Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-5-

Cüneyt Arıtürk

“İŞİN FARKINA VARIRLARSA KULAKLARIMIZI KESERLER!

Geçmiş yıllarda, Siirt’in bağları çok şen olurmuş. Fıstıklar ve üzümlerin hasat vakitlerin de, bağ sahipleri, bağ evlerinde yatarlarmış. Kimileri, bir odadan müteşekkil taştan, topraktan örme odalarda kalırlarmış, kimileri çardaklarda.

İşte, yine geçmiş yıllarda üzümlerin olgunlaştığı, fıstıkların toplanmalarına başlanacağı dönemde üç-beş kafadar, gece vakti bağlara giderek, hırsızlık yapmayı planlamışlar. Bunların arasında bir de

YARIM HOCA

denebilecek biri varmış. Diğer hırsızların lideri de oymuş. Onlara taktik vererek demiş ki:

-Ben şimdi gidip, bağları teker-teker gezeceğim. Onları, yatsı namazını birlikte cemaat halinde kılmağa davet edeceğim. Tabii, sünnetleri, farzı, tesbihatları mümkün mertebe uzatacağım. Gerekirse, arkasından va’zu nasihatte bulunacağım. Siz, bu arada sepetleri doldurur ve uzaklaşırsanız!

Yarım Hoca, dediği gibi bağları teker-teker gezmiş, bolluk ve bereket dilemiş. Bereketin artmasına vesile olması açısından, belli bir alanda yatsı namazını cemaat halinde kılmayı teklif etmiş.

Eski Siirtliler ve özellikle bağ, bahçe işleriyle uğraşanlar, gerçekten dini bütün insanlarmış. Bağda, cemaatle namaz kılmak onları da sevindirmiş. Abdestli olmayanlar, abdestlerini almışlar, cemaatle namaz kılmayı müsait bir alanda toplanmışlar. Yarım Hoca, sünnetlerin önemine işaret ederek, önce hepsini sünnet namazlarını edaya davet etmiş. Sonra, cemaatle vakit namazını kılmağa sıra gelmiş. Tabii, bu arada hırsızlar, çoktan işe koyulmuş, sepetleri dolduruyorlarmış.

Yarım Hoca namazdayken, arkadaşlarının çıkardıkları hışırtıları duymuş. Onları ikaz için birinci rekatın kıyamında Fatiha’dan sonra, mesaj olmak üzere onlara şöyle seslenmiş:

“YE EYYUHEL KATİFUN

LE TAKTIFU KARATİLKEN

KABEL KARATİLNA,

VELE TUHABBİBU ELEL TURAB

KEME SEM’U FİNE

Dİ KATU EVENİNE”

Tam karşılığı olmazsa bile Yarım Hocanın söyledikleri, Türkçe’ye şöyle tercüme edilebilir:

“EY DEVŞİRENLER (ÜZÜM)

SAKIN, KENDİ SEPETLERİNİZİ

BENİM SEPETİMDEN ÖNCE

DOLDURMAYINIZ

ÜZÜM DEVŞİRİRKEN DİKKATLİ OLUNUZ

TOPRAĞA TANELER DÖKÜLMESİN.

SONRA, BİZİM YAPTIKLARIMIZI

ANLAYACAK OLURLARSA

KULAKLARIMIZI KESERLER!”

Geçmiş yıllarda sık, sık esprili bir şekilde nakledilen bu olayın gerçekten yaşandığına inanmamakla birlikte, Siirt’imize has bir anekdot olması açısından kaybolmamasını istedik.

“BU KAPIYI DAHA ÇOK AŞINDIRIRSIN”

Geçmiş yıllarda, Şehrimizde çok sayıda medreseler varmış. Şimdi de var ya! Hemen her mahallede bir medrese bulunurmuş.  Medreselerde okuyanlara da

FAKİH

denilirmiş. Fakihlerin, Şehir halkından olanları, derslerini bitirdikten sonra, kendi evlerine giderlermiş. Ama, fakihler arasında köylerden, ilçelerden, hatta, civar illerden gelenler de varmış. Bunlar, tahsil gördükleri medreselerde yatar kalkarlarmış. Yani, bir nevi yatılı öğrenci gibiymişler.

Her Mahallenin zenginleri

(daha doğru bir ifâdeyle gönlü zenginleri)

durumlarına göre medrese öğrencilerinden bir veya birkaç kişinin yemeklerini vermeyi tekeffül ederlermiş. Fakihlere verilen bu yemeğin adına

RATIP

denilirmiş.

Fakihlerden çömez

(yeni başlayanlar)

durumunda olanlar, akşam saatlerinde ratıp vermeyi tekeffül etmiş olanların evlerine gider, verilen yemekleri medreseye götürürlermiş.

RATIPLAR

toplandıktan sonra, yere serilen sofranın etrafında oturulur, birlikte yemek yenilirmiş.

Siirt’in Nasrettin Hocası AMMO ELYAS da, RATIP veren gönlü zenginler arasındaymış.

Bir gün bakmış ki

RATIP

almaya gelen fakih değişmiş. Merak edip, sebebini sormuş. Yeni gelen de:

-O artık, ilim tahsilinde önemli bir merhaleye geldi. Dolayısıyla ratıp götürüp getirme işinden de kurtulmuş oldu

demiş.

AMMO ELYAS

merak edip yine sormuş:

-Medreseyi bitirmeniz ve hoca olmanız için kaç yıl okumanız lâzım?

Fakih cevap vermiş:

-Belli bir yıl yok. Okunacak kitaplar var. Onları okuyup, bitirdiğimiz zaman İCAZET (MEDRESE DİPLOMASI) alıp mezun oluyoruz. Herkes, kendi kabiliyetine göre, daha kısa veya daha uzun bir süre içinde İCAZET ALABİLİR.

AMMO ELYAS

bir soru daha sormuş:

-Meselâ, sen ne zaman bitireceksin, İCAZETLİ MOLLA OLACAKSIN?

Fakih, bir kitap adı vererek:

-Ben daha bu kitaptayım!

deyince

AMMO ELYAS:

-Benim, kitap adlarına aklım ermez. Sen bana şöyle söyle. Diyelim ki, senin icazet alman için, Siirt’ten, İstanbul’a kadar bir yolu yürümen gerekiyor. Sen, bu yolun neresindesin?

Fakih, biraz tereddütten sonra söylenmiş:

-Mısrıç’ta (Kurtalan’ın eski adı) sayılırım!

Bunun üzerine

EMMO ELYAS:

-Desene, o zaman sen RATIP ALMAK İÇİN bu kapıyı daha çok aşındıracaksın!

diye cevap vermiş…

İMAMI KIZDIRMAK İÇİN

Allah’ın evi olan camilerde bile zaman-zaman müdavim cemaat arasında, hatta, din görevlileri ve cemaatten bazıları arasında sürtüşmeler olduğu bilinir.

Şehrimizin eski mabetlerinden biri olan

ŞEYH AHMED EL MELİH CAMİİNDE

geçmiş yıllarda meydana gelmiş bir olay anlatılır.

Camiin cemaatinden olan ve imamla yıldızları barışmayan

AMMO ELYAS,

devamlı olarak cemaat vaktinde camiye gelir, ama, imama iktida etmez, namazını yalnız başına kılarmış. Böyle davranmasının sebebi imama dolaylı olarak:

“Arkanda namaz kılmıyorum. Seni imamlığa lâyık görmüyorum!”

mesajını vermekmiş.

Yine bir gün

AMMO ELYAS

camiye gelmiş, ancak, cemaat namaza başlamış olduğundan, imama nasıl gıcıklık vereceğinin hesabı içinde, cemaatten ayrı olarak namaza durmuş, imama duyurmak amacıyla, yüksek sesle niyet etmiş ve:

-NEVEYTU ASALLİ ARBAH RIKET FARZ IZ ZUHRİ IBBEHDİ!

demiş.

Bu niyetin, Türkçe tercümesini şu şekilde verebiliriz:

-NİYET ETTİM, FARZ OLAN ÖĞLE NAMAZINI YALNIZ BAŞIMA KILMAĞA!

Hocanın arkasında namaz kılmakta olan ve

AMMO ELYAS’IN

bu niyet şeklini ister istemez duyan cemaatten bazıları, kendilerini tutamayıp, gülmüşler. Namaz bittikten sonra da

AMMO ELYAS’A SORMUŞLAR:

-Hadi, diyelim ki Hoca ile aran yok, arkasında namaz kılmıyorsun. Peki, neden niyetini yüksek sesle getirdin. Bizim de gülmemize ve namazımızın fasit olmasına sebep oldun?

AMMO ELYAS

cevap vermiş:

-İmamın kendisi, arkasında namaz kılmadığımı bilmedikten sonra, yalnız başıma namaza durmuşum neye yarar. O’na duyuruyorum ki, ARKASINDA NAMAZ KILMAYACAĞIMI, O’nu imamlığa lâyık görmediğimi anlasın!

İNEKLE, ÖKÜZÜ AYIRAMAYAN BAYTAR!

Siirt’e atanan bir Baytar (Veteriner Hekim) varmış. Nasıl okuduğu, nasıl diploma aldığı konusunda tereddüde düşürecek kadar garip hareketleri olan Bu Baytar’ı sınamak için Siirtliler bir gün, bir köye götürmüşler. Köylüler, daha önce alıştırıldıkları gibi, Baytar’ın yanına gelmişler ve hasta olan bir inekleri olduğunu söylemişler. Bakmasını ve mümkünse ilâç vermesini istemişler. Baytar, Çaresiz kalmış. Sözde, hasta ineğin yanına gitmiş. Oysa kendisine gösterilen

İNEK DEĞİL, ÖKÜZMÜŞ.

Baytar,

İNEK ZANNETTİĞİ ÖKÜZÜ

muayene etmiş. Bu arada, yine köylülerden biri kendisine daha önce öğretildiği şekilde güya Baytar’a tüyo vermiş:

-Baytar Bey, sakın bizim SARIKIZ HAMİLE OLMASIN

demiş.

Koyacağı teşhis konusunda bir hayli zorlanan Baytar, rahat bir nefes almış ve:

-Büyük bir ihtimâlle HAMİLEDİR!

demiş.

Kendisine, muayene ettiği hayvanın

İNEK DEĞİL, ÖKÜZ OLDUĞU

vurgulanınca, nasıl mezun olduğu ve diploma aldığı bilinmeyen

BAYTAR

, Şehre döner dönmez, başka bir il’e tayin edilmesi için dilekçe vermiş.

Yazarın Diğer Yazıları