Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun görüşmelerini izliyor musunuz. Ben, mümkün mertebe izleyen vatandaşlar arasındayım. Kanun teklifleri görüşülürken Cumhur ittifakı tarafından verilen tekliflerin AKP ve MHP oylarıyla hep kabul edildikleri, muhalefetin verdiği soru önergeleriyle, kanun tekliflerinin ise yine AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildikleri artık Meclisin klasik özelliğine dönüşmüştür. Düşünüyorum da muhalefet
(ALLAH BİRDİR, HAZRET-İ MUHAMMED O’NUN RESULÜDÜR)
şeklinde bir teklif verse, AKP ve MHP ittifakı acaba nasıl bir tavır alır!
Ekonomi, pamuk ipliğine bağlı gibi! Türkiye’de sanayi adeta felce uğramış! Bu ülkeye, gerçekten yazık oluyor.
Bu ülkede, insanlar artık bir arada yaşamak kültürüne sahip olmalıdırlar. Koronavirüs pandemisinin etkisiyle de Piyasalar alt-üst oldu. Yaşanan belirsizlikler yüzünden ekonomi felce uğramış durumda. Siyasi partiler, birilerinin ikbali ve ihtirasları için mi varlar, yoksa, milletin geleceğini kurmak için mi!
Bugünkü durumda, bu ülkede güvenilebilecek hiçbir kurum kalmamıştır. Güvenilecek kurum olarak TBMM kalmış diyorduk! Meğer o da devre dışı kalmış durumda. Oysa her partiden milletvekilleri bir araya gelseler ve ülkenin selameti için gerekli yasaları el birliğiyle çıkarsalar ne iyi olurdu. Milletvekilleri, tek-tek bir anlam ifade etmeyebilirler amma, bir araya gelebilseler, gücün asıl kendilerinde olduğunu göreceklerdir. Gerçekte, hiçbir güç meclisin üzerinde değildir.
Milletvekillerine boşuna umut bağlamayalım! Bütün yetkileri ellerinden alınmış gibiler. Liderler ne derlerse emirlerini yerine getiriyorlar. Oysa, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi var ya! Bir zamanlar, Mustafa Kemal ATATÜRK’E bile kafa tutan (haklı veya haksız) korkusuz mebusların karargahıydı!
Mustafa Kemal’e bile açıktan muhalefet eden ve yağcı milletvekillerine (BIRAKIN BU TABASBUSU KELBİYEYİ) diyebilen mebuslar vardı. Atatürk döneminin mebusları, bu dönemin milletvekillerinden en az 10 gömlek üstündüler.
ANEKDOT
20.Asırda yaşayan Siirt’in tanınmış simalarından biri de muhakkak ki 1. Dönem milletvekillerinden Merhum Kadri Oktay’dır. Merhumla ilgili bir anekdotu anlatarak, cesaretini vurgulamak istedik.
Siirt’in birinci dönem Milletvekillerinden Merhum Kadri Oktay’ın
(KADRİ EFENDİ)
Meclis-i Mebusan’ın kürsüsünden yaptığı ve tutanaklara geçmiş meşhur bir ifâdesi vardır. İşleri yağcılık olan mebuslara şöyle seslenmişti:
-“BIRAKIN, BU TABASBUSU KELBİYEYİ!”
Bu eski deyimin anlamını öğrenmek için sadeleştirerek yazalım:
-“BIRAKIN, KÖPEKLER GİBİ YALTAKLANMAYI!”
Merhum’un, bu deyimi ne için ve hangi şartlar altında söylediği, meclis zabıtlarında vardır. Ama, o günün şartlarında böyle bir deyim kullanabilmek, gerçekten
YÜREK İSTERDİ.
Siirtli atanmış genç bir mebus, bu ifâdeyi hiç çekinmeden ve fütursuzca kullanmıştı.
Atamalarla olduğu dönemlerde, böyle yiğit milletvekilleri bulunan Siirt’in, daha sonra düşürüldüğü duruma bakıyoruz da, şaşırıp kalıyoruz.
Kadri Efendi,
seçilmiş değil, atanmış bir milletvekiliydi. Türkiye’de, 1950 yılına kadar milletvekillerinin hepsi de seçimle değil, atamayla tespit edilirlerdi. Ama, atamaların ne kadar isabetli olduğu
KADRİ EFENDİ
örneğinden ortada.
Bugünkü ortamda, TBMM’nde, hangi partinin milletvekili, kendi liderine tabasbusta bulunanları “KELP GİBİ=KÖPEK GİBİ” YALTAKLANMAKLA SUÇLAYABİLİR.
Atanmış milletvekilleriyle, seçilmiş milletvekillerine bakıyoruz, kalite itibarıyla, atanmışlar, seçilmişlere 10 çekiyor. Atanma usulü tespitlerde, demokrasi yok ama, adam gibi adamlar var. Demokratik sistemde ise, ne hikmetse daha düşük ayardakilere fırsat düşüyor.
Gerçekten de, kafaları karıştıran bir durum, bu. Atanmışlar, demokratik ortamda gelenlerden üstün olduklarına göre, bizim, demokratik sistemimizde bir hata mı var, dersiniz!