan çıkarmayınız. Unutmayınız ki,
gelişen teknoloji, SIR DİYE BİR ŞEY BIRAKMAMIŞTIR!
Dinimize göre, adları
KİRAMEN KÂTİBİN
olan iki melek vardır.
ATİT VE RAKİP
adlı bu meleklerden biri sağ omuzda, biri sol omuzdadır. Sağ omuzdaki, insanın işlediği iyilikleri kayda alır, yazar, sol omuzdaki ise, insanların yaptığı şerleri!
Kameralar, ses kayıt cihazları çıkmadan önce,
“bu nasıl oluyor!”
diye düşünenler olmuştur. Amma, kameraların, ses kayıt cihazlarının icadıyla, bu gibi kayıtların
İLMİ İLAHİYE GÖRE
çok basit olacağı da kanıtlanmış oldu. Biz de evlerimize, iş yerlerimize, telefonlarımıza yerleştirilen kayıt cihazları
(BÖCEK)
sayesinde günün 24 saati gözetim altında olabiliriz!
Tabii, gözetlenmek, kayıt altına alınmak, bizim gibi basit insanlarla ilgili bir durum değildir. Basit insanların yaptıkları, kimselerin umurlarında olmaz. Bu gibi takipler, Devlet ricaliyle ve ekabir sınıfıyla ilgili durumlar cümlesindendir. Hani, şu sözde sözde mafya lideri olan SEDAT PEKER tarafından zaman-zaman servis edilen videolar ve ses kayıtlarının ortaya çıkarılması gibi, birilerinin arşivlerinde daha nice kasetler vardır, kimbilir!
Amma, bu işin asıl adı
HAYSİYET CELLATLIĞIDIR.
Yine, dini kurallara dönecek olursak, insanların gizlice dinlenmeleri, tarassut altında tutulmaları hiçbir şekilde caiz değildir. Hazreti Ömer’in (Allah Ondan razı olsun) halifelik dönemine ait anlatılan bir kıssa vardır. Kıssanın özeti şu:
Bir gencin durumundan şüphelenen Hazret-i Ömer, genci takibe alır. O’nu, yalnız yaşayan bir kadının evine girerken görür. Kapının önüne gider, kulak vererek, içeriyi dinler, gözetler ve bir şey yapmalarına fırsat bırakmadan kapıyı omuzlayarak içeriye girer. Suçlayarak, erkek ve kadını azarlar. Bunun üzerine genç erkek Hazret-i Ömer’e şöyle hitap eder:
-Ey Halife-i Müminin! Gerçekten, gelmeseydin belki de büyük bir yanlışlık yapacaktık. Günah işleyecektik. Senin gelişin buna mâni oldu. Amma, sen bir değil, üç günah birden işledin. Birincisi, tarassut altına alarak beni izledin. İkincisi, kapının önünde bir süre durarak evin içini gözetledin, konuşmalarımızı dinledin. Üçüncüsü, kapıyı çalmadan ve omuzlayarak açtın. Haneye destursuz girdin.
O adalet timsali Hazret-i Ömer, gencin sözlerini kabul ederek, kendisinin de böyle hareket etmekle suç işlemiş olduğunu itiraf etti.
HAYSİYET CELLATLIĞA YAPANLARA
ibret olsun diye bu kıssayı anlatmak ihtiyacını hissettik…
STK’LAR, SİYASETLE İÇ-İÇE!!!
Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) siyasetle iç içe oldukları gerçeğini hiç kimse inkâr edemez. Her STK’nın yakın durduğu siyasi bir görüşü ve bir partisi vardır.
Sivil toplum örgütleri adı altında toplantılar düzenleyenlere bakıyorsunuz, yüzde 80’i, 90’ı memurlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerden oluşuyor.
Sözde, STK’lara ait organizeleri gerçekleştirenlerin hemen hepsi memur veya kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerden oluşmakta. Aslında, memurların ve işçilerin siyasetle iç-içe oldukları zaten bilinen bir gerçek. Geçmiş yıllardan günümüze kadar terfi, atama, ödül bekleyenler, hep aynı paralelden hareket etmektedirler.
Ben, memurların ve işçilerin siyaset yapmalarına karşı değilim. Zaten memurların da, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerin de yüzde 70’i, 80’i siyasetin içindedirler. Seçimlerde, aday adayı veya aday olanlara bakınız. Büyük bölümü memurlardan oluşmuyor mu. Önce aday adayı veya aday oluyorlar, kazanmayınca da görevleri başına geri dönüyorlar!
Amma şu da var ki iktidara yakın olanlara, bir şey diyen olmaz, kazanmasa dahi, en azından yerini garanti etmiş olur. Hatta partili olduğun için terfi ettirilir. Bu durumun bir hayli örnekleri var. İktidara karşı bir oluşum içinde siyaset yapanlar ise ölümlerden ölüm beğensinler. İşte, olmaması gereken budur!
Keşke, memurların ve işçilerin serbest siyaset yapmalarına yönelik bir yasa çıkarılsa da, zaten siyasetin içinde olan memur ve kamu işçileri, bunu daha aleni ve tescilli olarak yapsalar!