Zaman, namaz ehlinin, şeyhlerin, mollaların, hacı-hoca ve dini bütün geçinenlerin zamanı! Gerçekten böyle olanlara ve
ALLAH RIZASI
için eskiden beri böyle yaşayanlara elbette ki hürmetimiz, muhabbetimiz vardır. Amma, sonradan yetmelere ve mevcut ortamdan kendilerine pay çıkarmak isteyenlere karşıyız. Hazret-i Mevlana’nın
“Ya olduğun gibi
görün, ya göründüğün gibi ol”
özdeyişini rehber etmek lazım. Maalesef,
“Zaman bunu gerektiriyor!”
denilerek oldukları gibi görünmeyenler var.
Toplumlar ne çekmişlerse hep
“olduğu gibi görünmeyen ve göründüğü gibi
olmayanlardan”
çekmiştir. Bu konuyla ilgili bir anekdotla yazımızı noktalayacağız:
Peygamber olmak yanında Dünya hayatında da sultanlıkla sınanan ve bütün varlıkların dillerini bilmek gibi bir hünerle tezyin edilmiş olan Hazret-i Süleyman
(Peygamberimize, O’na ve cümle peygamberlere salat ve selâm olsun)
döneminde bir
LEYLEK
huzuruna girerek meclisinde bulunan bir sofuyu işaret etmiş ve bu sakallı kişi tarafından bacağının kırdığını şikâyet ederek adalet istediğini söylemiş!
Bunun üzerine Hazret-i Süleyman:
-Şikâyetinin gerçek olduğu tahakkuk ederse, kısas olarak ayağını kıran kişinin ayağını kırarız
buyurmuş. Leylek itiraz etmiş ve yaşadıklarını özetleyerek:
-Çayırlıkta geziniyordum. Bu sofu geldi. Elindeki bastonu sallıyordu. “Bana bir şey yapmaz. Neticede Sakalı Sofu adam” dedim, kaçmadım. Ama bir baktım ki, bastonunu fırlattı. Ayağımı kırdı. Şimdi, ayağını kırmak yerine sakalını kestirin ve bir daha da sakal bırakmasını yasaklayın ki Ben sakalına kandım, başkaları kanmasın!
Evet, kıssada olduğu gibi, her gördüğümüz sakallıya kanmayalım…