Fatih Arıtürk

AHİ EVRAN RUHLU SİİRTLİ ESNAFLAR

Fatih Arıtürk

36, Ahilik Haftası 18/24 Eylül 2023 günleri arasında kutlanacak. Bu çerçevede istedik ki,

AHİ EVRAN RUNLU SİİRTLİ

ESNAFLARNLA İLGİLİ

birkaç anekdotla okuyucularımızı hem güldürelim, hem düşündürelim. İşte anekdotlarımız:

BORÇ VERMEK İÇİN, BORÇ ALAN ESNAF

Helvacılar Çarşısında bir esnaf, genç oğluyla dükkanda oturmuş, müşteri beklerken, komşusu olan bir başka esnaf gelerek:

-Hacım, mümkünse bana 1000 lira borç ver!

diyerek, talepte bulunur. O yıllarda bankalar öyle yaygın değildi. Hele kredi kartı denilen bir nesne hiç yoktu. Esnaflar, paraya ihtiyaçları olduğu zaman, komşu esnaflardan alır, verirlerdi.

Borç olarak istenilen Bin lira ise, o yıllar için büyük sayılacak bir paraydı. Neredeyse, küçük bir iş yerinin sermayesi kadardı.

Kendisinden borç istenilen esnaf, borç isteyen esnafa:

-Komşu, şu anda yanımda bu kadar para yok. Sen az bir otur, ben eve gideyim. Evde para olacak, sana getireyim!

der.

Borç isteyen esnaf mahcubiyetle:

-Sen zahmet etmeseydin Hacı Baba, bari çocuğu gönder o getirsin!

diyecek olur.

Beriki:

-Çocuk paranın yerini bilmez, ben gider, getiririm!

diye cevap vererek, yola revan olur. Az sonra gelir ve BİN lirayı komşusunun eline sayar. Komşusu da:

-Allah razı olsun, zahmet oldu. İnşaallah en kısa zamanda geri öderim

diyerek memnuniyetini ifade eder. Borç parayı alan şahıs uzaklaştıktan sonra, oğlu:

-Baba, benim bildiğim kadarıyla evde para falan yoktu!

diyecek olur.

Babası cevap verir:

-Elbette yoktu. Gittim, bir esnaf dostumdan borç aldım, evden getirmiş gibi yaparak, verdim!

Babasının bu sözleri üzereni, genç oğlu:

-E, babacığım! Borç alıp, borç vereceğine (yoktur) deseydin ya! Gidip yüzsuyu dökerek başkasının minnetini almaya, ne gerek vardı!

Oğlunun bu sözlerine hayli içerleyen  Babası nasihat babında şu cevabı verir:

-Bak oğlum, (param yok) diyerek adamcağızı geri gönderebilirdim. Yalan da olmazdı! Ama düşün ki bu adam Allah’a güvenerek bana gelmiş, benden borç para istiyor. Evet, bende para yok ama istediği parayı bulmak, benim için gayet kolay. Allah’a şükür, itibarım var.  Nitekim gittim aldım, geldim. Hem, para aldığım şahsa en az 4-5 defa borç vermişliğim var. Yani, yüzsuyu dökmüş sayılmam. Ben de ona borç vermişim, o da bana borç verdi, esnaf işi böyle döner. Yüzsuyu ile değirmen dönmez ya! Allah rızası için döksek ne olur. Ha, şunu da söyleyeyim. Bu komşumuz, bana bin lira değil de onbin lira isteseydi, veremezdim. Çünkü veremediği zaman, beni de batırmış olur. Ama en kötü ihtimalle, borç aldığı bin lirayı vermezse bile, bana dokunmaz. Allah rızası için iyilik yapsan da, gücünü aşmayacaksın. Yüce Allah bile kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.

REHİN OLARAK İSTENEN BIYIK TELLERİ

Geçmiş yıllarda, Siirtli muteber bir tüccar, kendisi gibi muteber bir tüccarın yanına gitmiş. Önüne çok güzel bir iş imkânı çıktığını ancak, mali yönden sıkışık durumda olduğunu belirterek:

-İstersen ve para verirsen bu işi ortaklaşa yapabiliriz. Bunun için istediğin kimseyi de kefil olarak getirebilirim

demiş.

Diğer Siirtli tüccar, ortak bir iş için para isteyen tüccara:

-Kefile gerek yok. Ancak, rehin olarak bana bıyıklarından üç tel verirsen, istediğin parayı veririm

diye şart koşmuş. Bu teklif, para isteyen tüccarın çok zoruna gitmiş. Talebini reddederek oradan ayrılmış. Bu arada, konuyu başka bir tüccara anlatmış ve karşılaştığı durumdan duyduğu üzüntüyü dile getirmiş.

Durumu anlattığı arkadaşı, kendi kendine “Ben gider ondan para alırım.” Diyerek, birinci tüccarın yanına gitmiş ve para istedikten sonra kendisi teklif etmeden:

-İstersen, bıyıklarımdan üç teli de kefil olarak sana bırakırım!

demiş.

Tüccar gülmüş:

-Biz, her erkeğin bıyığının tellerini rehin kabul etmeyiz. Ancak, erkek gibi erkeğin bıyıklarından üç teli rehin isteriz. Sen değil bıyığından üç teli, bıyıklarınla birlikte sakalını da versen bu teklifim senin için geçerli değildir

diyerek, para vermeden geri göndermiş…

“ASHAB-I KİRAM  DEVRİNDE MİYİZ?”

Şehrimizde

(KELO)

namıyla anılan, bütün

KELOĞLANLAR

gibi şen, şakrak espri yüklü bir hemşerimiz varmış. Bu hemşerimiz, bir ara Bakkaliye dükkânı açarak işletmeğe başlamış.

Bir gün, sabah saatlerinde dükkânında oturmuş müşteri beklerken, tanıdığı biri gelmiş ve satın almak için bir şey istemiş

. KELO

da istenileni vermiş. Tanıdık müşteri, ikinci bir şey isteyince, gayet ciddi bir tavırla:

-Yok, veremem! Bak, komşum daha siftah etmemiş, git, ondan al!

demiş.

KELO’nun

böyle söylemesi üzerine müşteri de, bitişik bakkala yönelmiş ki, gidip ikinci alışverişini oradan yapacak.

Müşterisinin, sözünü ciddiye alarak komşu bakkala yöneldiğini gören

KELO,

komşusunun da duyacağı kadar yüksek bir sesle arkasından seslenmiş:

-Ulan, çok salak adamsın! Ben sana söyledim, sen de inandın ha, öyle mi! Valla, elimden gelse onu bir kaşık suda boğacağım! O da elinden gelse, beni bir kaşık suda boğacak! Hem, gidip ondan alışveriş yaparsan, kazıkların en büyüğünü yiyeceksin, haberin olsun! “Komşum daha siftah etmemiş, git ondan al!” meselesi ashabı

kiram devrinde kaldı. Şimdi, sahabe devrinde miyiz!

KELO’nun

yarı şaka, yarı ciddi bu sözleri üzerine hem müşterisi, hem de konuşulanları

duyan komşu bakkal kahkahalarla gülmüşler. Tabii, müşteri de geri dönerek alışverişini KELO’DA

TAMAMLAMIŞ…

Yazarın Diğer Yazıları