Cüneyt Arıtürk

SİİRT'İN TARIM, SANAYİ, TİCARET, ULAŞIM, EĞİTİM VE KÜLTÜREL DURUMLARI!

Cüneyt Arıtürk

TARIM;

Bugün Siirt ve ilçelerini kapsayan yerleşim bölgeleri, tarih boyunca genel olarak aşiretlerin yaşama alanları olduğu için tarımsal üretimde önemli bir gelişmeye sahne olmamıştır. Bu konudaki ekonomik verileri Osmanlı Devleti'nin 19.yüzyılda yayımlamış olduğu devlet ve vilayet salnameleriyle ünlü Fransız araştırmacı Vital Cuinet'in La Turquie d'Asie adlı önemli eserinde bulmaktayız.

Tarımsal üretimle ilgili olarak 1874 Diyarbekır Vilayet Salnamesi'nde o dönemde Diyarbekir'e bağlı olan Siirt sancağında, 1.350.000 kilesini (ölçek) buğdayın oluşturduğu toplam 3.060 000 kile tahıl üretildiği belirtilmektedir. Aynı salnameye göre tahıl dışı tarım ürünlerinin başında kuru üzüm, kişmiş üzüm, soğan ve boyacılıkta kullanılan nar kabuğu gelmektedir. Bu dönemde kök boya üretimi ile hayvan yeni olarak kullanılan ama bugün farklı kullanım alanlarına sahip mazu da önemli gelir kaynaklarıydı.

Cuinet, özellikle 1890'larda Bıttım üretiminin yılda 150 bin okkayı bulduğuna işaret etmektedir. Aynı yıllarda Siirt ve çevresinde bağcılık da önemli bir gelir kaynağıydı. Meşhur Bineteti ve Tayfi üzümlerinden elde edilen kuru üzüm, pekmez (dibs) ve pestil (harire) ile birlikte Pervari'nin ünlü Zivzik narından yapılma nar ekşisi (habrımman) ile boyacılıkta kullanılan nar kabuğu o dönemin koşullarına göre yöre halkının hem ihtiyaçlarını karşılıyor hem de önemli girdiler sağlıyordu.

Bu dönemde Siirt ve yöresinin bir diğer önemli geçim kaynağı, hayvancılık ve bundan sağlanan gelirlerdi. Tüm bu bölgede var olan aşiret yapısından dolayı koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların oluşturduğu hayvansal üretimde peynir, önde gelen bir üründü. Özellikle çok değişik bir tadı olan Siirt Otlu Peyniri (sirike), günümüzde de benzerlerinden farklı lezzetini korumaktadır.

Bunun yanı sıra aynı dönemde tiftik üretimi de önemli bir gelir kaynağıydı. 1869 Diyarbekir Salnamesi''nden alınan verilere göre, üretilen 100 bin ölçek tiftiğin 75 bin ölçeği dışarı satılmaktaydı. Tiftiğin yanı sıra yapağı ve özellikle Pervari'de üretilen bal ve balmumu da yörenin sayılı gelir getirici ürünleriydi.

Cuinet, 1890'da Siirt ve yöresinde 81.273 koyun ve 79.289 keçi bulunduğunu belirtmekte ve bu konuda Garzan, Şirvan ve Eruh'un en zengin merkezlerden olduğuna işaret etmektedir. Bu konuda yaklaşık olarak aynı verileri Siirt'in daha sonra bağlandığı Bitlis'in 1892 Vilayet Salnamesi'nde de görebiliriz.

YAKIN DÖNEM;

Siirt, Osmanlı döneminde var olan kapalı ekonomik yapısını Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da sürdürdü. Özellikle ulaşım imkanlarının sınırlı ve il merkezinin ticari yolların uzağında oluşu şehrin gelişimini olumsuz yönde etkiledi. 40'lı yıllarda il sınırları içinde petrolün bulunması, 1944'de demiryolunun Kurtalan'a kadar uzatılması, karayolu bağlantılarının artması vb. etkenler 50'li yıllardan sonra gelişimi bir ölçüde hızlandırdı.

Bu tarihten sonra tarımsal üretim içinde hayvancılıktan sağlanan gelir, bitkisel üretimin artışıyla ikinci plana düşmeye ve modern tarım tekniklerinin gelişmesiyle birlikte verim yükselmeye başladı. Özellikle 1950'den sonra ekilebilir tarım arazilerindeki gelişme 1970'lerden sonra 100 bin hektarın üzerine çıktı. Bugün Siirt'te tahıllardan en çok ekilen buğday olup, arkasından arpa ve az miktarda pirinç gelmektedir. Ancak bütün bu ürünlerin Türkiye genelindeki payı oldukça düşüktür.

Son dönemde idari yapılanmada yapılan değişiklikle, Batman ve Şırnak'ın il yapılması, Siirt'in tarım arazisini daraltmış, doğal olarak bu değişiklik tarımsal üretime etki etmiştir. Bugün toplam arazinin yüzde 14'ünü oluşturan tarım topraklarının 62.721 hektarı kuru, 4200 hektarı ise sulu tarıma ayrılmış bulunmaktadır.

İlimizde ortalama yıllık buğday üretimi 45 bin ton, arpa 22 bin ton, kuru mercimek ise 7200 ton olarak gerçekleşmektedir.

Şehrimizin önemli bir gelir kaynağı olan ünlü Siirt Fıstığı üretimi de yılda 2 bin tona yaklaşmıştır. Son yıllarda az da olsa bir gelişme kaydeden sulu tarımla birlikte, sağlanan teşvikler sonunda meyve ve sebze üretimi artmış, sulanan arazilerde pamuk ve tütün üretimi gelişmiştir.

Siirt'te doğal olarak yetişen meyan kökü üretimi ise yıllardır süren çabalara rağmen beklenen düzeye ulaşamamış, yıllık üretim 3-4 bin tonda kalmıştır.

Tarımda kullanılan alet ve makina sayısında söz konusu nedenlerden dolayı fazla bir artış görülmemiştir.

Bugün hayvancılık, Siirt'in önemli bir gelir kaynağı olmasına rağmen, üretimde gerekli modernizasyonun gerçekleşememesi, ürünlerin pazarlanmasında yaşanan güçlükler ve daha başka nedenler yüzünden istenen bir düzeyde değildir. Bunda, hiç kuşkusuz yıllardır bölgede Kürt sorunu nedeniyle yaşanan çatışmaların, özellikle hayvancılığı olumsuz bir yönde etkilemesinin payı çok büyüktür. Ancak buna rağmen geliştirilen bazı projelerle birlikte, yetersiz de olsa kooperatifçilik özendirilmiş ve özel fonlarla hayvancılığa destekler sağlanmıştır.

Ünü sadece Türkiye'de değil tüm dünyada duyulmuş Pervari balıyla birlikte Eruh ve Şirvan'da da gerçekleştirilen bal üretimi ise son yıllarda az bir artışla yılda 80 tona ulaşabilmiştir.

SANAYİ;

Tarih boyunca Siirt ve yöresinde gelişen zanaat dallarının başında dokumacılık gelmektedir. Bugün şehrimizin battaniyeleri, yüzyıllardır süregelen ince ve ustalıklı bir emeğin, süzülmüş bir hünerin ürünü olarak sadece Türkiye'de değil tüm dünyada da ünlenmiştir. Bunun yanısıra 19.yüzyıldan beri Sason ve civarında dokunan cicim türü Kürt kilimleri, tiftikli ve yünlü aba, ipekli kumaş üretimi de oldukça gelişmişti.

1869 tarihli Diyarbakır Salnamesi'ne göre Siirt Sancağı'nda bir yılda 10 bin adet ipekli kumaş, 9 bin adet yünlü kuşak, 9 bin adet tiftikli aba ile 5 bin top Siirt basması üretilmektedir. Aynı salname, o yıllarda özellikle Pervari gibi dağlık yörelerde kullanılan yemenilerle, Kürtçe Reşşik adı verilen bir çeşit kar ayakkabılarının imalatının gelişmiş olduğunu kaydeder.

Ancak 19.yüzyılda en gelişmiş zanaat kolunun bakırcılık olduğu konusunda tüm kaynaklar birleşmektedir. Gerçekten, o dönemin Ermeni ustalarının maharetleriyle oldukça gelişmiş bir imalata sahip olan Siirt Bakırcılar Çarşısı, bugün bütün özelliklerini kaybetmiş olsa dahi yine de Siirt'in tarihi bir mekânını yaşatmaktadır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt ve çevresinde sanayi imalatına dayalı bir üretimden bahsetmek mümkün değildir. Bu yıllarda birkaç maden çıkarma işletmesi ile ilçelerdeki geleneksel dokuma tezgahları ile daha çok il merkezinde yoğunlaşmış ev içi üretimine dayalı battaniyeciliğin dışında bir imalata rastlanmaz. 1927 Sanayi Sayımı'na göre şehirde işyerlerinde çalışan işçi sayısı 1278 idi.

Cumhuriyet'ten sonra çıkarılan Sanayii Teşvik Kanunu'ndan yararlanan tek işyeri ise 1929'da Yasin Aral tarafından kurulan, 1939'da geçirdiği bir yangından sonra tevsii edilerek yeniden faaliyete geçen Yeni Hayat Un Fabrikası'ydı. 1960'lı yıllara kadar üretimde bulunan fabrika uzun yıllar şehrin 20'ye yakın işçi çalıştıran tek işyeriydi.

1940'da Raman'da petrolün bulunmasıyla önce küçük bir petrol tasfiyehanesi olarak faaliyete geçen daha sonra 1948'de kurulan ve giderek modern bir işletme haline gelen Batman Petrol Rafinerisi; Batman'ın il yapılmasından önceki yıllarda Siirt'in en büyük sanayi kuruluşuydu.

1960'lı yılların sonuna kadar Siirt ve o dönemdeki il sınırları içinde yine oldukça cılız ve daha çok tarıma dayalı, tütün, yem, peynir ve tereyağı gibi tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi ürünleri imalatı görülmektedir. Ancak, bölgede iyi niyetlerle girişilen sanayi yatırımları maalesef kalıcı olmamaktadır.

Kurtalan Çimento Fabrikası üretime devam ederken, 1976'da kurulan Siirt Yem Fabrikası ile Siirt ve çevresinde yetişen meyankökünden ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılmak üzere meyanbalı üretmek için 1973'de kurulan Siirt Meyankökü Fabrikası (SİSTAŞ) üretimlerini durdurmuş bulunmaktadır. Yine 1982'de Suat Kayhan'ın kurduğu Kayhan Un Fabrikası da bugün çalışmamaktadır.

Şirvan’da bakır madeni üretimi için kurulan tesisler faal olmakla birlikte, ham madde olarak nakledilmesi üzüntü vericidir. Oysa, çıkarılan madenin Siirt’te kurulacak tesislerde işleneceği sözü verilmişti.

Organize Sanayi bölgesindeki tesislerin rantabl çalıştıkları söylenemez. En önemli tesisleri arasında fıstık fabrikası gösterilebilir. 102 milyon dolara mal olduğu belirtilen

Çinko Metal Külçe Üretim Tesisi henüz faaliyete geçmemiştir.

TİCARET;

Dünden bugüne Siirt'te ticaret de, Türkiye'nin diğer illerine oranla fazla bir gelişme göstermemiştir. Şehrin tarih boyunca ticaret yollarının uzağında kalan konumu, ilçelerin bazılarının dağlık yörelerde oluşu, yıllarca Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerine bağlı bir sancak olarak ticari faaliyetten soyutlanmasına neden olmuştur.

Siirt'in il dışına gönderdiği fıstık, ceviz, badem, bal, mazı, sımak, yün, tiftik vb. ticari ürünler de dünden bugüne pek fazla çeşitlenmemiştir. 1980 Sanayi ve İşyerleri Sayımı'na göre Siirt'te toplam olarak 1539 ticari kuruluş bulunmaktaydı. Bugün ise bu rakamlardaki küçük artışlar, ilde önemli bir ticari gelişimi yansıtmamaktadır.

Siirt ve çevresinin dağlık bir yörede oluşu, tarih boyunca ulaşımı olumsuz yönde etkilemiş, bu da doğal olarak ekonomik gelişmeyi engellemiştir. Bugün bile il merkezinin civar illerle olan karayolu bağlantısında son noktada oluşu, bu olumsuzluğun devamına neden olmaktadır.

ULAŞIM;

Bununla birlikte 1940'lı yıllarda Kurtalan'a kadar uzatılan demiryolu ve o yıllardan başlayarak günümüze kadar süregelen karayollarının yapımı, şehrin diğer iller ve bağlı altı ilçeyle bağlantısını sağlamış bulunmaktadır. Özellikle Batman ve Diyarbakır'dan geçen karayolu, Siirt'i güneye bağlayan ve şehirlerarası yolcu ulaşımında önemli bir işlevi olan karayoludur.

Bunun yanısıra Siirt-Şırnak yolu ili doğuya, Siirt-Bitlis yolu ise ili kuzey-doğu'ya bağlamaktadır. Ayrıca 1994 yılının Eylül ayından itibaren düzenli olarak gerçekleştirilen hava ulaşımı da Siirt'in son yıllardaki gelişimine önemli bir katkı sağlamış olmasına rağmen uçak seferleri sık-sık inkıtaa uğ4ramaktadır.

EĞİTİM;

Osmanlı döneminde Siirt ve çevresinde eğitim geri ve eğitim kurumları da az sayıdaydı. Tarih araştırmacısı Vital Cuinet, 1890'da Siirt Sancağı'nda 1 rüştiye, 57 sıbyan mektebinin yanısıra 15 tane medrese bulunduğunu; buralarda 66 öğretmenin görev yaptığını, rüştiyenin 170, medreselerin 100 ve sıbyan mekteplerinin ise 4040 öğrenciye sahip olduğunu yazmaktadır.

Cuinet aynı yıllarda Siirt'te Ermeni Gregoryenler ile Ermeni Protestanların birer liseleri olduğunu ve buralarda kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı ders yaptıklarını, Ermeni öğrencilerin toplam sayısının 335 olduğunu kaydetmektedir.

1892 tarihli Bitlis Vilayet Salnamesi'ne göre sancak sınırları içinde 52 medrese bulunmakta, bu medreselerde ise 372 öğrenci eğitim görmekteydi. 1898 Maarif Salnamesi'nde ise Siirt'teki tek rüştiyede 54 öğrenci olduğu belirtilmekte, Ermenilerin, Katolik Keldanilerin ve Protestanların da birer birer rüştiyesininolduğuna işaret edilmektedir. 1903 Maarif Salnamesi'ne göre sancak sınırları içinde medrese sayısının 15'e düştüğü buna karşılık öğrenci sayısının 220 olduğu belirtilmektedir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Siirt'te okul sayısında fazla bir yükselme görülmemektedir. 1943'te ilkokul sayısı 20 civarında iken bu tarihten sonra artış görülerek, bu rakam 1961'de 170'lere ulaşmıştır.

Siirt'te okur-yazarlık oranı da yüzde 65 olarak saptanmış bulunmaktadır. İl genelinde çok sayıda ilk ve orta dereceli okullar yanında Siirt Üniversitesine bağlı fakülteler ve yüksek okullar bulunmaktadır.

KÜLTÜR;

Siirt çok önemli bir yörede, birçok uygarlığın yayılma alanlarının kesiştiği bir bölgede kurulduğu için bunların kültürel birikimlerinden etkilenmiş, bugün bile kökenlerine inilmesi çok kapsamlı araştırmalara muhtaç kültürel kalıntıları günümüze kadar taşımıştır.

Siirt ve yöresinin dağlık, ulaşımının sınırlı oluşu Anadolu'nun diğer illerinde görülen yerleşik "şehir kültürü"nün biçimlenmesini engellerken; yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin aralarındaki etkileşimlerin asgari düzeyde gelişmesi, o kültürlerin özgünlüğünü bir ölçüde koruyarak kuşaklar boyunca iz bırakmasını sağlamıştır.

Yazılı tarih öncesi Siirt ve yöresinde biçimlenen kültürün, doğal işbölümüne, tarım ve hayvancılığın ayrımına dayanan ve daha çok bölgesinin dağlık olmasından kaynaklanan ve buna göre biçimlenmiş öğeler taşıyan özellikleri vardı. Bölgede yaşayan halkın dinsel inanışları daha çok Mezopotamya'da gelişme göstermiş uygarlıkların etkisindeydi. Bölge halkını oluşturan Hurrilerin kültürü ise gökyüzü ve tabiat tanrılarına bağlı, Gılgamiş Destanı gibi sözlü edebiyatın Anadolu'daki en gelişmiş örneğini yaratmıştı.

Bölgede İ.Ö. 9.yüzyılda Urartu Devleti'ni oluşturan Urartular ise çeşitli Hurri boylarından meydana gelmekteydi. Van ve çevresinde egemenlik kuran bu devlet, batıda Siirtr ve Pervari'ye, güneyde bugünkü Irak sınırına kadar dayanmış özellikle mimaride güzel örnekler vermiş maden işçiliğinde gelişme göstermiştir.

Gerek Urartular gerekse daha sonraları bölgeye egemen olan İskitler, Medler ve Persler dönemlerinde, Siirt ve yöresi farklı kültürlerin etkisinde kalmış, değişik dinsel inanışların merkezi olmuştur. Özellikle dağlık yörelerde, çok değişik dinlere ve tanrılara inanışın yaygın oluşu, yer yer meydana gelen savaşların ana nedeninin bir anlamda din ve kültür çatışması olduğunu göstermektedir.

Nitekim daha sonraları bu çatışma başka bir boyut kazanmış, Sasanilerler Romalıların savaşları, bir anlamda Zerdüştlükle Hıristiyanlığın çatışması biçiminde ortaya çıkmıştır.

İslamiyet'in Anadolu'da ilk etkilediği bölgelerden biri olan Siirt ve çevresinde önce Maliki ve Hanbeli mezheplerinin aracılığıyla Sünnilik, sonra Şafiilik ve Türklerin gelmesiyle birlikte Hanefilik yayıldı.

Malazgirt'ten sonra Artukluların egemenliğine geçen Siirt'e daha sonra Akkoyunlular ve Safeviler hakim oldu. İdris-i Bitlisi'nin içinde yeraldığı anlaşma sonunda Osmanlı yönetimine geçen Siirt ve civarı aşiret kültürünün egemen olduğu bir yöreydi. Şehir merkezinde ise bu kültür, binlerce yıldan beri süregelen, yazılı tarihöncesine dayanan sözlü ve yazılı kültürel birikim ve mirasla biçimlenerek, farklı özellikler kazandı.

Bugün bile inançlardan törelere, nişan, düğün, sünnet, doğum törenlerinden bayram ve şenliklerde gördüğümüz ve başka hiçbir yörede rastlanmayan ritüellerle kendini ortaya koyan özgün Siirt kültürünün temeli buna dayanmaktadır.

Cumhuriyet'in il yıllarında Siirt'te çok hızlı kültür değişimleri yaşanmadı. Türkiye'nin birçok yöresinde, köylerde, şehirlerde görülen dönüşümlerin yanısıra Siirt, tarihte olduğu gibi ticaret yollarının dışında olduğundan bunlardan fazla etkilenmedi ve geleneksel yapıyı bir ölçüde korudu.

1940'larda Batman'da petrolün bulunuşu ardından demiryolunun Kurtalan'a kadar uzatılması belirli bir değişim sürecinin başlangıcı oldu. Bu süreç 1950'lerde hız kazandı. Türkiye'deki toplumsal yapının değişimi, geleneksel yapıların çözülmeye başlaması başta il merkezi olarak Siirt'e, ilçe olarak öncelikle Batman ve Kurtalan ile diğer merkezlere yansıdı.

Ulaşımın artması, yolların yapılması eğitimin çağdaşlaşması, radyo, gazete gibi kitle araçlarının günlük hayata girmesi, sağlık hizmetlerinde görülen iyileşme ve daha bunun gibi birçok faktör varolan geleneksel, kapalı kültürel yapının kırılarak yeni öğelerle tanışmasını sağladı, kültürel farklılıklar azalmaya başladı.

1960'lı yıllardan günümüze uzanan dönem boyunca2 Siirt, eski geleneksel kültürel özelliklerini kaybetmiş, hemen hemen Anadolu'nun her yöresinde, her ilinde ve ilçesinde görülen köylere kadar yayılan ortak bir kültürün geri dönülmez öğelerini benimsemiş durumdadır. Bu kaçınılmaz sonuç, son yıllarda bölgenin bütününde yaşanan çatışmalarla birlikte değişik görünümler kazanmış; savaşın, silahın, terörün biçimlendirdiği bir başka kültürü de yeşertmiştir.

Bugün için eski Siirt kültürünün bilinen, geleneksel öğeleri artık çok gerilerde kalmıştır. SİDER ve benzeri kuruluşların yapmaya çalıştığı şey; geçmişin zengin kültürel mirasını araştırmak, kültür tarihimizi günışığına çıkarmak için çaba sarfetmektir.

(DEVAM EDECEK)

Yazarın Diğer Yazıları