Cüneyt Arıtürk

TABİİNLERİN EN HAYIRLISI HAZRET-İ VEYSELKARANİ -3-

Cüneyt Arıtürk

Üveys, nihayet Annesine durumunu açıkladı. HAZRET-İ RESULULLAH’I GÖREBİLMESİ İÇİN kendisine müsaade etmesini diledi. Oğlunun, HAZRET-İ RESULULLAH’IN AŞKIYLA NE DENLİ YANDIĞINI BİLEN VE ASLINDA KENDİSİ DE AYNI HİSLERLE DOLU OLAN ANNESİ, ÜVEYS’E ŞARTLI DESTUR VERDİ. MEDİNE’YE GİDECEK, AMA, ORADA BULAMAZSA BEKLEMEDEN GERİ DÖNECEKTİ.

Annesinden aldığı bu müsaade üzerine, bir aylık yolu yaya yürüyerek Medine’ye ulaşan Veyselkârani Hazretleri, Medine’nin sokaklarda oynaşan çocuklardan

, HAZRET-İ RESULULLAH’ın

evini sorarak öğrenmiş ve kapıyı büyük bir edeple çalarak

HAZRET-İ RESULULLAH’I

sormuş.

O esnada, evde bir rivayete göre Hazret-i Aişe Anamız, diğer bir rivayete göre de, Hazret-i Fatıma Anamız vardı. Kapıyı çalan kişiden ne istediği sorulduğunda, Hazret-i Üveys, kendisini tanıtıp, HAZRET-İ RESULULLAH’I ziyaret etmek istediğini söylemiş.

Kendisine, Hazret-i Resululluh’ın evde olmadığı (bir kavle göre Tebbük Seferinde olduğu) iletilince, derin bir hasret çeken Hazret-i Üveys, annesinin vasiyeti ve durumu yönünden beklemesinin mümkün olamayacağını yana, yakıla anlatmış,

HAZRET-İ RESULULLAH’A selâm ve hürmetlerinin iletilmesini dileyerek, geri dönmek zorunda kalmıştır.

Yine rivayetlere göre, birkaç saat veya birkaç gün sonra

HAZRET-İ RESULULLAH TEBBÜK GAZVESİNDEN geri dönüp, Hane-i Saadete teşrif ettiklerinde, ev halkının anlatmalarına fırsat kalmadan:

-HANEMİZE, “ÜVEYS” ADINDA BİRİ GELDİ Mİ?

diye sormuşlar.

Hane-i saadet halkı, durumu anlattıklarında Peygamber Efendimiz:

-ÜVEYS BENİ, BEN ÜVEYSİ ÇOK SEVERİM buyurmuşlar. Sonra, CÜBBE-İ ŞERİFLERİNİ ÇIKARARAK, bir daha Medine’ye gelmeleri halinde Üveys’e verilmesini tavsiye etmişler.

Hazret-i Resulullah’ın, mübarek cübbelerinin Hazret-i Veyselkârani’ye verilmesi şekli de ihtilâflıdır. Bir rivayete göre, Peygamber Efendimizin İRTİHALLERİNDEN takribi beş yıl sonra Annesi vefat eden ve bu açıdan hür kalan Hazret-i Veyselkârani bizzat Medine’ye gitmiş ve kendisini tanıtmıştır. Bunun üzerine, Peygamber Efendimizin vasiyetleri gereği mübarek cübbeleri, kendisini verilmiştir.

Diğer bir rivâyete göre, yine Peygamber Efendimizin irtihallerinden sonra

Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali ile birlikte Yemen’in Karen köyüne giderek kendisini arayıp bulmuşlar ve HAZRET-İ RESULULLAH’IN vasiyetleri gereği hırka-i şerifi kendisine takdim etmişler.

Yüz yıl kadar yaşadığı rivayet edilen Hazret-i Veyselkârani’nin vefatının nasıl olduğu konusu da ihtilâflıdır. Bazı kaynaklara göre,

Hazret-i Ömer’in hilafeti zamanında AZERBAYCAN SAVAŞLARINA katılan Hazret-i Veyselkarani, bu savaşlar sırasında hastalanarak vefat etmiştir.

Bazı kaynaklar ise Hazret-i Ali ile Muaviye arasındaki savaşta, Hazret-i Ali taraftarları arasında yer aldığını veya savaşı durdurmak için arabulucu olmak istediği sırada vefat ettiğini söylerler.

Hazret-i Veyselkârani’nin, gerçek Kabri’nin nerede olduğu da ihtilâflıdır. Halk tarafından sevilen ve sayılan zatlara bir çok makamlar maledilmiştir. Bunun, bir çok örnekleri vardır.

Her ne kadar keşif ve keramet ehli zatlar, Hazret-i Veyselkarani’nin gerçek makberinin, Siirt’in Baykan ilçesinin Ziyaret beldesinde bulunan yer olduğu konusunda işaretler vermişlerse de Şam’da, Yemen’de, Beyrut’ta, Mardin’de, hatta, Bursa’nın Gemlik yolu üzerinde türbelerinin bulunduğu ve bu makamlarının da ziyaretçilerle dolup taştıkları bilinmektedir.

(DEVAM EDECEK)

Yazarın Diğer Yazıları