Dinler tarihi incelendiğinde görülecektir ki, ilahi dinleri özlerinden saptıranlar, hep sözde din adamları olmuştur. Yahudiliği, Hıristiyanlığı ve Müslümanlığı dahi rayından çıkaranlar, dindar maskeli sözde din adamlarıdır. Şunun altını çizmekte yarar var.
DİNDAR BAŞKA, DİNCİ BAŞKADIR.
Öyle düşünün, lalettayin biri dini konuda bir görüş öne sürse, kimse itibar eder mi. Elbette, etmez! Ama unvanı allame(!), müftü, vaiz, imam olan biri söylerse o sözler değer kazanır. İşte, gerçekte dinin özünden bihaber olan, ancak kendilerini allame vehmeden veya dini şahsi menfaatlerine alet etmek isteyen birileri dini konularda bir görüş ileri sürecek olurlarsa, araştırmaya gerek kalmadan kabul görürler. Bu gibi kimseler, dini, çıkarları için kullanmak zilletine düşerlerse, helâli, haram; haramı, helâl yapmaktan çekinmezler! Yeri gelir, faizi bile, helal yaparlar!
Bu gibi dincilerin en büyük düşmanları hep gerçek bilim adamları olur. Geçmiş yıllarda (Dünya düzdür) diyenlerle, ya da (dünya öküzün boynuzları üzerindedir) diyenler hep sözde din adamları olmuştur. Bu görüşlerine karşı çıkan ilim adamlarını en ağır şekilde cezalandırmaktan da geri kalmamışlardır.
Muhyidin-i Arabi’yi, Hallaçı Mansur’u tekfir ettirenler, Hanefi Mezhebinin Kurucusu Numan Bin Sabit-i zehirleyenler de yine bu sahte dincilerdir!
Osmanlılar döneminde, Padişahların istekleri doğrultusunda fetva veren Şeyhülislamların yol açtıkları facialar sayılamayacak kadar çoktur.
Orta Çağda, Hristiyan dünyasında
ENGİZİSYON MAHKEMELERİ VARDI.
Katolik kilisesine bağlı olanlardan dine karşı gelenleri cezalandırmak için kurulan bu mahkemeler, nice gerçek bilim adamlarının yakılarak, idam edilerek, ya da boyunları vurdurularak cezalandırmalarının kararlarını vermişlerdir.
Maalesef, Osmanlılar döneminde de Şeyhülislam makamı, bir nevi engizisyon mahkemesi görevi ifa etmiştir. Padişahların istekleri doğrultusunda, zaman-zaman beşikteki bebeklerin bile öldürülmelerine karar verecek kadar gaflet içinde olmuşlardır.
Hristiyan dünyası uyandı ama bizim Müslümanlar hala sahte dincilerin peşinde koşuşturuyorlar. Türkiye’nin son yıllarına bakın. Ali Kalkancı’lar, Müslim Gündüz’ler, Adnan Hocalar, FETÖCÜLER ve diğerleri hep Müslümanları kandırmadılar mı! Hala da Müslümanları kandıran, İslam dininin özünde olmayan tarikatlar, cemaatler yok mu! Adına, Diyanet İşleri Başkanlığı denilen kurumun icraatlarına bakıyoruz da, zaman-zaman din adına ahkâm kesen bu kurumun verdiği sözde fetvalara hayret ediyoruz.
Evet, bu tarihi bir gerçektir. Bütün dinler, en büyük zararı hep
DİNCİ GEÇİNEN
ehliyetsiz, liyakatsiz, dünyevi hırslarını, tatmin etmek için din adına kılıflar uyduranlardan çekmiştir.
YÜCE RABBİMİZ, DİNİMİZİ DİNCİLERDEN KORUSUN!