Haksızlıklar, başını almış gidiyor, kuvvetli olanlar, zayıfları eziyor. Peki, bunca haksızlıkları irtikap edenler, bu dünyada olmazsa bile, ahiret gününe inanıyorlarsa, yaptıklarının hesabını vermeyeceklerini mi zannediyorlar. Ahiret hesabının ne kadar zor olduğunu kanıtlayan bir Siirt anekdotunu okuyucularımızın ve özellikle kul hakkı yiyenlerin dikkatlerine sunmak istedik. Nakledeceğimiz anekdot, Siirtli hemşerilerimize ait hayâli bir anekdot olmakla birlikte, haram malın, öldükten sonra sahibine vereceği büyük sıkıntıya işaret etmek açısından önemlidir. İşte, haram mal edinenlerin nasıl sorgulanacaklarının vurgusunu yapan yüzde yüz Siirtlilerin malı bir anekdot:
Zengin bir Siirtli, öleceğine yakın çocuklarına sıkı sıkıya:
-Size vasiyetim, öldüğümde ilk gece mezarımda benim yanımda birini yatırmanızdır. Ne kadar para verirseniz verin, amma, muhakkak, ilk gece yanımda bir olsun. Ben, ilk günün dehşetinden çok korkuyorum! Yoksa, size hakkımı helâl etmem!
diye vasiyette bulunmuş. Çocukları da, babalarına verdikleri sözü yerine getirmek için, mezarda ilk gece yanında yatacak birini ayarlamışlar. İşi hamallık olan fakir amma gerçekten cesur Siirtli, verilen yüksek ücret karşılığında bir gece için mezarda ölünün yanında yatmayı kabul etmiş!
Geceyi, zengin ölünün yanında mezarda geçiren hamal, sözleştikleri gibi, sabah namazında mezardan çıkarak, Camiye gitmiş ve ölünün çocukları ile görüşmüş. Ölünün çocukları, büyük bir merak içinde, gece korkup, korkmadığını, ne olup bittiğini sormuşlar. Adam, cevap vermiş:
-Babanızın yanında mezarda yatarken ve yarı uyur, yarı uyanık bir haldeyken MÜNKER-NEKİR (Sorgu Melekleri) geldiler. Kendi aralarında konuştular. Biri diğerine “önce ölüyü mü sorgulayalım, diriyi mi?” dedi. Diğeri cevap verdi. ‘Önce diriyi sorgulayalım. Ölü, nasıl olsa artık, elimizin altında. Kaçışı, kurtuluşu yok!” Sonra, bana ne iş yaptığımı sordular. “Hamal” olduğumu söyledim. Yüklerimi taşırken, düşmesinler diye bağladığım urganımı nasıl aldığımı, ödediğim paranın helâl mi, haram mı olduğunu sordular. Anlattım. “Peki, urganının başına koyduğun AKULE’Yİ (ağaç sapan) nerden aldın?” dediler. Bir bağdan geçerken, ağacın bir dalını, sapan olmaya uygun bularak kopardığımı söyledim. Bu defa bana: “Peki, bağın sahibinden müsaade aldın mı veya kopardıktan sonra olsun bağ sahibiyle helâlleştin mi? Diye sorular yönettiler. Sizin anlayacağınız, sabaha kadar AKULE’NİN (Geçmiş yıllarda, hamallık yapanların, yüklerini bağladıkları urganlara, attıkları düğümün kaymasını ve açılmasını önlemek için ucuna taktıkları ağaçtan çatal sapan) hesabını vermekle meşguldüm ve bir türlü hesabını veremedim. Artık, babanız bunca malının mülkünün hesabını nasıl verecek. Onu bilemem!