Osmanlı İmparatorluğu döneminde, ehliyetsiz ve liyakatsiz biri tavassutlar sonucu
ŞEHRÜLEMİN
yapılmıştı. Bu yüzden, cakasından geçilmiyordu. Bir gün, yolda bu şahısla karşılaşan Bektaşi’nin biri, mevkiini, makamını bilmezden gelerek yaklaşmış ve sormuş:
-Beyzadem, siz yüksek mevkide birine benziyorsunuz. Acaba, göreviniz nedir, öğrenebilir miyim?
diye sormuş.
Adam, büyük bir gururla:
-Nasıl bilmezsin, ben İstanbul’un ŞEHRÜLEMİNİYİM!
diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Bektaşi yine sormuş:
-Peki, bundan sonra ne olacaksınız?
Adam yine kibirli bir ifadeyle:
-Vezir olacağım!
diye soruyu yanıtlamış.
Ama Bektaşi sorularına devam etmiş:
-Peki, daha sonra ne olacaksın!
Adam yine kendinden emin bir tavırla:
-Kim bilir, belki Padişah Efendimizin gözüne girer, Sadrazam olurum!
demiş.
Bektaşi yine sormuş:
-Peki, ondan sonra?
(Padişah olacağım!)
diyemeyeceği için muhatabı bu defa kızgınlıkla:
-Daha ne olacağım! HİÇ OLACAĞIM, HİÇ!!!
diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Bektaşi, taşı gediğine koymuş:
-Peki, neden bu kadar gururlanıyorsun! Bak bana! Ben zaten şimdiden HİÇ’İM!!!
***
Peki, gerçekte sen kimsin. Bak, gerçekten kim olduğunu sana söyleyeyim:
*Sen, insanları din ile iman ile Allah ile Kur’an ile aldatansın!
*Sen, saraylara, lüks arabalara, şatafata düşkün, itibarı varlıkta, parada, şöhrette, arayansın!
*Sen, bir elinde Kur’an, bir elinde bayrak, ama gönlünde iman olmayansın!
*Sen hakkı hakikatı gözetmeyen, liyakata önem vermeyen, yandaşını kayıransın!
*Sen, komşusu açken, tok yatansın!
*Sen, hırsızları, arsızları, vurguncuları, talancıları gözetip, kollayansın!
*Sen, işçisini, hizmetçisini, çalışanını aç bırakansın!
*Sen, alın teri yıllardır kurumuş olan işçisinin alacaklarını ödemeyensin!
*Sen, tartıyı kendisine göre kullanan, verdiğinde eksik tartansın!
*Sen bir nasuh-u layantasihsihsin. Başkalarına nasihat verip, kendisi uygulamayansın.
*Sen, Musa maskeli Firavun, Harun gibi görünen Karun’sun!
*Sen, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyensin!
Evet, sen busun işte!