Fatih Arıtürk

AHİLİK HAFTASI DOLAYISIYLA SİİRT'İN AHİ EVRAN RUHLU ESNAFLARI-4- (13-19 EYLÜL)

Fatih Arıtürk

PARA ÖYLE “DRİNG” VERİLİR Mİ!

Dinimizde işçilerin alın terleri kurumadan ücretlerinin verilmesi emredilir ama maalesef bunun aksini yapanlar çok! Her toplumda olduğu gibi, Şehrimizde de işçilerin alın terini zamanında ödemeyen ve paralarını verinceye kadar analarından emdikleri sütü burunlarından fitil-fitil getirenler yok değil!

İşte, işçilerin hakkını öremekte böyle katı yürekli bir hemşerimizin dükkânına eskiden Siirtçe lisanımızda

“BENNE”

denilen bir İnşaat Ustası gelmiş, İnşaatını çoktan bitirdiği evinden dolayı alacaklarını isteyerek:

-Mübarek olsun, evinin inşaatını bitireli neredeyse 4-5 ay oldu. Hala işçilik paramı ödemedin. Ben de müşkül durumdayım. Artık bir zahmet alacağımı ödesen!

deyince, dükkânda yanında olan çocuğu babasına:

-Baba, kasanın anahtarını ver! Ustanın parasını ödeyeyim!

diyecek olmuş.

Kendisinden borcu talep edilen iş adamı çocuğuna kızmış görünerek:

-Kasada para mı kaldı. Biraz önce bir başka alacaklı geldi. Parasını verdik! Kasa bomboş!

demiş ve bina ustasına:

-Birkaç gün sonra gel!

diyerek yine başından savmış. Alacaklı dükkandan uzaklaşınca, borç ödemede eli tutuklu iş adamı oğluna çatmış:

-Ulan eşeğin oğlu! Ben kasada paranın bulunduğunu, parayı çıkarıp adama vermeyi bilmiyor muyum ki sen işime karışıyorsun. Her isteyene öyle “DRNG” para verilir mi. Alacağını tahsil için bu adam buraya daha 10-20 defa gelip gitmeden ve bir ayakkabı yıpratmadan parasını ödemek olacak şey mi!

Evet, işte böyle haksızlık yapan esnaflar da olmuyor değil!

DOMATESLERİN ÇÜRÜĞÜNÜ SEÇEN GÖNÜL EHLİ SİİRTLİ

Manifaturacı olan gönül ehli Siirtli esnaf, alışveriş için Pazar yerine gidecek olmuş. Bir arkadaşı da peşine takılmış. Gönül ehli kişi, meyve, sebze satan bir manavın önünde durmuş. Dükkânda bulunan bütün sebzelerin, meyvelerin toplam bedeli bugünün parasıyla 200 TL kadarmış.

Gönül ehli Siirtli dükkân sahibinden poşet istemiş. Dükkân sahibi de poşeti vermiş. Gönül ehli Siirtli, dükkân sahibine çaktırmadan ne kadar çürük ve atılması gereken domates varsa, torbasının içine doldurmuş. Beraberinde olan arkadaşı, sağlamlarını koymağa kalkışmışsa da, bırakmamış. Yine bakkala çaktırmadan çürükleri poşetine koymağa devam etmiş. Böylece, torbayı ağzına kadar doldurmuş.

Çürük domateslerin seçildiğinin farkında bile olmayan bakkal, poşeti tartmış, domateslerin parasını almış.

Yolda giderlerken, arkadaşı, gönül ehli Siirtliye sormuş:

-Herkes, seçtiği zaman sebzenin meyvenin iyisini seçerken, sen, domateslerin en çürüklerini seçtin. Ben, senin bu yaptığından bir şey anlayamadım

demiş.

Bunun üzerine, gönül ehli Siirtli cevap vermiş:

-Evet, çürük domatesleri bilerek seçtim. Bakkalın selesinde kalsalardı, diğer domateslerin de çürümelerini hızlandıracaklardı. O zaman da, domateslerin yarısı atılacak hale geleceklerdi. Bu adam, biliyorum ki çok fakir biri. Çürük domatesleri seçtim ki, diğer domatesleri çürümekten kurtarayım. Çıkarıp, yardım niyetiyle doğrudan para versem, onurlu adamdır hem almaz, hem gücenebilir. Yani, ayıp olur! Bu benim yaptığım, dolaylı yardımdır. Sana da tavsiye ederim. Sen de, ara, sıra bunu yap!

ASHAB-I KİRAM DEVRİNDEMİYİZ

Şehrimizde

(KELO)

namıyla anılan, bütün

KELOĞLANLAR

gibi şen, şakrak espri yüklü bir hemşerimiz varmış. Bu hemşerimiz, bir ara Bakkaliye dükkânı açarak işletmeğe başlamış.

Bir gün, sabah saatlerinde dükkânında oturmuş müşteri beklerken, tanıdığı biri gelmiş ve satın almak için bir şey istemiş

. KELO

da istenileni vermiş. Tanıdık müşteri, ikinci bir şey isteyince, gayet ciddi bir tavırla:

-Yok, veremem! Bak, komşum daha siftah etmemiş, git, ondan al!

demiş.

KELO’nun

böyle söylemesi üzerine müşteri de, bitişik bakkala yönelmiş ki, gidip ikinci alışverişini oradan yapacak.

Müşterisinin, sözünü ciddiye alarak komşu bakkala yöneldiğini gören

KELO,

komşusunun da duyacağı kadar yüksek bir sesle arkasından seslenmiş:

-Ulan, çok salak adamsın! Ben sana söyledim, sen de inandın ha, öyle mi! Valla, elimden gelse onu bir kaşık suda boğacağım! O da elinden gelse, beni bir kaşık suda boğacak! Hem, gidip ondan alışveriş yaparsan, kazıkların en büyüğünü yiyeceksin, haberin olsun! “Komşum daha siftah etmemiş, git ondan al!” meselesi ashabı

kiram devrinde kaldı. Şimdi, sahabe devrinde miyiz!

KELO’nun

yarı şaka, yarı ciddi bu sözleri üzerine hem müşterisi, hem de konuşulanları

duyan komşu bakkal kahkahalarla gülmüşler. Tabii, müşteri de geri dönerek alışverişini KELO’DA

TAMAMLAMIŞ…

SAĞIR AYAĞINA YATAN ESNAF!

Şehrimizde adı (MEŞAYİHLER ÇARŞISI)

olan bir Çarşı vardı. Şimdi de var amma, viraneye dönmüş gibi. Bu çarşının 40-50 yıl önceki esnaflarını anlatırlar. Bütün esnaf, çarşının adına uygun

MÜTEŞEYYİHLERDEN OLUŞMAKTAYMIŞ.

Her esnaf, rahatlıkla camilerde, mescitlerde imamlık, yapacak, va’zu nasihatte bulunacak dini bilgiye sahipmiş.

MÜTEEKKİL DEĞİL, GERÇEKTEN MÜTEVEKKİL ESNAFLARMIŞ.

Kendi maişetlerini, alın teri dökerek kazanmayı yeğlerler, hiç bir şekilde hileye hurdaya başvurmazlarmış.

Bu çarşıda adı

ŞEYH MELEK

olan bir esnaf varmış. Her namaz vaktinde mutlaka camiye gider, namazını cemaatle kılar, Arapça, Kürtçe okuduğu kasideler ve ilahilerle cemaati mestedermiş.

Meşayihler Çarşısında bir de

(ŞEYH EL KER)

lâkabıyla bilinen huyu güzel, yüzü güzel, siması güzel bir esnaf varmış. Asıl adı

ŞEYH AHMED

olan bu zat, bir gün kendisinden alışveriş yapan bir genç kızın, tabii bir hal olan ve istem dışı meydana gelen

YELLENME SESİNİ

DUYMAZDAN GELEREK KENDİSİNİ SAĞIR GİBİ GÖSTERMİŞ VE GENÇ KIZIN

UTANMAMASI İÇİN DE ÖMÜR BOYU SAĞIR NUMARASI YAPMIŞ.

Yine

“ŞEYH” ÜNVANLI

başka bir esnafın, tarttığı zaman özellikle ağır tarttığı, terazinin kefesi yere değmedikçe, sattığı şeyin üzerine ilâveler yaptığı anlatılır.

-İşin bereketi, tartının ağır olmasındadır!

dermiş.

Yazarın Diğer Yazıları