Cüneyt Arıtürk

TÜKETİCİ HAKLARI VE ÇEVRE BİLİNCİ

Cüneyt Arıtürk

15 Mart günü bütün Dünyada (Tüketiciler Günü) olarak kutlanır. Tüketici haklarının korunması adına kurulmuş teşekküller vardır. Türkiye’de de Tüketiciler Birliği Federasyonu bu işin başını çekmektedir.

Tüketici haklarının korunmasıyla ilgili mücadele 1960’lı yıllarda start almıştır. 15 Mart Dünya Tüketici Hakları günü olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde Dünya Tüketiciler Günü olarak kutlanan bu günde sınırsız tüketimin toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekiliyor.

15 Mart 1962 yılında ABD'nin o dönemdeki başkanı John Fitzgerald Kennedy'nin Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavramdan söz etmesi sebebiyle 15 Mart günleri dünya genelinde (Dünya Tüketici Hakları Günü) olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler ise 1985 yılında aldığı bir karar ile bu konuşmanın yapıldığı tarihi, yani 15 Martı Dünya Tüketici Hakları ilan ederek resmileştirmiştir. Ülkemizde de Dünya Tüketiciler Günü adıyla kutlanmaktadır. Uluslararası tüketici örgütleri de bu günü her yıl kutlamaya devam ediyor. Uluslararası Tüketici Örgütü'nün Dünyanın 105 ülkesinde üyesi bulunmaktadır. Bu ülkelerde Tüketici haklarının korunması adına kurulmuş teşekküller vardır. Türkiye’de de Tüketiciler Birliği Federasyonu bu işin başını çekmektedir.

Ancak, gelişen dünyada ekonominin mimarisindeki gelişmeler ve teknolojideki evrim, tüketici hakları mücadelesinde de, değişikliğe ve gelişmelere yol açtı. Bundan birkaç yıl önce tüketici sorunu olarak kabul edilen kimi konular bugün için tüketicinin gündeminde yer almamakta, öte yandan özellikle teknolojideki gelişmeler ile küresel ekonomide oluşan değişiklik, tüketici için yeni mücadele alanları oluşturmaktadır.

Tüketici konumunda olan bizlerin de, kendimizi kontrol altına almamız ve dünyada sadece bizim yaşamadığımızı kabullenerek, diğer insanların da haklarına saygı açısından doğaya zarar vermeyecek şekilde davranmamız, örnek olması açısından, yılda binlerce ton ekmeğin çöp bidonlarına gittiğini idrak ederek, tüketici haklarını sahiplenmemiz lazım.

Daha iyi bir dünyada yaşamak için, bütün insanların el birliği içinde olmaları gerekir. Unutmayalım, gerektiği gibi tüketim yapılırsa, dünya bütün insanlara rahatlıkla yeter…

Aslına bakarsanız, Osmanlı dönemindeki

AHİLİK MÜESSESESİ

de tüketici haklarının korunmasına yönelik önemli bir teşkilâttı. Bu teşkilat sayesinde geniş anlamda tüketicilerin ve doğanın korunması hedefleniyordu.

Ülkemize ilişkin tüketici hakları mücadelesinde yola geç çıkılmış olsa bile toplumda oluşan tüketici hakları bilinci ve ülkemiz tüketicisinin hak arama konusundaki istekliliği olumlu gelişme olarak kaydedilmektedir. 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü’nde, sınırsız tüketimin toplumsal bir sorun olduğuna ve bu sorunun çözümünün; yaşamımızı sürdürecek kadar tüketip bundan mutlu olabileceğimiz bir toplum düzeni yaratmaktan geçtiğine dikkatler çekilmekte.

Tüketimin araç mı, ihtiyaç mı olduğu tartışılırken, son yıllarda ihtiyaçları karşılamanın, hatta düşleri gerçekleştirmenin çok ötesine geçerek başlı başına bir amaç haline geldiğine vurgu yapılmaktadır. Sınırsız tüketim çabasının ağır bir bedeli var ve günümüzde bu bedel de tüketimin kendisi kadar hızlı büyüyor. Özellikle bedeli ödeyenler dar gelirli tüketiciler olmakta.

Tükettiğimiz sadece maddi varlıklar değildir. Ekolojik kayıplarımız, toprak, su, hava, orman, biyolojik çeşitlilik, iklim ve canlıların sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi ve tahribat çok büyük ve korkutucu boyutlarda. Üstelik sürekli artan tüketimin yarattığı kirlilik ve doğal varlıklardaki bozulmaların etkisi sadece mahvolmuş ekosistemlerde değil, özellikle en yoksul kesimdeki hastalıklarda ve sefalette de kendisini gösteriyor. Doğal kaynaklar, yenilenebilir varlıklar tehlike altında. Son 50 yıl içinde bile dünya genelindeki içme suyu tüketiminin üç kat, fosil yakıt tüketiminin beş kat arttığı, hızla yükselen karbon emisyon oranlarının yanı sıra yıllık 13 milyon hektar olduğu tahmin edilen tropikal orman kaybının atmosfere her yıl 6,5 milyar ton karbondioksit eklemesi, kaygılarının giderek artmasına neden olduğuna dikkatler çekilmekte.

Tüketim harcamalarının büyük bölümü konfor ya da hayatta kalabilmek için gerekliliği tartışılan ama yaşamı daha keyifli kılan ürünlere yapılırken, dünyadaki yoksul kesimin temel gereksinimlerinin karşılanmasının çok masraflı olacağına ilişkin savlar öne sürülüyor. Oysa eldeki veriler gösteriyor ki; yoksulların yeterli gıda, temiz su ve temel eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için gereken para, insanların bir yıl içinde makyaj malzemelerine, dondurmaya ve hayvan mamasına harcadığından daha az.

Ülkemizde de durum pek farklı değil, verimli tarım alanlarımız amacı dışında kullanılarak üzerlerine sanayi tesisleri kuruluyor, ormanlarımız madencilik faaliyetlerine, imara açılıyor, işgal ediliyor, yakılıyor, enerji üretimi için doğanın ana damarları nehirlerimizin üzerine yüzlerce Nehir Tipi Hidroelektrik Santral (HES) kuruluyor, enerjide önceliğimiz enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji olmalıyken, nükleer santral yapılmak isteniyor, sulak alanlarımız kurutuluyor, meralarımız, makilik alanlarımız yok ediliyor.

Dünya giderek ısınıyor. İnsanların atmosferde ve iklimde yarattığı değişiklikler hiç kuşkusuz uzun ömürlü olacak. Fakat küresel ısınmanın etkileri değiştirilemeyecek ya da başa çıkılamayacak kadar şiddetli hale gelmeden önce kesin adımlar atabileceğimiz bir dönemde yaşama ayrıcalığına sahibiz. Karşımızdaki güçlüğü ele alış biçimimiz, çok uzun bir dönemi kapsayan bir tarihin yazılmasına yardımcı olacak.

Sınırsız tüketimin toplumsal bir sorun olduğuna ve sadece tüketim peşinde koşmanın hem tüketici toplumlardaki yaşamın kalitesini azaltacağına hem de çocuklarımızın torunlarımızın yani gelecek nesillerimizin temel ihtiyaçlarını karşılama olanaklarının bile ellerinden alınmasına neden olacağına dikkatler çekilmekte. Sorunun çözümü; yaşamımızı sürdürecek kadar tüketip bundan mutlu olabileceğimiz bir toplum düzeni yaratmaktan ve herkesin bu hedefe ulaşmak için birlikte hareket ederek katkı sağlamasından geçiyor. Böylece bizden sonra gelecek tüm canlılara sürdürülebilir bir dünya bırakmış olacağız.

Evet, bilinçsizce tüketimler yüzünden TÜKETİCİLERİN TÜKENECEKLERİNİ AKLIMIZDAN ÇIKARMAYALIM,  dünyadaki temel yaşam objelerinin bizden sonrakiler için de gerekli olacağını unutmayalım.

Yazarın Diğer Yazıları