Cüneyt Arıtürk

SİİRT'İN TARİHİ VE TÜRBE HÖYÜK KAZILARI

Cüneyt Arıtürk

Son yapılan arkeolojik araştırmalarda, Siirt’in tarihinin çok eskilere ve Milattan Önce 7-8 binli yıllara dayandığı anlaşılmıştır. İpek yolu üzerinde bulunması sebebiyle ticari alanda gelişmeler kaydetmiş, bir çok defa el değiştirmiştir. Siirt adının SEART (Üç defa yer değiştiren) anlamına geldiğini yazan tarihçiler olduğu gibi Keldani dilinde KENT anlamına gelen KEERT olarak da yazanlar vardır. Siirt’in adı Kadri Perk’in tarihinde Siirt, Sert, Tigra, Mosert, Şemsettin Sami’nin Kamus’unda Tiğrakert ve Hüseyin Cahit’in tarihinde ise Serad olarak geçer.

Dünyanın en eski insan Fosilinin Botan Vadisinde bulunduğu bilinmektedir. Yani, Siirtliler bir yerde insanlığın atası sayılırlar. Bir başka deyişle insanlar Botan vadisinden türemiş ve çoğalmışlardır.

2002 yılında Botan Çayı kenarında Eğlence Köyünün az ilerisinde bulunan Çiçek Yurdu Mezrası yakınlarında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu bir

TÜRBE HÖYÜK

ortaya çıkarılmıştır. Ege Üniversitesi Öğretim görevlilerinden Yardımcı Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur ve ekibi tarafından yapılan çalışmalarda Botan çayı vadisinin milattan 5 bin yıl öncesinden beri iskân edildiğini, doğu ile batıyı bağlayan ipek yolunun

Siirt

’in yol güzergahında bulunduğunu ortaya koymuştur. Yunanlı Yazar Ksenop’un

“ONBİNLERİN

DÖNÜŞÜ”

adlı kitabında  anlattığı ve Yunanlı Komutanın konakladığı alanın Bağgöze (Lodi) ovası olduğu belirtilmektedir. Bu vadi, dünyanın en güzel vadilerinden biridir.

Siirt

Arapçayla, İspanya’daki Endülüs Emevilerine ait Arapçanın örtüştüğü de bilinen tarihi bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkılarak Siirtlilerin Tarık Bin Ziyad’ın soyundan geldiğini iddia edenler olmuştur.

1.Ö - 3000 ve 2000`lerde Güneydoğu Toroslar iki kültür alanını birbirinden ayırmaktaydı. Güneyde Mezopotamya’da gelişmiş bir tarım kültürü, kuzeyde ise Doğu Anadolu’nun Yüksek Yaylasında ilkel tarımcılığa ve hayvancılığa dayalı daha yavaş gelişen bir kültür. İki kültürün kesiştiği yerde bulunan

Siirt

’te yayla kültürü özellikleri görülmekteydi. MÖ 3000`lerde yörede Huriler yapmaktaydı. Gök ve doğa tanrılarına bağlı dini Hurri (Sümer) Kültürü`nün etkisinde idi. Gılgamış Destanının Hurri Dilinde bir nüshası Boğaz köy Arşivinde bulunmuştur. Hitit Kültürü, Hurri Kültüründen geniş ölçüde etkilenmiştir. M.Ö. XIII. Yy’a ilişkin Asur kaynaklarından, Doðu Anadolu Bölgesinde yaşayan toplulukların bir konfederasyon biçiminde örgütlendikleri anlaşılmaktadır. Asur Kaynaklarında birliğin Ülkesinden Nairi adıyla söz edilmektedir. Bu topluluk M.Ö. IX. yy da Urartu Devletini oluşturmuştur. Urartuların çeşitli Hurri Boylarından oluduğu kabul edilmektedir. Doğu Anadolu’da Van merkezli bir uygarlık kuran Urartular, özellikle mimarlık ve maden bilgilisi alanında orijinal eserler meydana getirmişlerdir. Batıda

Siirt

, Pervari, Güneyde Türk islam Suriye, kuzeyde Van’ın 64 km Güneyindeki Bacirge yerleşim merkezi, doğuda Büyük zap Suyu ile çevrelenen alan, Hubuşkia diye adlandırılmaktaydı. Hubuşkia da doğal yapının engebeli olması yüzünden, yerleşmeler dağınık ve azdır.

M.Ö. VI. yy. ortalarında

Siirt

, tüm Anadolu’yla birlikte Pers Egemenliğine girmiştir. Persler Döneminde buralardan geçen Ksenefon, Anabasis adlı yapıtında yöreye ilişkin bilgiler, vermektedir. Dicle’yi izleyerek kuzeye yürüyen Ksenefon ve Onbunlar, Cizre’den Sonra Karduklar Ülkesinden geçmişlerdir. Karduklar Pers Kralının yetkisine boyun eğmeyen bir topluluktu.. Buraların yerli halkı, Khaldiler di. Ksenefon, Özgür ve cesur bir kavim olan Khaldiler in mızrakları ve söğüt ağacından kalkanları olduğunu yazmaktadır. Medya ile Kapadokya arasında yaşayan bölge halkı Pers Yönetimine bağlanmış, Pers Dili ve dini yörede etkili olmuştur. Makedonya kralı İskender’in Asya Seferlerini izleyen Helenistik Dönem Kültürü, yörede hemen hiç etkili olamamıştır.

VII. yy ortalarında yeni bir güç olarak beliren Müslümanlığın ilk etkilediği yerlerden biri de

Siirt’

tir. Müslümanlığın ilk dönemlerinde Araplar Güneydoðu Anadolu Bölgesini ele geçirmiş bunun sonucunda da Arap İslam Uygarlığı yayılmaya başlamıştır. Bir Arap kabilesinin adından dolayı

Siirt

’in de bulunduğu bu bölgeye Diyar-ı Bekir denilmekteydi. Dinsel bakımdan bölge ilkin önemli bir Harici merkeziydi. lX. yy dan sonra Hanbeli ve Maliki Mezhepleri aracılığıyla Sunnilik yayılmaya başlamış daha sonra Mervanoğulları döneminde Şafiilik, Türklerle Hanefilik yayılıp, öbür mezhepler giderek ortadan kalkmıştır.

Siirt-Türbe Höyük M.Ö. 6. binyıldan M.Ö. 1. binyılın başlarına, yani Neolitik Dönemden Demir Çağlara kadar yerleşilmiştir. Höyük yalnızca Erken Tunç Çağlarda terkedilmiştir. Höyükte Neolitik Dönem, kafatası gömülerine sahip taş sandık mezarları ile temsil edilmektedir. Halaf, Ubaid ve Uruk Dönemlerine ait mimari unsurlar ise Orta ve Geç Tunç Çağ yapıları tarafından tamamen tahrip edildiğinden, bu dönemlere ait sadece çanak çömlekler ortaya çıkartılmıştır. Orta ve Geç Tunç Çağ yapıları ise büyük ve güçlü taş temelleri ile höyükteki en önemli mimari yapıları oluşturmaktadır. Özellikle Geç Tunç Çağ’a ait büyük bir tahkimat duvarı boyutlarıyla dikkat çekicidir. Höyükte ortaya çıkartılan buluntular arasında Orta Tunç Çağ’a tarihlenen bir tablet bölgenin sosyo-ekonomik tarihi açısından önemlidir.

SİİRT VE ÇEVRESİNDEKİ ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALARIN TARİHÇESİ

Siirt ve çevresindeki ilk sistemli arkeolojik araştırmalar R. Braidwood ve H. Çambel tarafından 1963 yılında Diyarbakır, Şanlıurfa ve Siirt illerini kapsayan oldukça geniş bir alanda yapılmıştır. Söz konusu araştırmada Siirt’in doğu ve güneyindeki bölgelere ve özellikle de Botan Vadisi’ne gidemeyen araştırma ekibi, çalışmalarını daha çok Siirt’in batısında kalan Batman ile Siirt arasındaki bölgede yoğunlaştırmıştır. Araştırma kapsamında Kezer, Başur ve Garzan Vadileri incelenmişse de Kezer ve Başur Vadilerinin fiziki yapıları dolayısıyla sınırlı alanlar araştırılabilmiştir. Kezer ve Başur Vadileri için elde edilen araştırmadan uzun bir süre sonra G. Algaze tarafından Dicle ve Fırat Yüzey Araştırmaları Projesi kapsamında 1988-1990 yılları arasında bölgede tekrar arkeolojik yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada daha önce gidilemeyen Botan genel sonuç, insanların yaşaması açısından tarımsal alanların yetersiz olduğu, bu nedenle de söz konusu alanlarda yeterli yoğunlukta arkeolojik yerleşimin bulunmadığı yönündedir.

Siirt ve çevresinde yapılan araştırmaların değerlendirilmesi sonucu 2002 yılında Ilısu Barajı Su Toplama Havzası’nda bulunan kültürel varlıkların kurtarılmasına yönelik Siirt-Türbe Höyük’te kazı çalışmalarına başlanmıştır.

Siirt-Türbe Höyüğün Coğrafi Konumu ve Topografik Özellikleri Mezopotamya’nın kuzeye doğru uzanan geniş düzlükleri Toros ve Zağros Dağları’nın oluşturduğu yay biçimli dağ silsilesi ile kesintiye uğrar. Van Gölü’nün güneyindeki dağlardan kaynaklanan irili ufaklı çayların birleşmesiyle vücut bulan Botan Irmağının oluşturduğu Botan Vadisi, Dicle ve Garzan Vadileri ile birlikte bu dağ silsilesinin güneydoğu kesiminde yer alır. Dicle, Batman, Garzan ve Botan Irmakları Mezopotamya’nın kuzeyini çevreleyen yaygın su ve vadi ağının en büyük ve önemlileri arasındadır.

2002-2007 yılları arasında yürütülen Siirt-Türbe Höyük Kazı çalışmaları, Mardin Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nda, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur’un bilimsel danışmanlığında 2002-2007 yılları arasında gerçekleştirilen kazı çalışmaları tamamlanmıştır.

Botan Irmağının çıkış noktasından Dicle’ye döküldüğü yere kadar uzunluğu yaklaşık 270 kilometredir. Dicle nehrine kuzeyden karışan en büyük kollardan biridir. Van’ın güneyi ile Hakkari arasında bulunan Kalemerik Dağı, Koçkıran Dağı ile Gürpınar çevresinde yüksek dağların eriyen karları Botan Çayı’nın ana kaynağı oluşturur. Daha sonra Norduz Çayı adıyla batıya doğru akar, bundan sonra yeni kollarla büyüyerek Çatak Çayı adını alan akarsu, kuzeyden Van Gölü’nün güneyindeki Müküs (Bahçesaray) Deresi’ni, daha batıdan Hizan Çayı’nı alarak yoluna devam eder. Beytüşşebap yöresinden gelen Türbehasan Deresi de akarsuya bu alanda güneydoğudan katılır. Kuzeydoğudan gelen Reşan (Bitlis) ve Kezer Çayı ile birleştikten sonra güney-batıya yönelen akarsu Siirt kentinin güneyinde çok derin olan Girihani Boğazına girer, Billoris Köyünden itibaren yatağı genişleyerek yoluna devam eder. Kurtalan İlçesi’nebağlı Çaltepe (Çattepe)/Til köyü yakınında, Siirt’in 25km. güneybatısından Dicle’ye karışır. Botan Çayı, Van Gölü’nün güneyindeki sıra dağların güney yamaçları ile Siirt’in doğusu ve kuzeybatı yamaçları arasında kalan ve aşağı yukarı doğu-batı doğrultusunda uzanan geniş bir bölgenin sularını toplayıp Dicle Nehri’ne karışır.

Dicle Vadisi’nin Diyarbakır’ın birkaç kilometre güneyi ve Batman Suyu arasında bulunan bölümünde, vadi boyunca ırmağın her iki kenarında tarımsal arazi olarak kullanılabilecek geniş düzlükler yer alır. Yukarı Dicle Vadisi olarak anılan bu kesim, bu niteliği dolayısıyla, Botan ve Garzan Vadilerine kıyasla hemen her dönemde daha yoğun yerleşilmiştir. Dicle Vadisi’ne bağlanan Botan ve Garzan Vadileri ise doğu-batı yönlü uzanan dağ zincirlerini keserek çevrelerinden yalıtık vadiler oluşturur. Yukarı Dicle Vadisi ve Cizre Ovası arasındaki bu kesim, gerek Botan ve Garzan Irmaklarının, gerekse Dicle’nin açtığı derin boğazlar dolayısıyla verimli tarımsal arazilerden yoksundur. Botan vadisinde tarım ancak Botan ile Dicle’nin birleştiği noktadan 10-15 kilometre kadar içeri giren bölgelerde mümkün olmaktadır. Tarım yapılan elverişli arazinin kısıtlı olması, bu alanda sürekli ve büyük yerleşimlerin oluşmasını engelleyen unsurların başında gelmektedir. Arkeoloji literatüründe Yukarı Dicle Bölgesi olarak da anılan bu üç ırmak vadisinin yer aldığı yöre, Mezopotamya, Suriye ve Anadolu’yu birleştiren önemli yolların üzerindedir. Günümüzde de yoğun olarak kullanılan öz konusu yollar, doğal dağ geçitlerini, Dicle Nehri’ni ve kollarını izlemektedir. Botan Vadisi’nin yukarıda özetlenen konumu, vadi içerisinde yer alan yerleşimlerin nitelik ve niceliklerini belirleyen temel unsurdur. Botan Irmağının içerisinde aktığı vadiyi güneyin düzlükleri ile kuzeyin dağlık kesimleri arasında doğal bir yol olarak şekillendirmesi, vadide bulunan yerleşimlerin varlık nedenlerinden biridir. Zorlu kış mevsimlerinde sığınmaya olanak veren korunaklı yapısı ve savunma açısından sağladığı avantajlar vadinin yerleşim açısından tercih edilmesinde belirleyici diğer unsurlardır. Nitekim vadinin kış aylarında yarı göçebe topluluklar tarafından hala kullanılıyor olması bu açıdan önemlidir. Vadiye yukarıdan bakan yüksek dağ sırtlarında yer alan kaleler vadiden geçişleri Coğrafi normlara göre gerçek anlamda bir bölge olmamakla birlikte söz konusu alan, burada gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmalarının sonuçlarına dayanarak arkeolojik açıdan kendi içinde kültürel bütünlüğe sahip bir bölge olduğu için bu şekilde adlandırılmıştır. Söz konusu kalelerden bir tanesi Türbe Höyük’ün doğu tarafında bulunan Şeyh Ömer Dağı’nın üzerinde yer almaktadır. Dağın Botan Vadisine bakan batı tarafında Motit Kalesi bulunmaktadır.

Şeyh Ömer Dağı’nın Botan Vadisi’nde kesintiye uğradığı geniş bir düzlükte bulunmaktadır. Şeyh Ömer Dağı’nın dik yamaçları keskin bir biçimde vadi içerisine dik olarak ilerlemekte ve nehir yatağına doğru düzleşerek yerleşmeye ve tarıma uygun düzlük alanlar oluşturmaktadır. Höyük bu tarımsal alanın doğusunda, Botan Nehrinin kenarında yer alan bir teras üzerindedir. Yerleşim, Mezopotamya’dan Yukarı Dicle Vadisi ulaşan yolların Botan Vadisinin sağladığı doğal yol aracılığıyla Bitlis Vadisinden geçerek kuzeye, Doğu Anadolu’ya kavuştuğu yol güzergâhı üzerindedir. Ayrıca nehrin batı kıyısında bulunan Çadere Vadisi, yan bir yol olarak doğrudan Kurtalan düzlüğüne çıkmaktadır. Türbe Höyüğün bulunduğu alan Mezopotamya’dan gelen yolların Dicle Nehrini geçmeye gerek duymadan doğrudan kuzeye ulaşabildiği, ayrıca bölgede önemli yolların kesiştiği ve farklı alanları kontrol edebilen bir konumdadır. Siirt-Türbe Höyük ve Botan Vadisi Botan Vadisi’nde şimdiye değin bilinen en eski yerleşim yeri çanak çömleksiz Neolitik Döneme tarihlenen Güzir Höyük’tür

Bu yerleşimden toplanan obsidyen aletlerin varlığı, muhtemelen Botan ve Bitlis Vadileri aracılığıyla Van Gölü Bölgesi´ne değin uzanan bir değiş-tokuş sisteminin varlığıyla ilişkilidir. Vadi çanak çömleksiz Neolitik Dönem’den sonra çanak çömlekli Neolitik Dönemde de yerleşim görmüştür. Bu dönemde vadinin ikamet edildiğine dair en önemli ve yegâne veri Türbe Höyük’ten gelmektedir. Türbe Höyük’ün güney kesiminde yer alan açmalarda ortaya çıkarılan çoklu kafatası gömülerine sahip 3 mezar, Çayönü doğrultusunda araştırılmış ve belgelenmiştir. Yerleşiminde kafataslı yapı olarak isimlendirilen yapıdan bilinen Neolitik Dönem gömü geleneğinin, Botan Vadisinde M.Ö. 6. bin yılın geç dönemlerine, Halaf Döneminin hemen öncesine değin korunduğunu işaret etmektedir. Mezarların içerisinden gelen üç tüm kap Halaf öncesi döneme ait çanak çömlek özellikleri göstermektedir. Ayrıca Türbe Höyük’te bulunan bitumen bezemeli kap parçaları M.Ö. 6. bin yılın diğer bir önemli çanak çömlek grubunu oluşturmaktadır. Botan Vadisinde M.Ö. 6. bin yılın sonları M.Ö. 5. bin yılın başlarında yerleşim sürekliliği Halaf Dönemine ait bulguların gösterdiği üzere Erken Kalkolitik Dönemde de devam etmiştir. Vadide bu döneme ait veriler Azakçe Höyük ve Türbe Höyükten gelmektedir. Halaf kültürünün M.Ö. 6. bin yıl içerisinde aniden ortaya çıkıp arkasından doğuda Zagros’tan batıda Toroslara değin uzanan geniş bir alanda az çok benzer özellikler göstererek kısa bir zaman içerisinde yayıldığı söylenebilir. Halaf materyal kültürünün benzersiz dağılımının bazı bölgelerde göç veya istila biçiminde belirdiği, diğer bazı bölgelerde ise ticaret veya Halaf kültürü özelliklerinin yayılımıyla ortaya çıktığı varsayılmıştır. Türbe Höyük’te ortaya çıkartılan binlerce işlenmiş veya işlenmemiş obsidyen buluntu bu görüşü desteklemektedir. Ayrıca çevre tarlalarda bulunan obsidyen parçaları, olası endüstriyel işlik alanlarının yalnızca höyük üzerinde olmadığını yerleşim yerinin düşünülenden daha geniş bir alana yayıldığını göstermektedir.  Ayrıca kazısına 2007 yılında başlanan Başur Höyük’ün en geç tabakalarının tahrip ettiği muhtemel Geç Uruk Dönemi tabakalarından gelen iki adet silindir mühür, Botan Vadisinden gelen verilerle uyum içerisindedir. Bu bulguların tümü bir arada değerlendirildiğinde, Dicle Vadisine bağlanan Botan Vadisinin güneyde kalan bölgelerle M.Ö. 4. bin yılın sonlarında ilişkide olduğunu ve Bitlis Çayı aracılığıyla BotanVadisine bağlanan Başur Höyük’ün bu ilişki ağı içerisinde yer aldığını söylemek olasıdır. Nitekim, Bitlis Çayının devamı niteliğinde olan Kezer Çayı 2-3 kilometrelik küçük bir vadi oluşturarak Başur Höyük’ü Botan’a ve kuzeye doğru Bitlis Vadisi aracılığıyla Van Gölü ve civarına bağlamaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları