1-7 Mart tarihleri arası günler Sivil Savunma ve Deprem haftasıdır. Bu hafta, Ülkemiz genelinde deprem etkinliklerinin uygulandığı haftadır. Bilindiği gibi, Türkiye’nin 1. derece deprem riskli illeri arasında Siirt de yer almaktadır. Allah’a şükürler olsun, bugüne kadar Şehrimizde ve hatta İlimiz genelinde can ve mal kaybına yol açacak bir deprem yaşanmadı. İlimizin geçmişini irdelediğimizde de, önemli sayılacak bir deprem olayının yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Yaşları 100’ü aşan hemşerilerimiz var. Onlar da, Siirt’te bugüne kadar ölümlü bir deprem olayının yaşandığını anımsamıyorlar. Hatta 100 yaşındaki bu büyüklerimiz, kendi dedelerinden de, Siirt’te can ve mal kaybına yol açan bir deprem olayı duyumunu almadıklarını söylemektedirler.
Peki, nasıl oluyor da, Siirt birinci derece riskli deprem kuşağına dahil iller arasında gösteriliyor. İşte, bizim asıl şaştığımız konu budur. Gerçi, tedbirli olmak açısından önemli bir ikazdır amma, bu durumu hangi bilgiler doğruluyor, bilemiyoruz.
Tabii, bu konunun uzmanları vardır. Adına
FAY HATTI
denilen bir hattın mevcut olduğu ve bu fay hattının üzerinde bulunan illerin riskli iler oldukları belirtilmektedir. Bilimle ilgili tespitleri inkâr edemeyiz. Çağımız, bilgi çağıdır. Teknoloji gerçekten çok gelişmiştir. Deprem varsa, depreme karşı alınacak önlemler de mevcuttur. Bundan dolayıdır ki, Japonya gibi deprem ülkelerinde 8-9 şiddetinde depremlerde bile ölen tek insan, yıkılan tek bina olmuyor.
Siirt, gerçekten birinci derecede deprem riski taşıyorsa
(ki bilimin ışığında söylenen budur)
o zaman, bugüne kadar ölümlere ve büyük yıkımlara yol açan bir deprem yaşanmadı diye tedbiri elden bırakmak olmaz. Bilhassa, Şehrin eski kesiminde
(Allah
Korusun)
7 şiddetinde muhtemel bir depremde taş üstüne taş kalmayacaktır. Ölen ve yaralananların sayıları da buna göre yüksek olur. Bu açıdan, Şehrin eski kesimin bir an evvel ve mutlaka masaya yatırılması gerekir. Çünkü bu kesimdeki evlerin büyük çoğunluğu zaten
MAİL-İ İNHİDAM olarak nitelendirilen YIKILMAYA MEYİLLİ cas yapılardır.
Henüz bir facia yaşanmadan, Siirt’in eski kesimi mutlaka, ama mutlaka ele alınmalıdır.
Şehrin yeni kesimine gelince, bu kesimdeki binaların da pek sağlam oldukları inancında değiliz. Müteahhit işi yapılan binaların eksik demir, eksik çimento gibi sorunları olduğu, birçok binanın, duvarlarının çatladığı bilinen gerçeklerdendir. Deprem riskine karşı dayanıklı olup olmadıkları yapılacak testlerle rahatlıkla ortaya konulabilir.
Deprem haftasını boş laflarla geçiştirmek yerine, bu konularda çalışmalar yapılması zorunludur. Hele, yapılan yeni inşaatların mutlaka, ama mutlaka ta temel hafriyatından başlanarak sürekli kontrol altında tutulmaları zorunluluktur. Zaten, bu zorunluluk yasalarımızda mevcuttur. Ancak, konunun yeterince takip edildiği inancında değiliz. İnşaatları denetleme şirketlerinin çalışmalarının da denetlenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Evet, 1-7 Mart deprem haftasında konuşmaktan çok yapılması gereken konulara parmak bastık. Dileriz ki, deprem haftası etkinlikleri kuru laflarla geçiştirilmiş olmaz.
GİRİŞİMCİLİK HAFTASI
Mart ayının ilk haftası
(GİRİŞİMCİLİK HAFTASI)
olarak değerlendirilir. Girişimcilik, kişilerin kendi işlerini kurmak, genişletmek, üretmek, hatta başkalarına iş kapısı açmak yolunda gayret sarfetmeleri anlamına gelir. Bu bir gerçektir ki, toplumların kalkınması, girişimci ruhuna ve kapasitesine sahip insanların varlıklarıyla mümkündür. Girişimciler, toplumun ihtiyacı olan nesneleri üretir, çoğaltır, geliştirir, hatta, olmayanı hayâl ederek vücuda getirirler. Girişimciler olmasaydı, medeniyet ilerlemez, uygarlıklar doğmazdı. İnsanlar, ilk çağlardaki yaşamlarına devam ederlerdi. İnsanların TAŞ döneminden, yontma taş dönemine, maden dönemine geçmeleri de girişimciler sayesinde tahakkuk etmiştir. Bugün insanların Ay’a gitmelerinin temelinde Tekerleği bulan ilk girişimcilerin düşünceleri vardır. Girişimci, gerektiğinde risk alarak ileriye dönük düşünceleri tahakkuk ettirmeğe çalışan kişidir. Gelişmiş ülkelerin asıl kaynağı girişimci ruha sahip insanlarıdır. Risk alarak yenilikler peşinde koşmak girişimcilerin ruhlarında vardır. Ticaret ve iş yaşamında girişimci, risk alarak yenilik yapan kişi olarak bilinir. Girişimci ileriyi görebilen, gelişmeleri izleyen, risk alabilen ve düşüncesini geliştirmeye çalışan kişidir. Ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir. Önemli olan gençlerin gücünü harekete geçirebilmektir. Girişimciliği sağlayan etkenlerin başında kişinin cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gelir. İçinde bulunulan haftada bu değerler vurgulanmakta, insanlarımızın yatırıma yönlendirilmesini sağlamak üzere çeşitli etkinlikler yapılarak başarılı girişimciler ödüllendirilmektedir.
Girişimci kişi risk alabilen, kaynakları en iyi şekilde değerlendiren, fikir üreten, kendine güvenen ve çevresini en iyi tanıyandır.
Yapılan bir araştırmaya göre Avrupalıların yarısı, Amerikalıların ise yüzde 60’ı kendi işine sahip olmayı yeğliyor. AB toplumlarında herkes Avrupalıların daha girişimci bir yapıyı özümsemesi konusunda hemfikir. Buna karşın Avrupalıların çoğu kendi işlerine sahip olmayı fazla riskli görüyor. Oysa Avrupalıların riskleri almaya istekli olmaya ve yükselen iş fırsatlarını değerlendirmeye fazlasıyla ihtiyacı var.
Avrupalı eksperlerin görüşüne göre bu soruna çözüm girişimciliği ilköğretimden itibaren gençlere yavaş yavaş aşılamaktan geçiyor.
Gerçekten ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri ticari bir girişimi başlatabilir ve başarılı olabilirler mi? AB ülkelerinde okullarda giderek uygulamaya konulan çok sayıda programın ortaya koyduğu sonuçlara göre bu sorunun cevabı “evet” çıkıyor.
Üreten toplumların tüketen toplumlara göre daha gelişmiş olması, hızlı ve çok kanallı bilgi akışı nedeniyle bilen değil, bilgiyi kullanan toplumların ilerliyor olması sebebi ile girişimcilik, 21. Yüzyılın önemli bir paradigması halini almıştır. Bu durum ülkemizde de fark edilmiş ve girişimciliğe özendiren pek çok model geliştirilmiştir. Her beceri gibi girişimcilik becerisinin de eğitimle ve özellikle ilköğretimle kazandırılabileceği bilinmektedir.
Girişimcilik haftası, girişimci ruhlu gençlerin artmasına vesile olsun dileklerimizle…