104 emekli amiralin bildirisinden sonra iktidar mensupları bir taraftan emekli amiraller hakkında darbeye teşebbüs girişiminden veryansın ederek (apoletlerini sökelim, emekli maaşlarını keselmim, cezaevlerinde çürütelim) derlerken, diğer taraftan, sözde MONTRÖ ANLAŞMASINI SAHİPLENEREK (DAHA İYİ ŞARTLAR SAĞLANMASI) durumunda değiştirilebileceği imasında bulunan beyanatlar vermektedirler. Oysa, Montrö Anlaşmasının tartışmaya açılması bile kazanılmış hakların kaybedilmesi açısından endişe vericidir. Bu bir gerçektir ki, uluslar arası anlaşmalarda değişiklikler, hep güçlü devletlerin lehlerine olur. Güçleri sınırlı devletler, güçlü devletlerin görüşlerine
(EYVALLAH)
demek zorunda bırakılırlar.
Şimdi biz, ne kadar güçlü olduğumuzu hiçbir gücün bize boyun eğdiremeyeceğini iddia edersek edelim, gerçekler ortadadır. ABD gibi bir süper güçle kendimizi mukayese etmeğe kalkışırsak, lehimize değil, aleyhimize olur.
1936 yılının şartlarında binbir emek verilerek dosta düşmana kabul ettirilmiş MONTRÖ ANLAŞMASINI, LEHİMİZE OLACAK ŞEKİLDE DEĞİŞTİRMEĞE DÖNÜK BİLE OLSA, GÜNDEME GETİRMEMİZ, MEVCUT KAZANIMLARIMIZI KAYBETMEMİZE YOL AÇAR. Hani, meşhur bir deyimimiz vardır.
(DİMYAD’A PİRİNCE GİDERKEN, EVDEKİ
PİRİNÇTEN OLMAK)
deriz ya! Bu iş, sonra bu deyimin içeriğine benzemesin!
ANEKDOT
Dimyat, Mısır’da Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye’ye getirilirdi. Dimyad’a pirinç almaya giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz’de Arap korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar. Binbir müşkülât içinde Türkiye’ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul’dan kalkmış memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.
İşte
(Dimyad’a pirince giderken evdeki
bulgurdan olmak)
deyiminin bundan kaynaklandığını söyleyenler vardır.
Deyimle ilgili ikinci bir anekdot ise şöyledir:
Vaktiyle Anadolu’da pirinç yetiştirilmezken, en iyi pirinç Mısır’ın bir liman kasabası olan Dimyat’tan gelirmiş. Kârı da buğdaya göre oldukça yüksekmiş. O yüzden birçok çiftçi buğday yetiştirmektense pirinç getirip satmayı tercih etmeye başlamış. Bu çiftçilerden biri, kendi buğday tarlasını satmış, aldığı parayı yol parası yapıp Dimyat’a pirinç almak için yollara düşmüş. Daha o Dimyat’a varamadan bindiği gemiyi Akdeniz’de korsanlar yakalamış, diğer yolcularla birlikte adamcağızı soyup soğana çevirmişler. Tabii pirinç almak için sattığı koca tarlanın parası da böylelikle uçmuş gitmiş.
Çiftçi bin bir zorluk içinde kös kös memleketine dönmüş. Geldiğini duyan arkadaşları ziyaretine koşmuş.
“Ee hayırlı olsun, sen de pirinç tüccarlığına başladın demek. Yakında köşeyi de dönersin artık”
demişler.
“Ne köşeyi dönmesi!”
demiş çiftçi omuzları düşerek.
“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldum.”