Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-9-

Cüneyt Arıtürk

EKMEK VE TUZ YEMEĞİNE DAVET!

Siirtli pinti, bir samimi dostuna hep: Bir gün gelsen de, evde birlikte EKMEK-TUZ yesek, dostluğumuzu pekiştirsek! diyormuş.

Dostu, “EKMEK-TUZ” deyimini mükellef bir sofraya hamlederek gitmeğe karar vermiş ve kararını arkadaşına belirtmiş. Bunun üzerine, günü kararlaştırmışlar. Belirtilen günde, dostunun evine giden Siirtli, mükellef bir sofrayla karşılaşacağını umut ederken, bir de ne görsün, gerçekten de önlerine YEMEK OLARAK KONULAN EKMEKLE TUZ DEĞİL Mİ!

Büyük bir hayâl kırıklığına uğrayan davetli Siirtli, tabii açık vermemiş. Yine de ziyaretten duyduğu memnuniyeti anlatarak sohbete dalmış. Tam bu sırada bir dilenci peyda olmuş:

-ALLAH RIZASI için bu fakire bir sadaka! demiş.

Pinti ev sahibi, haliyle:

-ALLAH VERSİN! diyerek, savmak istemiş. Ama, dilenci arsızlık edip, ısrarla talebini sürdürünce, bu duruma öfkelenen ev sahibi:

-Ulan, git başımdan, yoksa, gelirsem kemiklerini kırarım! deyince, misafir kalkmış, dilenciye şöyle seslenmiş:

-Oğlum git, ben bu ev sahibi kadar sözünde duran bir adam görmedim. Ne zamandan beridir bana “BİRLİKTE BİR EKMEK-TUZ YİYELİM” diyordu, misafiri oldum, gerçekten de önüme ekmek-tuz koydu. Kemiklerinin kırılmasını istemiyorsan, hemen, çek git!

15 CM’LİK PREZERVATİF

Bu anekdotu, Ahmet Arıtürk’e, sağlık memuru bir arkadaşı anlatmış:

-“Baykan sağlık ocağında görev yaparken, şakacı mizaçlı, ehli keyif bir doktorumuz vardı. Bir gün oturmuş, sağlık ocağında sohbet ediyorken, içeriye gençten biri girdi. Doktor Bey’e biraz da sıkılarak:

-Kaput bezi, alacaktım! dedi.

Köylü kısmı, Prezervatif  yerine “KAPUT BEZİ” deyimini kullanırlar. Doktor, daha önce de böyle taleplerle karşılaştığı için artık KAPUT BEZİ’NİN ne anlama geldiğini biliyordu. Ama, muziplik olsun diye sordu:

-Kaç numara olacak?

Prezervatif isteyen genç biraz afallamıştı.

-Nasıl yani?

Doktor, gayet ciddi bir tavırla cevap verdi:

-Giydiğin ayakkabının nasıl numarası varsa, bunlar da numaralıdır. Santime göre verilir. Anlaşılan, sen bu işi bilmiyorsun. Al bu cetveli, git, tuvalette ölç de gel!

Genç, önce biraz tereddüt etti. Sonra, söylenenleri gerçek sanarak uzatılan cetveli aldı. Sağlık ocağının tuvaletine gitti. Geri dönerken, mahcubiyetle cevap verdi:

-Onbeş santimlik olacak!

Bunun üzerine doktor bana:

-Bu arkadaşa 15 santimlik bir kutu prezervatif ver! dedi.

Ben de, mecburen oyunun bir parçası oldum. Genç, prezervatif kutusunu alıp gittikten sonra, doktor kahkahalarla gülmeğe başladı.”

NURAN ALÂ NUR OLUR!

Siirtli Molla, camide, cemaate vazediyormuş. Konu, Cuma gününün ve namazının önemini anlatmağa gelmiş. Cemaate seslenerek demiş ki:

-Cuma günü, Cuma namazı için gusül aptesti alıp camiye öyle gelmek sünnettir.

Cemaatten biri:

-Hocam, sebepli mi, sebepsiz mi, gusül aptesti alınmalı? diye bir soru sormuş.

Molla, önce düşünmeden cevap vermiş:

-Sebepli, sebepsiz fark etmez!

Sonra, biraz düşünmüş ve sözlerine şöyle devam etmiş:

-Vallahi, işin aslına bakarsanız, çoluk, çocuk evde değilse, yalnız siz ve Hatun iseniz, onu kandırıp da, yatak odasına atabilir ve gusül aptestiniz böylece sebepli olursa, “NURAN ALÂ NUR” olur!

“DAHA BABAMIN KIRKI ÇIKMADI”

Babası ölen Siirtli kadın, kendisini yatağa davet eden ve yine Siirtli olan kocasına sert tepki göstermiş:

-Hiç olur mu, babamın daha kırkı çıkmadı!

Ama, Kocası daha sert bir çıkış yaparak:

-Babanın rahmete intikali beş haftayı bile geçti. Benim Annem ölünce, cumasını bile beklemeye lüzum görmemiştin. İster gelir yatarsın, ister yarın kumanı evde görürsün! deyince, kocasının söylediğini yapmasından korkan kadın, “hem ağlarım hem yatarım!” misâline gelmiş!

YARI UYUR, YARI UYANIKLARA BİR ŞEY YOK

Allah taksiratını affetsin. Şehrimizin, günün 24 saati sarhoş meşhur bir siması varmış. Adını es geçelim ve adının baş harfinin (K) olduğunu söylemekle yetinelim. İşte, bu meşhur alkolik hemşerimiz, bir gece, yine başı dumanlı halde, kendi mahallesinde:

-Uyanıkların da, uyuyanların da analarını, avratlarını…. diyerek naralar atıyormuş.

Bu naraları işiten şakacı mizaçlı bir Hacı hemşerimiz, pencereyi açarak alkolik hemşerimize seslenmiş:

-Ene beynil meveyn, le neyyem u le heyes= Ben ikisi arasındayım, yarı uyur, yarı uyanığım!

(K) cevap vermiş:

-Şenok me fi şi ammol Hacci=Sana bir şey Hacı Amca!

“O’NU DA HACA GÖNDERİP, GÖZLERİNİ ÇIKARACAĞIM”

Geçmiş yıllarda, büyük bir manifatura dükkânı olan Siirtli Tüccarın küçükleri hariç, hepsi de HAC farizalarını yerine getirmiş beş çocuğu varmış. Çocukların hepsi de babalarıyla birlikte çalışırlarmış…

Sabah, erken kalkıp dükkânı açmak “HACI BABA”nın işiymiş. Sabah namazını kılar, gider dükkânını açarmış. O zamanların esnafları, dükkânlarını sabah namazını kıldıktan sonra açarlarmış. İş yerini erken açmak, bereket sebebi sayılırmış…

HACI BABA, yine sabah erken saatlerde iş yerini açmış, müşteri bekliyormuş. Dükkânına bir müşteri girmiş. Bir kumaş almış. Ücretini sormuş. HACI BABA, bir fiyat söylemiş. Bunun üzerine müşteri:

-Yahu, ben dün oğluna sordum, daha ucuz bir fiyat söyledi! deyince iş yeri sahibi:

-Hangi oğlum? diye sorunca, kendisine fiyat veren çocuğun adını hatırlamayan müşteri:

-Hani, o senin henüz hacca gitmemiş oğlun var ya! İşte, O!  demiş.

Bunun üzerine HACI BABA biraz şaka, biraz ciddi:

-Ben o keretayı bu yıl Hacca gönderip gözlerini çıkaracağım, bir daha böyle bir halt etmesin, demiş!

GERÇEK ARKADAŞ, NASIL ANLAŞILIR

Öyle anlatılır ki, Siirtli bir zenginin, biraz da şımarık bir çocuğu varmış. Zengin olduğu için, arkadaş sayısı da bir hayli çokmuş. Tabii, bunların gerçek arkadaş olmadıklarını, menfaat arkadaşları olduklarını, babası gayet iyi biliyormuş. Gerçek arkadaş ile, menfaat arkadaşlarını birbirinden ayırmasını istemesine karşılık, oğlu, bütün arkadaşlarının kendisine candan bağlı olduklarını

“öl dese, öleceklerini”

söylüyormuş. Babası, çocuğunun enayi çekilmesinden üzülüyor, ama oğlunu ikna edemiyormuş.

Nihayet bir gün oğluna:

-Gel seninle arkadaşlarını deneyelim

demiş ve oğluna kabul ettirmiş. Zengin, besili bir koç alarak kestirmiş. Etini çuvala koymuş. Çuvalı kana bulamış ve evinin bodrumuna bırakmış. Oğluna da:

-Haydi, en güvendiğin arkadaşına git. “Elimden kaza çıktı. Birini öldürdüm. Cesedini çuvalın içine koyarak evin bodrumuna sakladım. Bu gece, benimle gel, bana yardımcı ol. Cesedi götürüp Botan Çayına atalım. Diye yardım iste bakalım”

demiş.

Çocuk, denileni yapmış. En samimi bildiği arkadaşına giderek, sır verir gibi babasından aldığı talimatı uygulamış. Ama, arkadaşının tepkisi sert olmuş.

-Sen beni cinayetine ortak mı etmek istiyorsun, çek git başımdan!

diyerek, tehdit etmiş. Sırayla ve birbirlerinden habersiz çok samimi bildiği tüm arkadaşlarına giderek yardım istemişse de, hepsinden de sert tepkiyle karşılaşmış. Hatta, onu şikâyet edeceklerini söyleyerek tehdit edenler bile olmuş.

Genç, babasının arkadaş seçme konusundaki ikâzlarının ne derece gerçek olduğunu anlamış. Babası, onu bir de kendi arkadaşına göndermiş. Babasının arkadaşına giden genç:

-Babamın selâmı var. Elimden, kazayla bir cinayet çıktı. Öldürdüğüm kişinin cesedini, bizim evin bodrumunda çuval içinde sakladım. Bu gece, cesedi götürüp Botan Çayına atacağım. Babam, bana yardımcı olman için sana gönderdi

demiş. Babasının dostu, önce çocuğu teselli ettikten sonra:

-Bu gece ben atımı alıp evinize geleceğim. İçinde ceset bulunan çuvalı götürüp, Botan Çayına ben yalnız götürüp atarım. Senin, benimle gelmene gerek yok. Yolda yakalanırsam, cinayeti benim işlediğimi söylerim. Ne de olsa ben yaşlıyım. Bu yaştan sonra ömrümün geri kalan kısmını hapishanede geçirsem de ne olur. Sen gençsin, hapishanelere düşersen yazık olur…

diyerek teselli etmiş.

Gece yarısı da, dediği gibi evlerine gitmiş. İçinde, ceset olduğunu zannettiği çuvalı çocuğun ve arkadaşı olan babasının yardımıyla ata yüklemiş. İş bu safhaya geldikten sonra, çocuğun babası, arkadaşına durumu anlatmış ve çuvalın içinde insan cesedi değil, helâlinden kesilmiş bir koçun etinin bulunduğunu, evine götürerek, çoluk, çocuğuyla afiyetle yemelerini belirtmiş ve dönüp çocuğuna söylenmiş:

-İşte oğlum, gerçek dost budur. Senin de böyle gerçek bir tek dostun olsun, bin yalancı dosttan yeğdir

demiş, oğlu da gerçeği anlayarak, bütün menfaat arkadaşlarıyla ilişiğini kesmiş…

ÖLÜM YATAĞINDA BİLE DÜŞMANLARI KENDİSİNİ BİTKİN GÖRSÜN İSTEMEDİ

Siirt’te, geçmiş yıllarda aşiretler arası devamlı çekişmeler olur, ağalar, nüfus bölgelerini genişletmek için rakipleriyle zaman, zaman müsademelere dahi girerlermiş.

Tabii, nüfus bölgelerini devamlı olarak genişletmek isteyen bu aşiretlerin reisleri, zaman zaman da  barış yapar, içten olmazsa bile kafileler halinde  birbirlerinin davetlerine, düğünlerine taziyelerine giderlermiş.

Öyle anlatılır ki, bu aşiret reislerinden biri, çok ağır hastalanmış. Artık, her an için ölmesi beklenir hale gelmiş. Bunu haber alan ve yıllarca düşmanlık yaptıkları halde, son zamanlarda barışmış gibi görünen diğer bir aşiretin reisi, ölüm yatağında olduğunu duyduğu ağayı, adamlarıyla ziyaret etmek istediğini bildirmiş.

Haber, ölüm döşeğindeki aşiret reisine iletilmiş. Tabii, misafir gelmek isteyen birine

“hayır gelmesin”

denilemeyeceğine göre, talep kabul edilmiş. Ama, ölüm döşeğindeki ağa, ev halkını ve çocuklarını çağırmış:

-Çabuk, yatağımı düzeltin. Saçımı, sakalımı, bıyıklarımı kınalayın. Yıllarca rekabet ettiğimiz birilerinin gelip beni böyle hasta ve zelil görmelerine tahammül edemem

demiş. Aile halkı denileni yapmışlar. Biraz sonra, karşı aşiretin reisi ve adamları gelmişler, bakmışlar ki, kendilerine

“ha öldü, ha ölecek”

denilen ağanın saçı, sakalı, bıyıkları kınalanmış, arkasında yastıkları, dimdik bir şekilde oturuyor.

Hâl hatır faslı sona erip, ziyaretçiler ayrılmışlar. Yolda birbirlerine:

-Yahu, bu adam için “öldü, ölüyor” diye duymuştuk. Adamın hiçbir şeyi yokmuş!

diye birbirleriyle konuşurlarken ve henüz yüz metre uzaklaşmamışlarken, bir de duymuşlar ki, ağanın evinden feryatlar yükseliyor. Meğer, eski düşmanları kendisini bitkin görüp sevinmesinler diyerek, bütün gücünü ziyaret anında tüketen ağa, onların ayrılmalarından hemen sonra can vermiş.

İşte, geçmiş yıllarda, İlimizde ağalar arası rekabetin ne denli boyutlarda olduğunun belirtisi olarak anlatılan bir anekdot da budur.

Yazarın Diğer Yazıları