Cüneyt Arıtürk

SİİRT'TE ARAPÇA VE KÜRTÇE KONUŞMAYI YASAKLAYAN VALİ

Cüneyt Arıtürk

13 Mayıs, TÜRK DİL BAYRAMI GÜNÜ olarak kutlanır. 26 Eylül günlerinin de aynı amaç doğrultusunda kutlandığı bilinir. Türk Dil Bayramı kutlanırken, konuyla ilgili bir yorum yapmak ihtiyacını duydum. Bir toplumun birliğini ve dirliğini sağlayan en önemli unsurlardan biri de hiç şüphesiz

DİLİDİR

. Dil birliği olmayan toplumlarda birlik ve dirlik her zaman için tehlikede demektir. Bu bir gerçektir ki, Türk Dili çoğu zaman büyük ihmallere uğramıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve öncesinde İslamiyet’in de etkisi altında kalan Türk dili asırlar boyu ikinci, üçüncü planda kalmıştır. Arapça ve Farsça, adeta edebiyatımızın  dili olmuştur.

Düşünebiliyor musunuz. Türk olmasıyla iftihar ettiğimiz Mevlana Celaleddin-i Rumi bile MESNEVİ adlı eserinin tamamına yakınını Farsça yazılmıştır. Türk kökenli olarak bildiğimiz geçmiş yılların birçok şairleri, mütefekkirleri eserlerini hep Arapça ve Farsça olarak kaleme almışlardır.

Oysa meşhur Türgolok Ziya Gökalp’in söylediği gibi:

ARUZ SİZİN OLSUN, HECE BİZİMDİR,

HALKIN SÖYLEDİĞİ TÜRKÇE BİZİMDİR.

LEYL SİZİN, ŞEB SİZİN, GECE BİZİMDİR,

DEĞİLDİR BİR MÂNÂ ÜÇ ADA MUHTAÇ.

Diyebilselerdi ve eserlerini Türkçe olarak kaleme alsalardı ne iyi olurdu, değil mi!

Türk diline gereken önemin verilmesi buyruğu ilk olarak Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yazılan bir fermanla ilan edilmiştir. Onüçüncü yüzyılda (13 Kasım 1277 tarihinde) Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılması mecburiyeti bizzat Karamanoğlu Mehmet Beyin yayınlandığı fermanla ortaya konmuştur.

Karamanlılar da İslam dininin etkisiyle diğer Türk oymakları gibi, resmî dil olarak Arapça’yı, edebi dil olarak da Farsça’yı kullanıyorlardı. Karamanoğlu Mehmet Beyin, başa geçmesiyle birlikte durum değişti. Mehmet Beyin hedefinde Türk birliğini kurmak vardı.

Karamanoğlu Mehmet Bey, tahta oturur oturmaz ilk iş olarak para bastırıp, hutbe okuttuktan sonra meşhur fermanını yayınlattı. Fermanı, davullar çaldırarak halka ilan etti. Mehmet Beyin fermanı şöyleydi:

(BU GÜNDEN SONRA, DÎVÂNDA, DERGÂHTA, BARİGÂHTA, MECLİSTE, MEYDANDA, TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR…)

Karamanoğlu Mehmet Bey, “Dili olmayanın yolu da olmaz. Birlikte yaşamanın ilk şartı dil birliğidir” düşüncesinden hareketle meşhur fermanını yayınlamıştı.

Karamanoğulları, Türkçeyi resmî dil olarak kullanan Anadolu’daki ilk Türk beyliğidir. Siyasi bir olay biçiminde gelişen Karamanoğlu Mehmet Bey ayaklanması aslında Türk kültür tarihinin önemli bir dönemi olmuş, onun çektiği bayrakla Türk dili, bir kez daha varlığını duyurmuştur. Bugün Karaman’da onun büstünü taşıyan anıtın üzerinde iri harflerle fermanı yazılıdır:

(Bugünden sonra, dîvânda, dergâhta, barigâhta, mecliste, meydanda, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.)

1939-1940’lı yıllarda Siirt’te Valilik yapan Merhum İzzettin Çağpar da İlimiz genelinde Türkçe dışında değil yazı yazmayı, konuşmayı dahi yasaklamış, Arapça veya Kürtçe konuşulanlara para cezası verilmeğe başlanmıştı. O yılları yaşayanların anlattıkları ilginç anekdotlar vardır. Yani Merhum Vali İzzettin Çağpar da, tıpkı Karamanoğlu Mehmet Bey gibi Türkçe dışında bir dilin kullanılmasını yasaklamıştı. Bu kimilerine bir zorbalık gibi görünse bile, eğer yasaklar devam etseydi, şimdi dil birliği konusunda hiçbir sorunumuz olmayacaktı. Şunu unutmamak gerekir ki aynı dili konuşmak insanlar arasında iletişimi, ülfeti ve muhabbeti arttıran en önemli unsurdur.

ANEKDOT

1939-1940 yılları arasında Siirt’te Vali ve Belediye Başkanı olarak görev yapan Merhum İzzettin Çağpar’ın Arapça (Siirtçe) konuşmayı yasakladığı çarşıda, yolda, sokakta ve okullarda Arapça konuşanlara o günün şartlarında 10 kuruş ceza kesilmesi için polisleri, bekçileri, belediye zabıtasını, okullarda öğretmenleri görevlendirdiği anlatılır.

O yasaklı dönemde, gayet yaşlı ve samimi iki arkadaş, çarşıda birbirlerine rastlamışlar. Ancak ikisi de Türkçe bilmedikleri için birbirlerine hasretle bakarak ve cezaya çarptırılmak korkusuyla sadece birer kelime konuşmuşlar:

-Nasıldır?

-Eyidir!

Yazarın Diğer Yazıları