İşleri ehline vermek, bir yerde emaneti ehline vermek demektir. Ehil insan, her bakımdan güvenilir insandır. Gönül huzuru içinde malınızı, canınızı, ailenizi hatta ülkenizi teslim edebileceğiniz kimsedir. Bu bakımdan dinimiz işlerin ehil ve liyakat ehli olanlara verilmesini emreder.
Bugünkü yorumumuzda, malınızı ehil olmayanlara teslim ettiğinizde başınıza nelerin gelebileceğini bir Siirt anekdotuyla anlatalım istedik. Anekdotta adı EMİN olan kişinin gerçekte İHANET etmesi gibi, EMİN VE EHİL DİYEREK ülkemizi teslim ettiğimiz kimselerin, ülkenin malını nasıl talan edebileceklerinin ve löpür-löpür yiyeceklerinin basit bir örneğidir.
Anekdotumuz şu: Gözleri âmâ, kalp gözü açık Siirtli Hafızhanlardan Eyüp Hoca, her yıl olduğu gibi, Ramazan devresine gidecekti. Geçmiş yıllarda, Siirt’in hafızları Ramazan ayında bir çok illere giderler, zengin evlerinde Ramazan boyunca her gün bir cüz okuyarak, Ramazan ayı sonunda hatime-i şerif ile tasdik ederek, bayram sonrasında da kendilerine verilen para ve hediyelerle geri dönerlerdi.
Yine o zamanlar, taşıt araçları yaygın olmadığı için, gidecekleri yerlere çoğu kere at sırtında gittikleri olurdu. İşte, bu hâfızlardan biri olan Eyüp Hoca da, âmâ olduğu için Ramazan devriyesine gidince, kendisini götürüp getirmesi için bir talebesini götürürmüş. Ona da, kendisine verilen paraların ve hediyelerin bir kısmını verir böylece zamanını değerlendirmesini sağlarmış.
Ramazan devriyesine çıkacak olan Eyüp Hoca’ya, Hanımı, yol nevalesi olarak çok sevdiği Siirt’in içli köftelerinden
(KİTEL)
yapmış, heybesine koymuş. Hoca’nın bindiği atın yularını tutan talebesi, bir ara heybeye elini atmış, bakmış ki
KİTEL
var. Dayanamamış, bir tanesini usulca mideye indirmiş. Nasıl olsa Hoca görmüyor. Hem, köfteleri sayarak vermiş değillerdi ya!
Ancak,
KİTELİN
tadına dayanamayan talebe “bu artık sonuncusu olsun” diye diye
KİTELLERİ
ardı ardına mideye indirince, bir de bakmış ki heybede
KİTEL KALMAMIŞ.
Bir su kenarına vardıklarında Hoca:
-Mola verelim de yemek yiyelim!
demiş.
Talebesi, Hocasını atın sırtından indirmiş. Elini yüzünü yıkadıktan sonra Hoca:
-Bak oğlum muallimen heybeye KİTEL koymuştu, getir de yiyelim!
demiş.
Bütün köfteleri midesine indirmiş olan Talebe, heybeye bakıyormuş gibi yapmış, heybenin dibini sökmüş ve söylenmiş:
-Hocam, heybenin dibi sökükmüş. Bizim de haberimiz olmamış. Bütün köfteler yol boyunca dökülmüş olacak!
Öğrencisinin, köfteleri yediğini anlayan Hoca, unutmuş gibi sormuş:
-Senin adın neydi, Oğlum?
Talebesi cevap vermiş:
-Adım EMİN Hocam. Adımı unuttun mu yoksa?
Hoca, taşı gediğine koyarak söylenmiş:
-Oğlum, adının “EMİN” olduğunu biliyorum da, annen adını neden “EMİN” koymuş da “HAİN” diye koymamış, ona şaşırıyorum!
***
Bu anekdotta anlatıldığı gibi işi ehline vermez, hainleri iş başına getirirsek, onlar da bu ülkenin kaynaklarını löpür-löpür götürürler…