14 Mart Tıp Bayramını kutlarken, önemli bir konuya dikkatleri çekmek istedik. Tababet (doktorluk) şüphesiz en kutsal mesleklerin başında gelir. İşleri, hastalara şifa dağıtmak olan doktorlara ne kadar kıymet göstersek, hürmet etsek azdır. Tıp mesleği, mesleklerin en KUTSALLARINDAN biri, belki de ilkidir. Tıp mesleğinin önemini belirtmek açısından örnek gösterelim. Üniversitelere giriş sınavlarında en yüksek puanı gerektiren fakültelerin başında tıp fakültelerinin gelmesi boşuna değildir. Henüz ilkokul çağında olan çocuklara
(büyüyünce ne olmak istersin)
diye sorulduğunda
(doktor)
cevabının verilmesi de bu mesleğin öneminden kaynaklanmaktadır.
Bu bir gerçektir ki, tıp fakültelerine ancak zekâ kapasiteleri yüksek gençler girebilmektedirler. Tıp fakülteleri, eğitim süresi en uzun fakülteler arasındadır. Fakültelerin süreleri genelde 4 yıldır. Ancak, tıp fakülteleri 6 yıl sürelidir. Hele, mütehassıs unvanı alınacaksa, ihtisas dalına göre, tahsil süresine asgari 4 yıl daha eklenir. Yani, bir mütehassıs hekim, liseden sonra en az 10 yıl daha tahsil görmek zorundadır. Bir de buna öğretim görevlisi ve akademisyenlik için gerekli süreleri eklerseniz, bir tıp bilim adamının bütün ömrü okumakla geçer, demektir. Hem zaten, iyi bir hekim, sürekli olarak tıptaki gelişmeleri takip etmek zorundadır.
Doktorluk mesleğinin önemine yeterince vurgu yaptıktan sonra, gelelim ikinci konuya. Bir tıp adamı bunca tahsili elbette insanlara hizmet etmek için yapmaktadır. Temel amacı da bu olmalıdır. Her külfetin bir karşılığının olması gibi, kendilerini bilime ve dolayısıyla hastalarına adayan doktorların yaşam standartlarının yüksek olması gerekir. Bütün bunların yanında, bu mesleği seçenlerin de hasta haklarına riayet etmeleri, mezun olurken yaptıkları
HİPOKRAT YEMİNİNE
sadık kalmaları şarttır. Hastaları, bir ticaret metaı olarak değil, bakıma, korunmaya, iyileşmeye muhtaç enstrümanlar olarak görmeleri, bu açıdan şefkat ve sevgiyle yaklaşmaları gerekeceğini bilmelidirler.
Bu bakımdan hasta ile sağlık çalışanları arasında bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkan sorunların çözümü için sağlık çalışanlarının hastaya ve hastanın sağlık çalışanlarına karşı görev ve sorumluluklarını bilmeleri, daha iyi sağlık ortamı için hasta ve sağlık çalışanlarının el birliği etmeleri gerekir.
Sağlıklı olma hakkı kişinin sağlığının korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesini gerektirir. Bunun yolu da yasalarda belirtilmiştir.
Hipokrat’tan bu yana hasta-hekim ilişkisi güven ve gizlilik esasına dayanmış,
“KUTSALLIK”
taşıyan bir ilişki olarak tanımlanır.
Her hastanın tıbbi bakım hakkı vardır. Ayırım yapılmaksızın her hastanın sağlık hizmetinden yararlanması, hekimini seçmesi veya reddetmesi gibi hakları bulunmaktadır. Hastalık konusunda hastayı ve hasta yakınlarını bilgilendirmek, ameliyat ve benzeri durumlarda hastanın veya hasta yakınlarının onayını almak da hasta hakları arasındadır. Kendisinin ve yakınlarının müsaadesi olmadıkça hastaya ait bilgilerin açıklanması yasaktır.
Ancak, hatırlatmakta yarar var. Doktor-hasta ilişkilerinde hep hastayı suçlarsak, gerçekçi bir teşhis olmaz. Doğru teşhisin ne kadar önemli olduğunu doktorlarımız gayet iyi bilirler. Meydana gelen olaylarda bütün sorumlulukları, hastalara ve hasta yakınlarına yüklemek, tek taraflı bir mağduriyetin yaşanmasına yol açar. Görevlerini hakkıyla yapmayan, hastasına gereken ilgi, alaka ve ihtimamı göstermeyen sağlık görevlilerine ne demeli!
Hani, (Madalyonun iki yüzü vardır!) denilir. Sağlıkta madalyonun bir yüzünde sağlık personeli varsa, öbür yüzünde de hasta ve hasta yakınları bulunmaktadır. Biz, madalyonun tek yüzüne bakarsak, bu yanıltıcı olur! Hipokrat yeminine sadık doktorlar ve doktorlarına saygılı hastalar olursa, inanın Doktor-hasta ilişkilerinde hiçbir problem yaşanmaz!
Bu düşünceler içinde, sağlık personellerine yönelik şiddeti nefretle kınarken, hastalarına gereken ilgi, alaka ve ihtimamı göstermeyen sağlık personellerine ve özellikle doktorlara yaptıkları
HİPOKRAT YEMİNİNİ
anımsattıktan sonra 14 Mart Tıp Bayramlarını kutluyoruz.