Fatih Arıtürk

DEPREM VERGİLERİ NE OLDU!

Fatih Arıtürk

Mizahımızın piri olarak kabul edilen Nasrettin Hoca Merhuma mal edilen bir anekdot vardır. Oğluna bir testi vererek, çeşmeye gitmesini ve su doldurmasını isteyen Hoca, suratına okkalı tokat atarak:

-Dikkat et, testiyi kırmayasın, ha!

der!

O sırada, yanında olan dostu, sitem ederek:

-Hoca, çocuğa tokat atmak haksızlık değil mi! Testiyi kırmış değil ki, tokat atasın!

Hoca, bunun üzerine ibret alınması gereken şu cevabı verir:

-Testiyi kırdıktan sonra, tokat atmışsın ne anlamı var. Tokadı peşin atacaksın ki, aklı testide olsun. Kırmadan suyu doldurup, getirsin…

Nasrettin Hoca’ya mal edilen bu gibi anekdotlar okuyanları, dinleyenleri gülümsetse bile gerçekte çok önemli mesajlar içerirler. Bugünkü yorum yazımızda, Hocamızın bu anekdotundan yola çıkarak, deprem konusunda bazı gerçeklere dikkatleri çekeceğiz.

Son yaşanan İzmir Karaburun merkezli depremler bana nedense bu anekdotu anımsattı. Yıllardan beri deprem vergisi toplanır da, sözde depreme karşı önlemler almak için toplanan bu paraların nereye gittiğini, nerelere harcandığını bilen yok!

Doğrusunu isterseniz, bir deprem ülkesi olarak bilinen Türkiye’de, deprem konusunda hiçbir önlem almayan ilgililerin ve yetkililerin deprem sonrası verdikleri demeçler bize hiç de inandırıcı gelmiyor.  Adeta

(GELİYORUM)

diyen depremi tevekkülle bekleyen ve kadere bağlayan düşünce, sığ bir düşüncedir.

1999 depremini müteakip çıkarılan ve hala yürürlükte olan

DEPREM

VERGİSİNİN

paraları nereye gitti. Toplanan vergilerden Depremlerin önlenmesiyle ilgili hiçbir harcama yapıldı mı! Oysa, yıllardan beri deprem vergisi adı altında toplanan paralarla, deprem konusunda gerekli önlemler alınsaydı ölümler, yaralanmalar ve yıkımlar yaşanmayabilirdi.

Diyelim ki, deprem vergisi adı altında toplanan paralar, merkez bankasındaki ihtiyat akçesinin

(KEFEN PARASI)

harcanması gibi, hazineye aktarıldı ve kullanıldı. Peki, yaşanan depremlerden ders alarak, mevcut binaları kontrol ettirmek, depreme dayanıklılık riskini ortaya çıkartmak da mı aklınıza gelmedi. Hem, yaşanan ölümlü depremlerden sonra Türkiye’nin dört bir yanında inşaatlar yükselmeğe devam ederken, gerçek anlamda bir kontrol mekanizması kurarak, denetlemek de mi aklınıza gelmedi.

Yapsatçıların namuslularını tenzih ederek belirtelim ki, yapılan inşaatların demirinden, çimentosundan çalmak müteahhitlerin vazgeçilmez karakterleri(!) gibidir. Bir inşaatın, daha temel aşamasındayken kontrol ettirilmeye başlanması, temelinin derinliği, konulan demirin, çimentonun, kumun uygunluğu kontrol ettirilerek, statik hesaplaması yapılırsa, depremlerde binalar yıkılmaz, dolayısıyla yıkıntılar altında kalarak ölenler de olmazdı! Olsa bile, asgari ölçülerde kalırdı.

Günümüz Japonya’sında, alınan tedbirler sayesinde 9 şiddetindeki depremlerde bile ölen, yaralanan olmuyor. İnternetten gökdelenlerin sallandıklarını gösteren videoları izleyerek, bu gerçeği gözlerinizle görebilirsiniz! Demek oluyor ki, öldüren depremler değil, demirinden, çimentosundan çalınan, kalitesiz kumların kullanıldığı, statik hesabı yapılmadan gelişigüzel yükselen yapılar öldürücü olmaktadır.

Sözü dönüp dolaştırıp, Nasrettin Hoca merhumun testi anekdotuna getirelim. Adına devlet dediğimiz mekanizmanın ilgili kurum ve kuruluşları, inşaatlar yapılırken,  kontrolleri gerektiği gibi yapsalar, yaptığı inşaatın demirinden, çimentosundan çalan müteahhitlere okkalı tokat atsalar (yüksek ceza yazsalar) inanın ki, Japonya’da olduğu gibi, depremler bizde de öldürmezdi!

Evet, asla unutmamaz gereken bir husus var. Türkiye’nin büyük bölümü birinci derece deprem bölgesidir. Buna rağmen, İlimizde, depreme karşı alınmış hiçbir önlem olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak depremle ilgili alınmış tek bir önlem yok. Alınmış önlemler varsa, ne olduğunu açıklasınlar da öğrenelim. Önemli olan, deprem sonrası değil, deprem öncesi alınması gereken ölemlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları