Bilindiği gibi 5 Nisan Avukatlar Günü olarak kutlanır. Bu tarihin esprisi 5 Nisan 1923’te Ankara Barosu’nun Bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından hizmete açılmış olmasında yatmaktadır. Avukatlık mesleği adaletin olmazsa olmazı ve üç sacayağından biridir. Adaletin sacayağını teşkil edenler hâkimler, savcılar ve avukatlardır. Bu bir gerçektir ki, Türkiye genelinde bir avukat enflasyonu yaşanmaktadır. Bunun böyle olması, avukatlık mesleğini güçlendirmek için değil, bilakis zayıflatmak için sistematik olarak kullanılan bir metoda dönüştürülmüştür. Amaç, avukatlar üzerinde (böl, parçala ve yönet) taktiğinin uygulanmasıdır. Türkiye’de 160 binin üzerinde avukat bulunmaktadır. Siirt barosuna kayıtlı 300’ün üzerinde avukatın bulunduğu düşünülürse bu işi kotaranların amaçları daha iyi anlaşılacaktır. Normalde, avukat sayısının hâkim ve savcı sayısını aşmaması gerekir.
Evet, demokrasinin topal değnekli olduğu yerde, adaletin de topal değnekli olmasını garipsememek gerekir!
Bilindiği gibi, adaletin üç saç ayağı vardır. Bunların adları da savcılar, hâkimler ve avukatlardır. Sanık konumunda olanlara güçleri yoksa mahkeme tarafından avukat atanması da, hukukun gereklerinden sayılır. Yani, avukatsız mahkeme olmaz! Demokrasi topal ayaklı olunca, adaletin de topal ayaklı olması kadar doğal ne olabilir. Avukatlık, onurlu bir meslektir ve adalet mekanizmasının olmazsa, olmazıdır.
Gerçekte, yasalarımızda avukatlık mesleğinin önemine vurgu yapan uygulamalar vardır. Örnek olması açısından belirtelim, iller düzeyindeki protokollerde baro başkanları yedinci sırada yer alırlar. Yerleri rektörlerin, jandarma komutanlarının, il emniyet müdürlerinin, vali yardımcılarının, kaymakamların önündedir.
Zihinlerde ister istemez oluşan bir istifham var. Adaletin üç sacayağından biri olan avukatların temsilcilerinin bile haklarını aramaktan âciz bırakıldıkları bir ülkede, vatandaşlar haklarını nasıl arayacaklar.
Evet ve maalesef, Türkiye’de siyaset kurumları tarafından avukatlar üzerinde oyunlar oynanmakta, tekli barodan çoklu baro sistemine geçilmiş bulunulmaktadır. Amaç, avukatları (bizim avukatımız, sizin avukatınız) olarak bölmektir. Türkiye’de tekli baro sisteminden, çoklu baro sistemine geçilmesinin tek amacı (böl parçala ve yönet) taktiğidir. Bu durumda, davalarda avukatların hangi baroya kayıtlı olduğuna bakılarak, hüküm verilebileceği iddiaları oldukça yaygındır.
Bir ülke düşünün ki avukatlar bile haklarını aramaktan âciz duruma düşürülmüşlerdir. Avukatlar, adaletin üç saç ayağından biri olduğuna ve bu ayaklardan biri budandığına göre (topal değnekli adalet) deyimini kullanırsak yanlış mı olur! Evet, Türkiye’de avukat olmak, avukatlık yapmak zor iş!
Bu düşünceler içinde yine de bütün avukatların ve özellikle de ablam Avukat Meryem Betül Ersoy’un avukatlar gününü kutluyorum.