Cüneyt Arıtürk

ÜMMET MİYİZ, MİLLET Mİ!!!

Cüneyt Arıtürk

Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan vatandaşlar olarak millet miyiz, ümmet miyiz, bu sorunun cevabını kim verebilir. İşin gerçeği şu ki, Milleti bölmek serbest ama ümmeti bölmek yasak! Millete

(İLLET)

diyeceksin,

(ZİLLET)

diyeceksin hor ve hakir göreceksin, lakin ümmete selam duracaksın!

Ümmet dedikleri, kendi akıllarınca bu ülkenin Müslümanları. Millet ise Türk Milleti, öyle mi!

Bakın size gerçeği söyleyeyim, ümmet şimdi değil,

Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’in (O’na, al ve ashabına salat ve selam olsun)

ebediyete intikaliyle birlikte bölünmeğe başlamıştır. Çoğu tarihçiler, bölünmenin Muaviye’nin hilafet makamına geçmesiyle başladığını yazsalar bile, bölünme Hazret-i Ebu Bekir’in hilafetiyle başlamıştır. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir’in bile halife olmasına gönülleri razı olmayanlar vardı. Onlara göre, Halifelik Hazret-i Ali’nin ve soyunun hakkıydı! Buna rağmen Hazret-i Ali ne Hazret-i Ebu Bekir’in, ne Hazret-i Ömer’in ve ne de Hazret-i Osman’ın hilafetleri döneminde, halifelik üzerinde bir hak iddiasında bulunmamıştır. Ancak, Hilafet konusunda Muaviye ile savaşa dahi girmiştir. Cemel Vakası, Sıffin Savaşı, bunun delilleridir. Yani, ümmetin bölünmesi yeni değildir. Peygamber Efendimiz

HAZRET-İ MUHAMMED’İN

(O’na al ve ashabına salat ve selâm olsun) irtihalleriyle başlamıştır. Peygamber Efendimizden sonra İslam Dininde hiçbir zaman birlik ve beraberlik olmamıştır. Şimdi de durumda bir değişiklik yoktur. Mezhepler yoluyla süregelen bölünmüşlük özellikle ehl-i sünnet ve ehli şia arasındaki görüş ayrılıkları dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır.

Yani, (ÜMMETİ BÖLMEYELİM) deyimi bir teraneden ibaret! Tek görüşte bir ümmet mi var ki bölmeyelim!

Gelelim millet tanımına. Anayasa'nın 66. maddesine göre, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür." Atatürk'ün tanıtımıyla: "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir."

Ancak, Türklük tanımı da sistematik bir şekilde bölünmek istenmektedir. Dil, din, ırk, renk gözetilerek millet bölünmek istenmektedir. İşte, bu bölünmelere karşı reçete olarak

(LAİKLİK)

prensibi getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin 783 bin 562 metre karelik hudutlarında yaşayan 83 milyonu aşkın vatandaşın dili, dini, mezhebi, ırkı ne olursa olsun

TÜRK’tür.

Buradaki

TÜRKLÜK

deyimi bir ırkın değil, yaşadığımız vatanın adıdır.

Bu vatanın sınırları içinde yaşayan insanları

VATANDAŞLIK

bağıyla kenetlememiz mümkün, ancak dil, din, ırk bağlamında bunu sağlamak imkânsızdır. 83 milyon insana sen

MÜSLÜMAN

ÜMMETİSİN

diyemezsin, desen de bir anlamı olmaz. Ama

(sen bu ülkenin

vatandaşısın)

diyerek kucaklayabilirsin. Onlara bu bilinci aşılayabilirsin.

Bir konuya dikkatleri çekmekte yarar var. Nice insanlar, başka ülkelerin vatandaşları olmak konusunda, o ülkenin istediği şartları yerine getirmektedirler. Nice dinlerden insanlar mesela ABD vatandaşı olmuşlar, ya da başka bir güçlü ülkenin vatandaşı olmak yolunu seçmişlerdir. Biz, bu vatanda yaşayanlar neden renk, dil, din ayırımı yaparak birbirimizden kopmak peşine düşelim. Böyle yapacağımıza, vatanımızı güçlendirerek, dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmek yolunda mücadele vermemiz çok daha doğru olmaz mı. Unutmayalım, devletimizi güçlü kıldığımız oranda, saygınlığımız olur. Bu bakımdan, ümmeti değil, gerçekte milleti bölmek illetinden kurtulmak için gereken çabayı gösterelim. Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olmakla gururlanalım. Daha açık bir ifadeyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı, gıpta edilecek bir kavram haline dönüştürmenin uğraşını verelim…

ANEKDOT

Milli Şairlerimizden Merhum Namık Kemal’e sormuşlar:

-Neden Türklerden Peygamber yok!

Cevap vermiş:

-Kim demiş. Hazret-i Adem, Türk’tü!

Yazarın Diğer Yazıları