Ahilik Haftası Dolayısıyla Siirt'in Ahi Evran Ruhlu Esnafları-2- (13-19 Eylül) Ahi'liğin Şartları
Fatih Arıtürk
Ahiliğin açık ve kapalı olmak üzere 6 şartı vardır:
Açık olanlar:
1-Elini açık tut :
Cömert olmak, düşkünlere yardım etmek için,
2-Kapını açık tut :
Konuksever ve misafirperver olmak için,
3-Sofranı açık tut :
Yoksullara, yemek yedirmek, misafire ikramda bulunmak için.
Kapalı olanlar:
1-Elini bağlı tut :
Hırsızlık, zorbalık ve kötülük etmemek için,
2-Dilini bağlı tut :
Dedikodu, yalan, iftira ve gıybetten uzak durmak için.
3-Belini bağlı tut :
Kimsenin namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemek için.
Ahi Baba'nın
Ustalığa yükselen gence nasihati:
*Harama bakma, Haram yeme, haram içme,
*Doğru, sabırlı, dayanıklı ol, Yalan söyleme,
*Büyüklerinden önce söze başlama,
*Kimseyi kandırma, Kanaatkar ol,
*Dünya malına tamah etme.
*Yanlış ölçme, eksik tartma.
*Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil ve kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.”
İşte, atalarımızın esnaflık anlayışı ve işte günümüzün esnafları, takdiri size bırakıyoruz.
AHİLİKLE İLGİLİ ANEKDOTLAR
Ahilik Kültür Haftasına girmişken, istedik ki geçmiş yıllarda, Siirt’te anekdot mahiyetinde yaşanmış birkaç olayı gündeme getirerek esnaflarımızın ruhunu şadetmek yanında değerli okuyucularımızı hem gülümsetelim, hem düşündürelim. İşte geçmiş yıllarda Şehrimizde yaşanmış esnaf anekdotlarından bir kaçı:
BORÇ VERMEK İÇİN, BORÇ ALAN ESNAF!
Geçmiş yıllarda Şehrimizin en işlek ve simge çarşılarından olan Helvacılar Çarşısında bir esnaf, genç oğluyla dükkânda oturmuş, müşteri beklerken, komşusu olan bir başka esnaf gelerek:
-Hacım, mümkünse bana 1000 lira borç ver!
diyerek, borç talebinde bulunmuş. O yıllarda bankalar öyle yaygın değildi. Hele kredi kartı denilen bir nesne hiç yoktu. Esnaflar, paraya ihtiyaçları olduğu zaman, komşu esnaflardan alır, verir, birbirlerinin işlerini görürlerdi.
Borç olarak istenilen Bin lira ise, o yıllar için büyük sayılacak bir paraydı. Neredeyse, küçük bir iş yerinin sermayesi kadardı.
Kendisinden borç istenilen esnaf, borç isteyen esnafa:
-Komşu, şu anda yanımda bu kadar para yok. Sen az bir otur, ben eve gideyim. Evde para olacak, sana getireyim!
demiş.
Borç isteyen esnaf biraz da mahcup bir tavırla:
-Sen zahmet etmeseydin Hacı Baba, bari çocuğu gönder o getirsin!
diyecek olmuş.
Beriki:
-Çocuk paranın yerini bilmez, ben gider, getiririm!
diye cevap vererek, yola revan olmuş. Az sonra da gelmiş ve BİN lirayı komşusunun eline saymış. Komşusu da:
-Allah razı olsun, zahmet oldu. İnşaallah en kısa zamanda geri öderim
diyerek memnuniyetini ifade etmiş. Borç parayı alan şahıs uzaklaştıktan sonra, oğlu:
-Baba, benim bildiğim kadarıyla evde para falan yoktu!
diyecek olmuş.
Babası cevap vermiş:
-Elbette yoktu. Gittim, bir esnaf dostumdan borç aldım, evden getirmiş gibi yaparak, verdim!
Babasının bu sözleri üzerine, genç oğlu:
-E, babacığım! Borç alıp, borç vereceğine (yoktur) deseydin ya! Gidip yüzsuyu dökerek başkasının minnetini almaya, ne gerek vardı!
Oğlunun bu sözlerine hayli içerleyen Babası nasihat babında şu cevabı verir:
-Bak oğlum, (param yok) diyerek adamcağızı geri gönderebilirdim. Yalan da olmazdı! Ama düşün ki bu adam Allah’a güvenerek bana gelmiş, benden borç para istiyor. Evet, bende para yok ama istediği parayı bulmak, benim için gayet kolay. Allah’a şükür, itibarım var. Nitekim gittim aldım, geldim. Hem, para aldığım şahsa en az 4-5 defa borç vermişliğim var. Yani, yüzsuyu dökmüş sayılmam. Ben de ona borç vermişim, o da bana borç verdi, esnaf işi böyle döner. Yüzsuyu ile değirmen dönmez ya! Allah rızası için döksek ne olur. Ha, şunu da söyleyeyim. Bu komşumuz, bana bin lira değil de onbin lira isteseydi, veremezdim. Çünkü veremediği zaman, beni de batırmış olurdu. Ama en kötü ihtimalle, borç aldığı bin lirayı vermezse bile, bana dokunmaz. Allah rızası için iyilik yapsan da, gücünü aşmayacaksın. Yüce Allah bile kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.
(DEVAM EDECEK)