Cüneyt Arıtürk

Üç Dost, Üç Düşman!!!

Cüneyt Arıtürk

Dostsuz ve düşmansız insan yoktur. Her insanın mutlaka dostları da vardır, düşmanları da. Dostlarımızı ve düşmanlarımızı genelde 3 sınıfta toplayabiliriz. Her insanın üç sınıf dostu ve üç sınıf düşmanı vardır. Bu yazımızda dostları ve düşmanları irdeleyelim istedik.

Önce dostlardan başlayalım:

Öncelikli dostumuz, öz dostumuzdur, yani, gerçek dosttur. Sevindiğimizde, sevinen; üzüldüğümüzde üzülen, gerektiğinde kendisini tehlikeye atmak pahasına bile olsa bize destek verendir. Yani, menfaat dostu değil, hakiki dosttur.

Dostumuzun dostu da dostumuzdur. Dolaylı olan bu dostluk, her zaman gerçek bir dostluğa dönüşebilir. Bunun için ufak bir kıvılcım yeterlidir.

Üçüncü dostumuz ise, düşmanımızın düşmanıdır. Çünkü düşmanımızın düşmanıyla paylaştığımız amaçlarımız aynıdır. Bunun için “düşmanıma düşman olan, benim dostumdur” denilmiştir.

Üç düşman gelince:

Haliyle ve öncelikli olarak öz düşmanımız birinci sırada yer alır. İster kan davalımız olsun, ister başka konularda rakibimiz durumunda bulunsun. Menfaatlerimiz çatışsın!

İkinci düşmanımız ise düşmanımızın dostudur. Çünkü her zaman için düşmanımızın yanında yer alır, ona destek çıkarak, bize karşı rekabet gücünü arttırır.

Diğer bir düşman ise dostumuzun düşmanıdır. Çünkü dostumuza zarar veren, dolayısıyla bize de zarar vermiş olur.

Bu söylediklerimiz sadece insanlar için geçerli değildir. Toplumun en küçük üniteleri olan ailelerden, aşiretlerden, kavimlerden tutunuz da devletler seviyesine çıkıncaya kadar dostlar ve düşmanlar aynıdır. Keşke fert olarak, kavim olarak, devlet olarak gerçek dostlarımızı, düşmanlarımızı bilebilsek ve buna göre bir yaklaşım tarzı sergileyebilseydik.

Veya keşke dostlarımızı arttırmayı, düşmanlarımızı asgari düzeye indirmeyi başarabilseydik.

ANEKDOT

Öyle anlatılır ki, Siirtli bir zenginin, biraz da şımarık bir çocuğu varmış. Zengin olduğu için, arkadaş sayısı da bir hayli çokmuş. Tabii, bunların gerçek arkadaş olmadıklarını, menfaat arkadaşları olduklarını, babası gayet iyi biliyormuş. Gerçek arkadaş ile, menfaat arkadaşlarını birbirinden ayırmasını istemesine karşılık, oğlu, bütün arkadaşlarının kendisine candan bağlı olduklarını

“öl dese, öleceklerini”

söylüyormuş. Babası, çocuğunun enayi çekilmesinden üzülüyor, ama oğlunu ikna edemiyormuş.

Nihayet bir gün oğluna:

-Gel seninle arkadaşlarını deneyelim.

Demiş ve oğluna kabul ettirmiş. Zengin, besili bir koç alarak kestirmiş. Etini çuvala koymuş. Çuvalı kana bulamış ve evinin bodrumuna bırakmış. Oğluna da:

-Haydi, en güvendiğin arkadaşına git. “Elimden kaza çıktı. Birini öldürdüm. Cesedini çuvalın içine koyarak evin bodrumuna sakladım. Bu gece, benimle gel, bana yardımcı ol. Cesedi götürüp Botan Çayına atalım. Diye yardım iste bakalım”

Demiş. Çocuk, denileni yapmış. En samimi bildiği arkadaşına giderek, sır verir gibi babasından aldığı talimatı uygulamış. Ama, arkadaşının tepkisi sert olmuş.

-Sen beni cinayetine ortak mı etmek istiyorsun, çek git başımdan!

Diyerek, tehdit etmiş. Sırayla ve birbirlerinden habersiz çok samimi bildiği tüm arkadaşlarına giderek yardım istemişse de, hepsinden de sert tepkiyle karşılaşmış. Hatta, onu şikâyet edeceklerini söyleyerek tehdit edenler bile olmuş.

Genç, babasının arkadaş seçme konusundaki ikazlarının ne derece gerçek olduğunu anlamış. Babası, onu bir de kendi arkadaşına göndermiş. Babasının arkadaşına giden genç:

-Babamın selâmı var. Elimden, kazayla bir cinayet çıktı. Öldürdüğüm kişinin cesedini, bizim evin bodrumunda çuval içinde sakladım. Bu gece, cesedi götürüp Botan Çayına atacağım. Babam, bana yardımcı olman için sana gönderdi.

Demiş. Babasının dostu, önce çocuğu teselli ettikten sonra:

-Bu gece ben atımı alıp evinize geleceğim. İçinde ceset bulunan çuvalı götürüp, Botan Çayına ben yalnız götürüp atarım. Senin, benimle gelmene gerek yok. Yolda yakalanırsam, cinayeti benim işlediğimi söylerim. Ne de olsa ben yaşlıyım. Bu yaştan sonra ömrümün geri kalan kısmını hapishanede geçirsem de ne olur. Sen gençsin, hapishanelere düşersen yazık olur…

Diyerek teselli etmiş. Gece yarısı da, dediği gibi evlerine gitmiş. İçinde, ceset olduğunu zannettiği çuvalı çocuğun ve arkadaşı olan babasının yardımıyla ata yüklemiş. İş bu safhaya geldikten sonra, çocuğun babası, arkadaşına durumu anlatmış ve çuvalın içinde insan cesedi değil, helâlinden kesilmiş bir koçun etinin bulunduğunu, evine götürerek, çoluk, çocuğuyla afiyetle yemelerini belirtmiş ve dönüp çocuğuna söylenmiş:

-İşte oğlum, gerçek dost budur. Senin de böyle gerçek bir tek dostun olsun, bin yalancı dosttan yeğdir.

Demiş, oğlu da gerçeği anlayarak, bütün menfaat arkadaşlarıyla ilişiğini kesmiş…

Yazarın Diğer Yazıları