Fatih Arıtürk

ATATÜRK, İLAH DEĞİLDİR!

Fatih Arıtürk

İlahlık iddia eden Firavunların, Nemrutların Kur’an-ı Kerim’de geçen söylemlerine bir bakalım, sonra, Atatürk’ün söylemleriyle karşılaştırarak, kararımızı buna göre verelim.

Putlara karşı duruşu ve tutumu  bildirilince Nemrut, Hazret-i İbrahim’i huzuruna getirtir.

Nemrut’un huzuruna giren herkes, evvelâ ona secde ederdi. Hazret-i İbrahim   secde etmeyince Nemrut hiddetle sorar:

-Senin Rabbin kim?

Hazret-i İbrahim cevap verir:

-Benim Rabbim, dirilten ve öldüren Allah’tır.

Bunun üzerine Nemrut, zindandan iki kişi getirtir. Bunlardan birinin masum olduğu anlaşılmıştır, serbest bırakılması gerekmektedir. Diğerinin ise suçu sabit olmuştur. İdam edilecektir. Nemrut, aksini yapar, suçsuzu idam ettirir, idam edilecek kişiyi ise serbest bıraktırır ve söyler:

-Ben de diriltir ve öldürürüm. Bak, ben de bu işi yapıyorum, der.

Nemrut bilmiyordu ki, gerçekte diriltmek (RUH VERMEK), öldürmek ise (RUH ALMAK)tır.

Bunun üzerine Hazret-i İbrahim:

-Benim Rabbim, güneşi doğudan doğdurur. Gücün yetiyorsa sen de batıdan doğdur! Der.

Bir de Firavun’un ilahlık iddialarına bakalım:

Firavun dedi ki:

"Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Suresi, 38)

“Firavun derhal (adamlarını) topladı, (onlara) bağırdı ve: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Naziat/23, 24)

Bir de Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemlerine bakalım. En meşhur ve bilinen söylemlerinden biri şudur:

Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır….”

Şimdi düşünün ve kararı siz verin. Bu cümle, Mustafa Kemal Atatürk’ün kulluğunu ilan edişi değil midir. Özellikle

(NÂÇİZ)

kelimensin altını çizerek belirtelim.

(ÖNEMSİZ,

DEĞERSİZ)

anlamına gelen bu sıfatı kendisine yakıştıran Mustafa Kemal’in

İLAH

olduğunu iddia etmek öncelikle O’na bühtan değil midir!

ATATÜRK, BUGÜNLERİ GÖRMÜŞ MÜYDÜ!

Cumhuriyetimizin  Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 83’üncü yılı. 10 Kasım 1938 günü ebediyete intikalinin etkinlikleri çerçevesinde verilecek en iyi mesajın

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ’Nİ

sunmak olduğunu düşündüm. Hem, bugün içinde yaşadığımız ortamı,

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİNDEN DAHA İYİ ANLATABİLECEK NE VAR!

İşte, Büyük ATATÜRK’ÜN bugün için de geçerli olan ve Büyük Nutkunun sonunda irat ettiği meşhur

GENÇLİĞE HİTABESİ:

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet’ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok nâ müsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Ne dersiniz, Mustafa Kemal ATATÜRK irat ettiği BÜYÜK NUTKUNUN SONUNDA GENÇLİĞE HİTABEYİ YAZARKEN VE OKURKEN, BUGÜNLERİ GÖRMÜŞ MÜYDÜ!

Ruhun şad, mekânın cennet olsun Büyük ATATÜRK…

(ATATÜRK ÖLMEDİ!)

Ölmek, izafi bir kavramdır! Mutlak değildir. Nitekim ayet-i kerimede şehitler için mealen:

(Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz)

buyrulmaktadır.

Şehitler için bu böyle olduğu gibi, büyük eserler verenler de ölümsüzdürler. Çünkü eserleri yaşadıkça, onlar da  yaşarlar. Mesela Ampulü icat eden Thomas Edison için nasıl (ölmüş) diyebilirsiniz. Evinizde her elektrik ampulünü yakışınızda sizi aydınlatan Edison’dur.

İsmini bilmiyor olsak bile (Telefonun mucidi kimdir) diye araştırırsak, karşımıza Alexander Graham Bell çıkar. Yani, o da ölümsüzler sınıfındadır.

Çağımızın vazgeçilmezi olan Televizyonu kim icat etti diye sorgulasak  mucidi John Logie Baird

olarak karşımıza çıkar. Televizyon izlediğimize ve daha belki asırlarca izleneceğine  göre, bu ilk mucit de ölümsüzler sınıfındadır.

Tabii, bize Anadolu topraklarını kazandıran Alparslan, İstanbul’u fetheden Sultan Muhammed Han ve benzeri kahramanlar için de ölümsüzlük var!

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ebediyete intikali 83 yılı buldu ama kurduğu Cumhuriyet yaşıyor ve 98 yaşına ulaşmış bulunmaktadır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça, Atatürk de yaşıyor demektir. Mustafa Kemal Atatürk, sadece cumhuriyeti kurmakla kalmamıştır. Getirdiği ilke ve inkılâplarıyla da milletin gönlünde ölümsüzleşmiş bir devlet adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ü sadece Türk Milleti değil, bütün dünya tanıyor, takdir ediyor. Çünkü 20’nci asırda bütün esir milletlerin umudu ve bayrağı olmuştur.

Ve diyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça, Mustafa Kemal ATATÜRK de yaşamağa devam edecektir. Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşayacağına inandığımıza göre,

ATATÜRK’ÜN

de bu milletin yüreğinde ilelebet yaşayacağına inanmamız gerekir.

Ebediyete intikalinin 83. Yılında Atatürk’ün ölümsüzlüğünü çağrıştıran bir türküyle yazımızı noktalayalım.

Atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor.

Uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor.

Her gücü o aşıyor.

Türklüğe güç veren devrimler senin.

Yurduma çizdiğin aydın yol senin.

Gençlik senin, sen gençliğinsin.

Ölmedin ölmezsin, ölmedin ölemezsin.

Yazarın Diğer Yazıları