Müslümanlar olarak çoğu kere “HER ŞEY KUR’AN’DA YAZILI!”dır. Deriz. Peki, madem her şey Kur’an’da yazılı, biz Müslümanlar neden böyle geri kaldık. Kur’an-ı Kerim’i genelde okuyanlar, hatta hıfzedenler Müslümanlar olduğuna göre, neden buluşların yüzde yüzüne yakınını gâvurlar yapıyorlar! İşin gerçeği şu ki biz Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i yüzeysel olarak okuruz, ölülerimiz için hatim indiririz. Kur’an-ı Kerim’in verdiği mesajlarla pek ilgili değiliz.
Oysa, Kur’an-ı Kerim’de:
"Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin'de vardır."
"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik."
Mealinde ayetler bulunmaktadır.
“Kur’ân, Allah (cc) tarafından Cebrail vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir şekilde son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) indirilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fâtiha suresiyle başlayıp Nâs suresiyle biten, benzerini getirmekten insanların ve cinlerin âciz kaldığı Arapça mu‘ciz bir kelâm”
olarak tanımlanır.
“Her şey Kur'an'da vardır”
ancak, hiçbir şey ayrıntılarıyla yer almaz, almasına imkân yoktur. Nasıl küçük bir çekirdekte, koca bir ağacın plan ve programı yazılıysa, Kainatta ve insanlık aleminde cereyan eden kanunlar da bu çekirdekler mesabesinde Kur’an-ı Kerim’de yer alırlar.
Kur'an ve kainat, Allah'ın iki kitabıdır. Biri kelam sıfatının, diğeri kudret sıfatının tecellisidir. Allah'ın kudret sıfatından gelen kainatta da her şey vardır ama herkes her şeyi göremez. Mesela, Edison elektriği buluncaya kadar, âlemde elektrik vardı. Fakat insanlar farkında değillerdi. Edison, elektriği yoktan var etmedi; var olan bir şeyi buldu. Dolayısı ile,
Edison, Newton, Arşimet
gibi bilginler, tabiattaki kanunların koyucusu değil, bulucusudurlar. Mucidi değil, keşşafıdırlar.
Aynı durum, Kur'an ayetleri için de geçerlidir. Müfessirler, Kur'an'ın engin manalarına muhatap olmaya çalışır. Her biri, bir takım sırlar görebilir, bulabilir. Zamanın akış seyri de, Kur'an'ın sırlarının ortaya çıkmasına yardımcıdır. Mesela,
"Biz insanı parmak uçlarına varıncaya kadar yeniden diriltmeye kadiriz."
ayetinde geçen
"parmak uçları"
ndaki sır, 19. yüzyılda, herkesin parmak izlerinin farklı olduğunun keşfedilmesiyle daha iyi anlaşılmıştır. Bu konuda, fenni gelişmelere işaret eden yüzlerce ayeti örnek olarak vermek mümkündür.
Yine Kur'an-ı Kerim'de geçen peygamberlerin mu'cizeleri de, ileriye yönelik mesajlar taşımaktadır. Hz. Musa (as)'ın asası gibi basit aletlerle, yerden su çıkarmanın; Hz. İsa (as) gibi her türlü hastalıklara şifa bulmanın; Hz. Süleyman (as) gibi kuşlardan bile yararlanmanın; Hz. Davud (as) gibi demiri şekillendirmenin; Hz. İbrahim (as) gibi ateşte yanmamanın; Hz. Nuh (as) gibi büyük gemiler yapmanın; yine Hz. Süleyman (as) gibi, çok uzak mesafeden eşyayı ya suretiyle veya aynıyla getirmenin mümkün olduğuna, ayetler işaret etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de her çeşit ilim dallarının remizleri yer alır. Bunları bulup geliştirmek, insanların görevleridir. (Gavurlar, buluşlarını Kur’andan almışlar) demek de biz Müslümanların bir mübalağalarıdır. Onlar çalışarak ve alın teri dökerek buluşlarını yapmışlardır.
Allah, bilgiyi talep eden, azmeden kullarına verir. Müslümanları geri bırakanlar ise gerçekte TEVEKKÜLCÜ GEÇİNEN TEEKKÜLCÜLERDİR. Bunu bilmekte yarar vardır.