İnsanların zekâ düzeyleri oldukça farklıdır. Zekâyı ölçecek gerçek bir kriter de yoktur. Bireylerin bilişsel yetenekleri, bilgi ve becerileri karşılaştırılır. Böylece zekâ gücü belirlenmeye çalışılır. Zekâ düzeyi, kişilerin aynı yaşta olan diğer kişilerle karşılaştırılmasını sağlayarak, kişinin norm grubu içindeki yerini belirtir.
Zeka düzeyini IQ ile tanımlarız. Orta düzeydeki insanların IQ’su (zekâ düzeyi) 85-115 arasında değişim göstermektedir. Çok zeki olanlarla, zeki olmayanların genel nüfusa oranı azdır. Araştırmalar zekâ düzeyi ile bireyin fiziksel ve toplumsal gelişmesi arasında paralellik olduğunu ortaya koymuştur.
Zekâ düzeyi üstün ya da dahi olanların beden gücü, sağlık, duygusal ve toplumsal uyum açılarından diğer çocuklardan üstün olduğu saptanmıştır. Zekâ düzeyi, bir zekâ testi sonunda elde edilmiş olan zihinsel başarıyı gösterir. Ancak bir kez uygulanan testle bir kimsenin gerçek zihinsel gücü ölçülmüş sayılmaz. Hastalık, stres gibi faktörler zekâ puanını etkileyebilir.
Zekâ ve başarı arasında doğru orantı olsa da zekâyı fazla büyütmemek gerekir. Edison’a “Başarınızı neye borçlusunuz” ? diye sorarlar. O da “% 95 çalışmak, % 5 zekâ” der. Zekâ kişi için şanstır Ama zekâsı çok yüksek olmayan biri de hedefini iyi belirler, planlı ve düzenli çalışırsa yaşıtlarının çok üzerinde bir başarı gösterebilir.
Ayrıca bir insanın zekâ düzeyinin yüksek olması, onun iyi seçkin bir insan olduğunu göstermez. Böyle bir kimse iyi eğitilmemiş ise topluma yararlı olmak yerine, zararlı bir kişi haline gelebilir.
Söz zekâdan açılmışken, zekânın aynı zamanda genetik olduğunu kanıtlamak açısından bir Siirt öyküsüyle yorumumuzu tamamlayalım istedik. Öykü şu:
Geçmiş yıllarda, Siirtli bir Şâir, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’e (O’na, al ve ashabına salat ve selâm olsun) ithaf olarak yazdığı uzunca bir kasideyi, devrin yine Siirtli âlimlerinden birine götürerek, düşüncesini almak istemiş. Aralarında “Hoca-Talebe” ilişkisi olduğu için, evine gitmiş. Âlim kişi, divan odasında Şâiri kabul etmiş. Divan odasında, âlim zatın genç oğlu ve 10-12 yaşlarındaki kızı da bulunuyormuş.
Şâir, ne maksatla geldiğini belirterek, Kasidesini sunmak isteyince, âlim zat:
-Hele, yazdığın Kasideyi sen kendin yüksek sesle bir oku da, çocuklarla birlikte dinleyelim demiş.
Bunun üzerine Şâir, kasideyi okumuş. Âlim zat:
-Bu kaside, benim kasidem, nasıl olur, eline nasıl geçti! diye gülümsemiş ve:
-Bak, inanmıyorsan okuyayım, dinle! diyerek, kasideyi eksiksiz tekrarlamış.
Zavallı Şâir, bu duruma şaşırarak:
-Vallahi Hocam, bu kasideyi ben yazdım. Sizden önce de hiç kimseye ne okudum ne okuttum. Siz, şimdi okuyunca hayretler içinde kaldım! Bu nasıl olur? diyecek olmuş.
Bunun üzerine, âlim zat:
-Bak, hatta oğlum da kasideyi ezbere biliyor! dedikten sonra, oğluna dönmüş:
-Oğlum, kasideyi okusana demiş.
Âlim zatın, genç oğlu da yüksek sesle, eksiksiz ve kusursuz bir şekilde kasideyi okumuş. Şâir, bu işe daha da hayret etmiş. Sözü:
-Bu nasıl olur, emin olun, ben bunu kendim yazdım. Ama, artık ben de kendimden şüphelenir oldum! demeye getirmiş.
Bunun üzerine âlim zat:
-Hatta, benim küçük kız bile, bu kasideyi ezbere biliyor dedikten sonra, kızına dönerek:
-Kızım, sen de oku bakalım kasideyi! deyince, Kız da, kasideyi eksiksiz, ve yanlışsız, bir çırpıda okuyuvermiş, Tabii, Şâirin şaşkınlığı artmış. Apışıp kalmış. Bunun üzerine âlim zat gülümseyerek, gerçeği açıklamış ve şöyle demiş:
-Allah, ömrüne bereket versin. Kaside, elbette senin kasiden. Ben, lâtife olsun diye sana bu oyunu oynadım. Allah, bana öyle bir zekâ lütfetmiş ki, ben, bir şiiri, bir yazıyı ne kadar uzun olursa olsun, bir defa okudum veya dinledim mi, ezberlerim. Bu bakımdan, Sen, yazdığın kasideyi bir defa okuyunca, ezberlemiş oldum. Oğlum da, bir şiiri veya yazıyı iki defa okur veya dinlerse ezberler. Sen bir defa okudun, ben ardından ikinci defa tekrarladım. Oğlum da, ikinci defada kasideyi ezberledi. Kızım da, bir yazıyı veya şiiri üç defa okur veya dinlerse ezberler. Sen okudun, ben okudum, ağabeyi okudu. Okuma üçe tamamlanınca, o da, kasideyi ezberlemiş oldu. “Oku” deyince de, okudu. Bu da, YÜCE ALLAH’IN bana ve çocuklarıma bir lütfu ihsanıdır.
***
Zekânın genetik olduğunu kanıtlamak açısından sunduğumuz anekdotun gerçek olduğunu ve olayın aynen yaşandığını anımsatalım.