Cüneyt Arıtürk

SİİRT'TE DOĞUM, SÜNNET, ASKER UĞURLAMA, EVLENME VE ÖLÜMLERLE İLGİLİ ÖRF, ADET VE GELENEKLER DOĞUMLA İLGİLİ GELENEKLER(1)

Cüneyt Arıtürk

Şehrimizde, doğumla ilgili önemli etkinlikler arasında, doğum yapacak kadına, kendi Baba evi tarafından çeyiz hazırlanması gelir. Doğum yapacak kadının baba tarafı, kızlarının hamile olduğunu öğrendiklerinden itibaren çeyiz hazırlama işlerine başlarlar. Doğacak bebek için beşik sipariş edilir, kundak, bebek elbiseleri alınır, bu arada doğum yapacak anneye de elbise alınması ihmâl edilmez.

Doğumunun ilk gününde anne tarafının, kızlarına süt göndermesi adettendir. Doğumunun haftası içinde hazırlanan çeyizle birlikte, konu, komşulara dağıtılmak üzere kuru yemişlerden oluşan bir de bohça hazırlanır. Siirt fıstığı, badem içi, leblebi, badem şekeri ve benzeri kuru yemişlerden hazırlanan bohça, doğum yapan kadının her iki taraftan (kocası ve kendisi) akrabalarına dağıtılır.

Doğan çocuğun sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına kaamet getirilir. Adı kulağına okunur. Loğusa kadınların  geçmiş yıllarda 40 güne kadar evden çıkmalarına izin verilmez, gezmeye gönderilmez, iş yaptırılmazdı.

Doğum yapan kadına yine baba tarafının en az bir bilezik hediye götürmesi adettendi. Bu arada, diğer akrabaları da yakınlık derecelerine göre doğan çocuğa tam, yarım veya çeyrek altın takar, ya da para verirlerdi.

Doğan çocuk erkekse, genelde 40’ıncı gününü doldurduğunda berbere götürülerek tıraş edilir, saçının ağırlığa kadar altın tasadduk edilirdi.

SÜNNETLE İLGİLİ GELENEKLER

Şehrimizde, çocuklar genelde okula gitmeden önce veya 7-10 yaşına geldiklerinde sünnet ettirilirlerdi. Yine sünnet törenleri, genelde hayırlı bir gün olarak kabul edildiği için Perşembe günü gecesi (Cuma akşamı) gerçekleştirilirdi.

Sünnet ettirilecek çocuğun ailesinin durumu iyi ise, komşuları olan fakir çocuklardan bir kaçını da sünnet ettirmeyi ihmâl etmezlerdi. Tabii, sünnet edecekleri çocuklara da, kendi çocukları gibi sünnet elbiseleri alır, hediyeler verirlerdi.

Yine geçmiş yıllarda, sünnet ettirilecek çocuklar, faytonlara bindirilir, Şehir içinde tur attırılırlardı. Sünnet törenlerinin vazgeçilmez türkücüsü

SABO

TETE’YDİ

. Şehrimizde geçmiş yıllarda

SÜNNETÇİLİK

işini genelde berberler (kuaförler) icra ederlerdi. Bir de, Tillo’nun (Aydınlar) sünnetçileri meşhurdu. Hatta, Tillolu sünnetçiler, bütün Arap ülkelerinin tercih ettikleri sünnetçilerdi. Sünnet olacak çocuklara, dayıları, amcaları veya bir  başka yakınları sağdıçlık yapar, sünnet olacak çocuğu kucaklarına alarak, sünnet anında “bak kuş var” diye şaşırtmaca verir, ağzına bir lokum koyarak ağlamasını önlemeğe çalışırlardı.

Sünnet ameliyesi icra edildikten sonra, sünnetçinin beraberinde getirdiği oğlu veya çırağı tarafından bir tepsi tutularak dolaştırılır, merasime katılanlar, içine bahşiş (para) atarlardı. Genelde, sünneti müteakip ziyafet verilir, mevlit-i şerif okutulurdu.

Sünnet edilen çocuklara takılar takılması, hediyeler verilmesi de adettendi. Takılar ve hediyeler yakınlık derecesine ve hediyeyi götürenlerin maddi durumlarına mütenasip olurdu.

ASKER UĞURLAMALARI

Askere gidecek gençler için

kına gecesi

düzenlenir, akrabaları ziyaret ederek, kendisine yakınlık derecelerine ve mali durumlarına göre harçlık verirlerdi.

Gencin, Askerden gönderdiği mektuplar, toplanır ve evde, genelde oturma odasının duvarına çakılan bir çiviye asılırdı. Hiç biri zayi edilmezdi. Ta ki vatani görev bitene ve geri dönülene kadar. Askerliği tamamlayan genç için yine

kına gecesi

düzenlenir, kınalar, gönderilmiş olan mektupların kâğıtları zarf gibi katlanarak içlerine konulur ve dağıtılırdı.

EVLİLİKLE İLGİLİ GELENEKLER

Geçmiş yıllarda evlilikler, her ne kadar görücü usulü ile olsa da, gençlerin çoğu, mutlaka ve bir şekilde evlenecekleri kızları görürlerdi. Şehrimizde, geçmiş yıllarda genç kızları görebilmenin en geçerli yolu mahalli deyimle

“ŞIHER”

denilen ve bir nevi panayırı andıran günlerde gerçekleşirdi.

“ŞIHER”

kelimesinin anlamı

“TEŞHİR”DİR.

Şehrimizde, çeşitli isimler altında

ŞIHERLER

düzenlenirdi. İşte, bu teşhir günlerinde genç kızlar anneleri, teyzeleri, halaları, ablaları ve diğer aile büyüklerinin yanında

ŞIHER ALANLARINA

giderlerdi. Her ne kadar, kadınların arasına, erkeklerin girmesi örf ve adetler çerçevesinde yasak olsa bile, evlenmek niyetinde olan gençler, biraz uzak sayılacak bir mesafeden kızları görür, gözlerine kestirdiklerini ve beğendiklerini,

ŞIHER YERİNDE

bulunan kız kardeşlerine, annelerine, teyzelerine gösterirlerdi. Bu suretle, seçilen kız için araştırmalar başlatılır, kimin nesi olduğu, ailesi, soyu, sopu belirlenir, isteyip, istememek konusu tartışılırdı.

Kızın beğenilmesi ve istenmesine karar verilmesi durumunda, kızın ailesinin yakınları vasıtasıyla

diyaloga girilir, verileceğinin kesin olarak anlaşılmasından sonra, iş resmiyet kazanırdı.

TEMLIHKEYYE=HİKÂYENİN SONU

Siirt’in nüfusunun 10 bin dolaylarında olduğu yıllarda, haberler hemen yayılır

“falanca kişiye, falancanın kızı istenecekmiş”

sözleri her tarafta duyulurdu. İşin kesinleşmesiyle hikâyenin sonu da gelmiş olurdu ki buna mahalli lisanla

TEMLIHKEYYE=TEMMILHAKKOYE

veya Türkçe tercümesiyle “

hikâyenin sonu geldi”,

anlamında bir deyim kullanılırdı. Artık, iş rivâyet olmaktan çıkmış, kızın isteneceği, daha doğrusu verileceği de kesinleşmiştir.

İşte, bunu müteakip

KIZIN İSTENMESİYLE İLGİLİ ATILAN İLK ADIMA (TEMLIHKEYYE=

TEMMILHAKKOYE)

denilirdi. Bu evlilik için yapılan ilk etkinlikti. Kızın verileceğinin kesinleşmesinden sonra, erkek tarafının ileri gelen bireylerinden müteşekkil 4-5 erkek, 4-5 kadın, gelin adayının evlerine giderek kızı isterlerdi. İsteme işinde, genelde bir din adamı da bulunur, kızın istenmesiyle ilgili duayı yapar, fatihayı okurdu.

Bu gidişte, damat tarafı, kız tarafına tepsilerle baklava, kurabiye, pasta götürür, bunun yanında en iyi cinsinden bir kutu şekerleme veya çikolata götürürlerdi. Damat tarafının erkekleri ve kadınları ayrı ayrı odalarda, harem-selâmlık şeklinde otururlar, “hoş geldiniz” faslından sonra damat tarafının beraberlerinde götürdükleri din adamı kızı isterdi. Kız istenirken, din adamlarının kullandıkları tekerleme genelde kalıplaşmıştı. İşte, kız isteme sırasında, Hocanın okuduğu tekerleme şeklindeki deyiş:

CİNEKUM TALİBİN, RAĞİBİN, HATİBİN

KERİMETEKUM AYŞE ĞENIM (MESELÂ)

ŞE IBINNE CÜNEYT EFENDİ (MESELÂ)

ME TEKULU?

Bu istemenin Türkçe tercümesini şöyle yapabiliriz:

RAĞBET EDEREK VE GÖNÜLLÜ OLARAK

KIZINIZ AYŞE HANIMI (MESELÂ)

OĞLUMUZ CÜNEYT EFENDİYE (MESELÂ) İSTİYORUZ

NE DİYORSUNUZ?

Hoca, bu tekerlemeyi üç defa okuduktan sonra, kız tarafının en yaşlısı veya en muteber olan kişisi

“ATAYNA=VERDİK”

der demez, damat ailesi tarafından görevlendirilmiş bir genç koşarak, önce hocanın, sonra, sırasıyla kız tarafının aile büyüklerinin ellerini öperdi. Hoca da Fatihayla ve duayla her iki tarafa mutluluklar dilerdi.  Böylece

“filânın kızı, falancaya istenecekmiş”

şeklindeki hikâye, mutlu bir sonla noktalanmış olurdu.

NİŞAN MERASİMİ

Söz kesiminin tamamlanmasından sonra

NİŞAN TÖRENİ

için gün kararlaştırılırdı. Siirtliler, bütün hayırlı işlerin Perşembe günü akşamı (Cuma gecesi) veya Pazar günü akşamı (Pazartesi Gecesi) yapılmasına özel önem verirlerdi. Çünkü, bu günlerin ve gecelerin, diğer gün ve gecelerden daha hayırlı olduğuna inanırlardı.

Nişan töreni için gün kararlaştırılmasından sonra, nişan yüzükleri için ölçü alınırdı. O zamanlar, öyle gelin adayı ile damat adayının birlikte kuyumcuya gitmeleri ve nişan yüzüklerini birlikte beğenip almaları gibi bir durum yoktu. Nişan törenleri genelde gelin tarafının evinde icra edilirdi.Gelin evi, nişan töreninin yapılmasına müsait değilse, komşulardan veya akrabalardan birinin evinde gerçekleştirilirdi. Bu konuda, Siirtliler, çok toleranslıydı. Gelin tarafının evi müsait değilse, kendileri komşularına gitmeden, komşuları gelir, onlara istemeleri durumunda nişan törenini evlerinde icra edebileceklerini söyler, destek olurlardı. O zamanlar, komşular birbirlerine karşı çok daha samimi, çok daha yardımcı olmayı ilke edinmiş kimselerdi. Bugün gibi, kapı komşularının bile adlarını bilmeyen aileler yoktu.

Nişan töreninin, gelinin evinde yapılmasına karşılık, nişanda  dağıtılacak baklava, şerbet vesair ikramların malzemeleri, damadın ailesi tarafından yollanırdı. Damat tarafı, maddi durumlarına göre, gelin tarafına 1 torba kesme şeker, 1 torba toz şeker, 1 torba un, yağ, ceviz içi gönderir, gelin tarafı da gönderilen bu malzemelerle baklava ve şerbet yaparlardı. Yaz mevsimlerinde, buna ilave olarak dondurma  gönderildiği de olurdu.

Yine geçmiş yıllarda, damatlar, nişan törenlerinde yer almaz, nişan yüzüğü, damadın annesi, kız kardeşi, halası, teyzesi veya görevlendirilecek bir kadın akrabası tarafından gelinin parmağına takılırdı. Kız tarafı da, damat için hazırladıkları nişan yüzüğünü 1 tepsi baklavayla ve 1 kat elbiseyle (gömlek, atlet, pijama, terlik, mendil vesaire) gönderirlerdi. Kız tarafının, damat için göndereceği nişan yüzüğünün iç kısmında, gelinin adı, damat tarafının, gelin için gönderdikleri yüzüğün iç kısmında ise, damadın adı kazınmış olurdu.

Siirt’in geçmiş yıllardaki nişan törenlerinde geleneksel ikram baklava ve şerbet olurdu. Damat tarafı, nişan hediyesi olarak geline, nişan gecesi giyeceği elbiseyle (NİŞAN ELBİSESİ) birlikte, asgari 2-3 kat elbise götürürlerdi.

Nişanlılık, hatta TEMLIHKEYYE (SÖZ KESİMİ) töreninin icra edilmesinden itibaren, damat tarafının, Siirt’in an’anelerinden olan CIGOR, YUMURTA ŞENLİĞİ VE DİĞER ETKİNLİKLERDE, GELİN TARAFINA ETKİNLİĞE UYGUN HEDİYELER GÖTÜRMELERİ ADETTENDİ. Meselâ cıgor haftasında baklava, sarıburma, rayoşumeketip yanında, mevsim meyveleriyle dolu bir sepet gönderilirdi. ŞIHRILBAYF İÇİN (yumurta bayramı) haşlanmış olarak rengarenk boyanmış bir sepet yumurta yanında, bir sepet çiğ yumurta yollanırdı. Söz kesiminden, düğün törenine kadar geçen süre içinde dini bayramlar da kutlanacak olursa, damat tarafı, gelinlerine altın bilezik yanında para hediye ederlerdi. Gelin evin, bayram kutlaması için giden damat tarafı erkekler ve kadınlar yakınlık derecelerine göre çeyrek, yarım veya tam altın yanında, bayram harçlığı para verirlerdi. Amma, gelin tarafı, kızlarına verilen paraları harcanmaz, tümüyle (artık o parayla ne gelirse) altın alıp, kızlarının çeyizlerine eklerlerdi. Kadınlar arasında, çeyizin teşhirinde (bu bilezik de, bayramda gelen parayla alınmıştır) denilerek, bayram harçlığının, kullanılmadığına özellikle vurgu yaparlardı.

Söz kesiminden, düğün gününe kadar, damat tarafının yaptığı şeyleri (hediye götürmeler) kızlarını evlendiren aile tarafı, ömür boyu yapardı. Bunun için de, Siirt’in eski gelenek ve göreneklerinde kız tarafı olmak hele çok kız sahibi olmak, aileleri için adeta bir yıkımdı. Doğrusu şu ki, bu yüzden Siirtli aileler kız çocuk sahibi olmayı hiç mi, hiç istemezlerdi…

Yazarın Diğer Yazıları