Geçmiş yıllarda, Şehrimizde, rüşvet almasıyla ünlenmiş bir Tapu Müdürü varmış. Rüşvet almadan hiçbir işlem yapmayan bu müdüre, bir gün uyanık bir Siirtlinin işi düşmüş. Siirtli, birkaç defa gelmiş, gitmiş ama rüşvetçi müdür tarafından hep
“bugün git, yarın gel”
denilerek atlatılıyormuş. Müdürün niyetini çakan uyanık Siirtli, makamında yalnız başına olduğu bir sırada müdürün kapısını çalarak içeriye girmiş.
-Müdür Bey, bizim bu işi bir an önce yap. Cumartesi, Pazar günü boş bir zamanında tapumuzu çıkar. Yapacağın mesainin karşılığını fazlasıyla verelim!
demiş.
Kendisine yapılan teklifin rüşvet verileceği anlamında olduğunu değerlendiren Tapu Müdürü:
-Öyleyse, hele pazartesi günü bir gel bakalım. Bu Cumartesi veya Pazar günü daireye gelir, senin için arşivlere bakar, tapunu çıkarırım
diyerek, para karşılığında işini yapacağı imâsında bulunmuş.
Uyanık Siirtli, pazartesi günü sabahı banknot büyüklüğünde kâğıt parçaları keserek bir zarfın içine koymuş ve ağzını kapatmış. Tapu Müdürünün makamına da, özellikle o an zarfı açıp bakamasın diye birkaç vatandaş varken girmiş. Güya, oturanlardan gizli bir şekilde, içinde kâğıt parçaları bulunan şişkin zarfı sümenin altına koymuş.
Olanları gören Tapu Müdürü, sümenin altına konulan zarfın içinde para olduğunu zannederek odada oturanlara:
-Dün Pazar olmasına rağmen, yine de “vatandaşın işini halledelim” diye geldim, arşivleri karıştırarak tapusunu çıkardım!
demiş ve uyanık Siirtliye tapusunu vermiş. Tapusunu alan Siirtli, içinden kıs-kıs gülerek teşekkür etmiş ve odadan çıkmış.
Siirt, küçük bir yer olduğu için, Tapu Müdürü ile uyanık Siirtli sık-sık yolda birbirleriyle karşı karşıya geliyorlarmış. Müdür, uyanık Siirtliye sadece ters, ters bakmakla yetiniyor ama, bir şey de söyleyemiyormuş. Öyle ya
“Para yerine, zarfın içine kâğıt doldurmuştun”
diyecek hali yoktu ya…
“ATTIĞIN KAZIKLARA SAY!”
Geçmiş yıllarda, Siirtli bir matbaacı hamama gitmiş. Yıkandıktan sonra çıkmış, elbisesini giyinmiş. Hamam parası diyelim ki bugünün parasıyla 5 YTL iken, 20 YTL uzatmış, Hamamcının, paranın üstünü vermesini beklemiş ama, uyanık Hamamcı:
-Bereket versin!
demiş.
Hamam kalabalık olduğu için
“Hamam parası ne kadar ki?”
demeğe de utanmış ve çekip gitmiş.
Matbaacı, sesini çıkarmamış ama, yediği kazığı da aklının bir kenarına yazmış.
Aradan bir süre geçmiş, bahse konu açıkgöz
hamamcı KARTVİZİT bastırmak için aynı matbaacıya gitmiş,
sipariş vermiş. Bastırdığı kartviziti almaya gittiği zaman, 20 YTL sağlam para vererek, kartvizitin parasını almasını istemiş. Matbaacı da:
-Bereket versin!
Diyerek, paranın üstünü vermemiş. Ama, hamamcı kendisi gibi susup, durumu sineye çekememiş:
-Yahu, bir kutu kartvizit 20 YTL olur mu?
diyecek olmuş.
Matbaacı, taşı gediğine koymuş:
-Bunu, geçen defa gelip yıkandığım ve kazık attığın HAMAM PARASINA SAY! demiş…
“HERKES KENDİ ŞEREFİNE GÖRE VERİR!”
Mukallitliğiyle tanınan bir Siirtli, hamama gitmiş. Güzelce keselenip liflendikten ve duşunu aldıktan sonra, dış avluya çıkarak kurulanıp elbiselerini giyinmiş. Sıra, hamam parasını ödemeğe gelmiş. Hamamcıya:
-Borcum ne kadar?
diye sormuş.
Hamamcı, aklın sıra uyanıklık yapmak istemiş:
-Biz, tarife uygulamıyoruz. Herkes, kendi şerefine mütenasip ödeme yapar!
demiş.
Tongaya düşürülmek istediğini fark eden ve
“ŞEREF”
gösterisi budalalığıyla ile aldatılmak istenildiğini anlayan mukallit, hiç ödeme yapmadan, kapıya yönelerek yürümeğe başlamış.
Uyanık Hamamcı:
-Hamam parasını ödemedin!
diye arkasından seslenmiş.
Mukallit, gülerek cevap vermiş:
-Sen, “herkes şerefine mütenasip ücret öder” demedin mi. Valla, bu Siirt’i gezip dolaşsan, benden daha şerefsizini bulamazsın. Sen hariç!
demiş ve yoluna devam etmiş…
AĞANIN SELÂMI KARŞILIKSIZ BIRAKILMAZ!
Siirt’te, geçmiş yıllarda yaşanmış bir olay. Ağanın biri Şehirde
AŞİRETİNE
bağlı bir köylüyle karşılaşmış. Köylünün lâkabı da
(KEÇELO)
imiş. Ağa, sırtına bir şaplak vurmuş.
-Ula Keçelo, nasılsın?
diyerek takılmış.
Ağanın kendisiyle bu şekilde konuşmasını iltifat kabul eden
KEÇELO
, eve gider gitmez hanımını ve çocuklarını toplamış:
-Biliyor musunuz bu gün ne oldu?
diye sormuş.
Onlar da merakla sormuşlar:
-Ne oldu, ne oldu?
-Ağa beni yolda gördü “ULA KEÇELO NASILSIN?” diye iltifat etti
diyerek meraklarını gidermiş ve sözlerine şöyle devam etmiş:
-Ağa’nın, bu iltifatının karşılığını vermek lâzım!
Eşi ve çocukları da hak vermişler. Bunun üzerine adam da çocuklarına talimat vermiş. Ağıldaki en semiz koçu seçmişler, ertesi gün
Keçelo
koçu almış, ağaya götürmüş…
Böylece
“ULA KEÇELO!”
diye hitap etmesi bile ağaya semiz bir koç kazandırmış. İşte, böylesine cehaletin yaşandığı bölgemizde, bugün siyasi partilerin dolaylı destekleri olmasaydı ağaların, şeyhlerin defterleri çoktan dürülmüş olacaktı.
LOKUM YİYECEK DİŞ Mİ KALMIŞ!
Siirtli genç, yıllardan beri dul olan Babaannesiyle şakalaşmak için sormuş:
-Nineciğim, sana lokum mu alayım, koca mı?
Babaannesi cevap vermiş:
-Oğlum, ninende lokum yiyecek diş mi kalmış!
BÖYLE TAVSİYE MEKTUBUNA BÖYLE TEŞEKKÜR!
Siirtli bir hemşerimizin, Ankara’da çözümlenmesi gereken bir işi varmış. Tabii, bu işin çözülmesi için milletvekillerinin himmetlerine ihtiyacı bulunuyormuş. İktidardaki partinin il başkanına gitmiş ve partili milletvekiline elden götürmek üzere bir mektup yazması için ricada bulunmuş. İktidardaki partinin il başkanı da:
-Hayhay hemşerim! Senin için yazmayacağım da, kimin için tavsiye mektubu yazacağım! Ben milletvekilimize bir mektup yazarım, sen, Ankara’ya yarın gideceğine göre, akşama doğru gelir, mektubu alırsın!
diyerek, sorununu dinlemiş ve göndermiş. Tavassut mektubu talebinde bulunan Siirtli akşam saatlerinde, İl Başkanının yazıhanesine gitmiş. Başkan ona hazırladığı ve açılmasın diye ağzına bant yapıştırdığı mektubu vermiş:
-Haydi, hayırlı olsun! İşini oldu bil!
diyerek göndermiş. Zarfı sevinçle alan Siirtli de evine gitmiş. Ama, bir taraftan da
“acaba mektupta ne yazılı!”
diye merak edip duruyormuş. Sonunda kendi kendisine
“bütün zarflar aynı değil mi, hem zarfı götürdüğüm milletvekili, zarfın değiştiğini nereden bilecek. Zarfı açar, kâğıdı yeni bir zarfa koyar, ağzını da bant yapıştırırım”
demiş ve dediğini yapmış.
Açtığı zarfta şöyle bir pusula varmış:
“Sayın Milletvekilim;
Sana bu mektubu getiren kişiyi tanımıyorum. Geldi, bir tavassut mektubu yazmamı rica etti. Ben de mecbur olup yazdım. İşini yaparsan memnun, yapmazsan mahzun olmam. Nasıl istiyorsan öyle yap!”
Mektubu okuyunca kafasına kaynatılmış zift dökülmüş gibi olan hemşerimiz, o hiddetle tekrar İl Başkanının yazıhanesine gitmiş. Açmış olduğu zarfı uzatarak:
-Böyle bir mektup yazacağına, harbi olarak “senin işini yapmıyorum” diyemez miydin! Al tavsiye mektubunu, münasip bir yerine sok!”
diyerek kızgınlıkla bağırıp, çağırmış. Foyasının meydana çıktığını anlayan il başkanı alttan almış:
-Hemşerim, sen yanlış anladın. Bu şifreli bir mektuptur. Benimle Milletvekilimiz arasında böyle bir parolamız var. Mektubu okuyunca, şifreyi alacak. Ben, yapılmasını isteğim işler için hep böyle mektup yazıyorum!
demiş.
Kızgınlığı hat safhada olan ricacı, bunun üzerine, il başkanının yüzüne tükürmüş ve:
-Ben de, böyle teşekkür ederim!
diyerek ayrılmış…