Fatih Arıtürk

AYASOFYA'NIN SERENCAMI!

Fatih Arıtürk

AKP iktidarı, her başı sıkıştıkça, kutsallara sarılıyor. 18 yıldan beri iktidarda olan AKP, samimi olsa ve istese Ayasofya’yı çoktan camiye çeviremez miydi! Elbette ve de çok rahat bir şekilde. Anayasayı, yasaları hallaç pamuğuna çevirerek değiştirmeğe gücü yeten AKP, neden 18 yıl durup bekledi de, birden bire

AYASAFYA’YI CAMİYE

DÖNÜŞTÜRMEK

konusunu yeniden gündeme getirdi.

1934 yılında müzeye dönüştürülen Ayasofya’nın, yeniden camiye dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği konusu Danıştay 10. dairesinin 2 Temmuz'da yapacağı duruşmada belli olacakmış! Oysa samimi olunsa torba yasalar arasında sıkıştırılacak bir maddeyle Ayasofya çoktan camiye dönüştürülmüş olacaktı!

Ancak,

AYASOFYA’NIN

önemini kavramak açısından geçirdiği evreleri bilmekte yarar vardır. Aysofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen’in zamanında yapılan, mimarisiyle herkesi kendine hayran bırakan tarihi bir yapıttır. İnşa edilme tarihi; 532-537 yılları arasındadır ve patrik katedrali olarak inşa edilmiştir. 1453 yılında Bizans ve Osmanlı arasında gerçekleşen savaşta Fatih Sultan II Mehmet tarafından Bizans ele geçirilince camiye dönüştürülmüştür. Kostantin, Osmanlıların eline geçtikten sonra, ismi İstanbul olarak değiştirilmiş, Ayasofya patrik katedrali Fatih Sultan II Mehmet’in emiriyle değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Ayasofya kelimesinin anlamı "aya" sözcüğü "kutsal, aziz", “sofya” sözcüğü ise Eski Yunancada “bilgelik” anlamını taşıyan sophos anlamındadır. Yani “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da "ilahî bilgelik” anlamındadır. Bizans İmparatorluğu döneminde Ayasofya, kıymetli emanetlerin saklandığı bir yer olarak kullanılırdı.

1453 yılında Fatih Sultan II Mehmet tarafından camiye dönüştürüldükten sonra Ayasofya’nın iç tasarım mimarisinde de tahribe yol verilmeden bazı değişiklikler yapılmıştır. Bizans döneminde Ayasofya’nın içerisinde mozaikten insan figürleri vardı. Ancak, Osmanlı döneminde insan figürleri içermeyen mozaikler olduğu gibi bırakıldığı halde insan figürü olan mozaikler ise tahrip edilmeden ince ve dikkatli bir işçilikle üzeri sıvıyla kapatılmıştır. 1935 yılında cami müzeye dönüştürüldüğünde, bu mozaiklerin bazılarının üzerinden Osmanlı döneminde yapılan ince sıvı katmanı kaldırılmış ve figürler yeniden gün yüzüne çıkarılmıştır. Günümüzdeki, Ayasofya 3. Ayasofya olarak bilinmektedir. Çünkü aynı yere bu kilise üç kez yapılmıştır. İlk iki mimari yapıt isyanlar ve saldırılar sonucunda yıkılmıştır.

Zaten Ayasofya’nın Bizans döneminde birkaç sefer en geniş ve merkezi kubbesi çökmüştür. Daha sonra Mimar Sinan’ın Ayasofya’ya ek duvarlar eklemesi, bu devasa ve büyüleyici yapıtın bir daha çökmemesine ve günümüze kadar ulaşmasına yardımcı olmuştur.

Ayasofya sanat tarihi ve mimari açıdan Bizans döneminde en büyük katedral olarak diğer katedrallerden farklı bir yere sahip olmuştur. Dünyanın gelmiş geçmiş en eski katedralidir.

Yapıldığı zamandan 1520 yılına kadar dünyanın en büyük katedrali unvanına sahip olmuştur. (1520 yılında İspanya’da yapılan Sevilla katedrali Ayasofya’dan daha büyüktür.) Bugün yüz ölçümü bakımından dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Dünyanın en kısa sürede, yani beş yılda yapılan ilk katedralidir. Dünyada en uzun süre (yaklaşık 15 yüzyıl) insanların ibadet ettiği kutsal mekân olarak tarihe geçmiştir.

Diğer eski katedrallere nazaran daha büyük kubbeye sahip olması, dünyanın en büyük kubbeleri içinde Ayasofya’nın kubbesini dördüncü sıraya taşımaktadır.

​Sultan II Mehmet (FATİH) 1453’te Bizans İmparatorluğu’nu yenip, Konstantinopolis'i fethettikten ve adını (İstanbul) olarak değiştirdikten sonra Ayasofya’nın tamir edilmesini ve camiye dönüştürülmesini emretmiş ve Ayasofya’nın ilk minaresi o zaman inşa edilmiştir. Osmanlı Sultanı II. Bayezid döneminde diğer bir minare Ayasofya’ya eklenmiştir. Yükseliş devrinin son Osmanlı Hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’da Ayasofya’ya çok önem vermiştir. O dönem Sultan Süleyman fethettiği Macaristan’daki bir kiliseden Ayasofya’ya iki dev kandil getirtmiştir. Macaristan’dan getirilen bu kandiller halen mihrabın iki yanında yer alır. Sultan II Selim döneminde bina olası bir depremde hasar görmesin ve tahrip olmasın diye, o dönemin en iyi ve dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Osmanlı baş mimarı Mimar Sinan tarafından eklentiler yapılarak olağanüstü bir şekilde sağlamlaştırılmıştır. Bugün binanın dört tarafında olan 24 payandanın bir kısmı Osmanlı dönemine, bir kısmı Bizans dönemine aittir. Mimar Sinan kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları doldurarak bu devasa yapıtı iyice sağlamlaştırmıştır. Mimar Sinan binanın batı kısmına iki geniş minare ve güneydoğu kısmına ise hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini 1577 yılında eklemiştir. Şuanda gördüğümüz III. Murat’ın ve III. Mehmed’in türbeleri ise 1600’lü yıllarda eklenmiştir. Osmanlı döneminde Ayasofya’ya birçok eklenti yapılmıştır. Örnek olarak: Mermerden minber, hünkar mahfiline açılan galeri, müezzin mahfili (mevlit balkonu), vaaz kürsüsü bu eklentilerin arasındadır. Sultan III. Murad’ın döneminde Bergama’da MÖ IV. yüzyıla ait helenistik dönemden kalma "bektaşi taşı"ndan yapılma iki küpü Ayasofya'nın ana salonuna yerleştirmiştir.

1930-1935 yılları arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Ayasofya’da bir sıra restore çalışmaları yapıldı. Bu dönemde kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi, mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi en başlıca restore çalışmalarındandır. Cumhuriyet döneminde, Türkiye’nin laik bir devlet olması göz önünde bulundurularak Ayasofya’nın yeniden kiliseye dönüştürülmesi konusu gündemi saran en başlıca konulardan biri olsa da, bölgede yaşayan Hristiyan toplumun çok az olması sebebiyle oluşan talebin yetersizliği ve bölgede böyle devasa bir kilisenin olması sonucunda yapılabilecek muhtemel provokasyonları ve mimarinin tarihi önemi göz önünde bulundurularak Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir. 1 Şubat 1935 yılında halka açılan müzeyi, Mustafa Kemal Atatürk Şubat 1935 tarihinde ziyaret etmiştir. Yüzyıllarca halıyla kaplı olan Ayasofya’nın zeminindeki halıların kaldırılmasıyla göz alıcı mozaikler yeniden gün ışığına çıkmıştır.

Atatürk döneminde yapılan restorasyon ve Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinden sonra, hiçbir yeni çalışma yapılmamıştır. Temmuz 2016 yılında Ayasofya Müzesi'nde Kadir Gecesi programı düzenlenmiş 85 yıl aradan sonra ilk kez Ayasofya’da sabah ezanı okunmuştur. TRT Diyanet TV Ramazan ayı süresince

"Bereket Vakti Ayasofya"

programını düzenlenmiştir. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emriyle İstanbul’un Fethinin yıldönümünde Fetih Suresi okunmuştur.

Daha önce (Ayasofya yeniden cami olsun) diyenlere sert çıkış yaparak (Bunun nelere mal olacağını biliyor musunuz. Önce Sultan Ahmet Camiini doldurun) diyen Cumhurbaşkanı şimdi de topu Danıştay 10. Daireye atmış bulunmaktadır. Bakalım, Danıştay’ın konu ile ilgili kararı ne olacaktır!

Yazarın Diğer Yazıları