Taşına, toprağına, bayrağına kurban olduğum memleketimin üç dilli kardeş şehrimin güzel insanlarına selam ve saygılarımla…
Yıllarca bizlere ne empoze edildiyse onları izledik ve tarih kitaplarında ne yazdılarsa onları okuduk.. Yıllarca sinema sanatı adı altında yapmış oldukları filmlerde istediklerini masum, istemediklerini barbar ve vahşi olarak gösterdikleri öyle bir zaman oldu ki, Kızılderililer vahşi beyaz adam, masum bir zamanda Yahudileri dünyanın ezilmiş insanları olarak lanse ettiler.. Çoğu zamanda kara kıta da yapmış oldukları kölelik düzenini unuttururcasına tüm siyahları ezip, asimile ettiklerini hala bazı faşizan toplulukların yapmış oldukları katliamları ve soykırımı masum gösterme adına birçok filim ve yazılı olan saçma tarih yazıları.. Tabii bu durumu bizlere de uyarladılar ve bizim gerçekleri yanlış öğrenmemiz için batı medeniyeti adına gerekli argümanları hazırlayıp bizi kendi benliğimizden ve geçmişimizden utanır hale getirebilmek için film senaryolarında bizler için önemli ve İslam'la özdeşleşen o mübarek isimleri; Recep, Şaban, Ramazan, Bayram gibi bu güzel isimleri özellikle bir kesimin yazmış olduğu senayolarla halkın gözünde; mübarek Şaban ismini üçkağıtçı düzenbaz, Recep ismini saftirik, Bayram ismini ayı oynayan bir düzenbaz ve çingene tiplemesine bile verdiler.. Halbuki bu isimler bizim dinimiz için kutsal ve mübarek kabul ettiğimiz 3 ayları ve ardından gelen tüm İslam dünyasını kucaklayan bayramın müjdesidir.. Maalesef ki son 40 yıldır artık bu tür mübarek isimleri çocuklarımıza isim olarak vermiyoruz, bu bile ne kadar başarılı olduklarını gösterir ki; bizlerde maalesef bu oyunlara geldik.. Bu meseleye nereden geldim diye merak etmiş olabilirsiniz; Bu ramazan ayında malum dizi ve sineme sektörü sekteye uğradı ve büyük zarar gördüler.. Tüm iş kollarında olduğu gibi.. Fakat işin güzel tarafı kendimizi keşfetme şansını bulup evimizde bizleri de canlı yayınlarda her birimizin dostane yapmış olduğu sohbet programları oluşturup, en azından bu sektöre bir dur diyebildiğimizi, bizim artık kendimizin izleyebileceği ve tamamen yerli olan programlardan zevk aldığımız ortaya çıktı.. Bizler televizyonlarda ilk defa toplumu ilgilendiren ve fevkalade dikkatlice izlediğimiz pandemi ile ilgili olan ve sağlık çalışanlarının bizlere saygı ve sevgi ile neler yapmamız gerektiği yönünde yol gösteren ve bizlerin de hocalarımızın dediklerini yaparak düzlüğe çıkmak için vermiş olduğumuz azami gayret az bir şey değil.. Bir de spor programlarının olmayışı ile sözüm ona eski hakem müsvettelerinin ve de onlara çanak tutan spor programlarının moderatör adı altındaki tetikçiler, çok şükür onlarda yok.. Peki ne var derseniz vallahi bizler, kimisi instagram'da canlı yayınları izledi, kimisi facebok da; çok da güzel oldu.. Üstelik birbirimizi dinleme fırsatı bulduk.. TRT bu dönemde reyting rekorları kırarak tarihin gizli kalmış programlarını yayınladı ve gerçekten zevkle izlendi.. Özellikle Atatürk ve silah arkadaşlarının Millet Meclisini kurmak için bir milletin uyanışını ve Kuvay-ı Milliye ruhunun ne kadar önemli olduğunu gösteren tarihi belgesel niteliğindeki filmler, öte yanda ilgilenen insanların zevkle evden izlediği kuran yarışması ve benzeri programlar ve bu minvalde birçok televizyon kanalının yapmış oldukları besleyici ve bilgilendirici programlar.. En azından şunu öğrendik ki, biz sizin bize verdiğinizi istemiyoruz.. Türkiye asla kızının arkadaşıyla birliktelik yaşayan kart zampara veyahut toplum ahlakına aykırı programlar istemiyor.. Bu tür programları izlemek isteyenlerde özel ve paralı kanallardan kendi meşreplerine uygun olanları satın alabilirler, bizi de zerre-i muska ilgilendirmez.. Sizden istirhamım sevgili senaristler, artık şunu anlayın ki; Türkiye'ye ne verirsek onu alırlar dönemi bitti..Benden hatırlatması… Allah'a emanet olun...