“O’NUN DA ADI KENAN’DI!”;
12 Eylül Darbesinin yapıldığı günlerdeydi. Siirtli vaiz, Çarşı Camiinde vaaz veriyordu. Konuyu Hazret-i Nuh Aleyhisselamın tufan olayına getirerek anlatmağa başladı: “Nuh aleyhisselâm sular yükselmeye başladığında, oğlu Kenan’ı bir köşede gördü. Babalık ve peygamberlik şefkati ile son bir defa daha, bu asi evlada nasihat etti. İman etmesini söyleyerek buyurdu ki:
-Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gemiye bin ki, inananlarla beraber selamete eresin! Kâfirlerle beraber olma! Allahü teâlânın iman nasip etmekle rahmet buyurdukları hariç, bugün boğulmaktan kimse kurtulamaz!
Kenan buna karşılık şu cevabı verdi:
-Ne iman ederim, ne de gemiye binerim. Bir büyük dağa sığınırım. O dağ beni, suda boğulmaktan korur!..
Kenan, bunları söyledikten hemen sonra dağa tırmanmaya başladı. Fakat sular hızla yükselip onu yuttu...
Nuh aleyhisselâm, Allahü tealaya şöyle arz etti:
-Ya Rabbî! Oğlum Kenan benim ehlimdendir ve senin vaadin elbette haktır. Senin vaadinde değişiklik olmaz. Sen beni ve ehlimi suda boğmayacağını vaat etmiştin!
Allahü teâlâ buyurdu ki:
-Ey Nuh, o senin ehlinden, dininden değildir. Zira o salih olmayan bir amel sahibidir. O hâlde ilmine vâkıf olmadığın bir şeyi benden isteme! Şüphesiz ben, seni, cahillerden olmaktan men ederim!
Bunun üzerine Nuh aleyhisselâm şöyle dua etti:
-Ya Rabbî! İlmim olmayan şeyi senden istemekten, sana sığınırım. Eğer beni mağfiret ve bana affınla rahmet etmezsen, ben ziyana düşenlerden olurum!..”
Siirtli vaız sözlerine şöyle devam etti:
-O’nun da adı Kenan’dı, o da zındıklardandı!
Cemaat dağılıp, camiden çıkarken, Gazeteci Ahmet Arıtürk dostu olan Vaiz’in yanına yaklaştı ve sordu:
-Hoca, sen (O’nun da Kenan’dı) derken, Nuh’un oğlunu hangi Kenan’a benzettin?
Hoca sağına, soluna baktıktan sonra cevap verdi:
-Arife, tarif gerekmez!
“YARIN ÇAMAŞIR GÜNÜ, BU GECE SENİN SIRAN, BİLİYORUM!”
Dört eşi olan Siirtli Ağa, yatak işini de sıraya koymuş. Eşlerinden birinin sırasını da, çamaşır yıkanacak günün bir önceki gecesi olarak tespit etmiş.
Çamaşır yıkanacak günü iple çeken hanımın şansına, o gece ağanın bir hayli misafiri varmış. Sırasının kaynamasından korkan kadın, bir ara giderek misafirlerin de içeride bulunduğu kapıyı çalarak hatırlatmış:
-Ağam, yarın çamaşır günümüz, haberin olsun!
demiş.
Parolayı alan ağa:
-Tamam, tamam! Biliyorum!
diye cevap vermiş. Ancak, aradan bir saatlik süre geçmesine karşılık, durumlarından hayli memnun olan misafirler yerlerinden teprenmemişler, sohbetlerini sürdürmeğe devam etmişler.
Kadın, bir daha giderek kapıyı tıkırdatmış:
-Ağam, yarın çamaşır günümüz, unutma!
diye ikâzda bulunmuş.
Ağa yine:
-Tamam, tamam! Biliyorum
demiş. Ancak, aradan yine bir hayli zaman geçip de misafirler kalkmayınca, artık, sırasının kaynayacağından tamamıyla endişeye kapılan kadın, tekrar giderek kapıyı çalmış ve:
-Ağa, bak geç oluyor. Yarın çamaşıra kalkamayız!
diye ikâzda bulununca, patavatsız biri olan Ağa, baklayı ağzından çıkarmış ve Hanımına seslenmiş:
-Merak etme, merak etme! Senin sıranı kaynatmam. Ama, bu pezevenkler kalkıp gitmiyorlar ki!
Sonra, marabaları olan misafirlerine dönerek:
-Haydi, kalkın siktirolun ulan! Kadın üç defadır beni yatağa çağırıyor. Sizin kafanız bu kadar da mı çalışmıyor
demiş ve misafirlerine yol vermiş…
ŞEYH EL NACCAR’IN KESERİ!
Siirt’in dört bir yanı vakıf arazilerle doludur. Atalarımız, camilere, türbelere, medreselere nice gayrimenkuller vakfetmişlerdir. Şeyh Halef, Hacı Hüseyin Ağa, Ulu Camii, Şeyh Hasan ve benzeri yanında hemen hemen şehrimizdeki bütün türbeler için yapılmış gayrimenkul vakıfları vardır.
Maalesef, vakıf arazilerin çoğu yağma edilmektedir. Bir şekilde, özel mülkiyete dönüştürülen vakıf gayri menkullerin bir kısmı doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğünce satılmakta, bir kısmı da vatandaşlar tarafından talan edilmekte.
İşte, vakıf gayri menkullere sahip olan türbelerden biri de
ŞEYH EL NECCAR HAZRETLERİ’DİR. Asıl adı Şeyh Hüseyin olan evliya zatın, lâkabı ise “NECCAR”dır.
“NECCAR”
Arapçadan
MARANGOZ
anlamına gelir. Siirt Ulu Camiine ait tarihi minberin,
Şeyh el Naccar
Hazretlerinin eseri olduğu bilinmektedir. Bu tarihi minber, Siirt’te müze bulunmadığı için yıllardan beri Ankara’da Etnoğrafya Müzesinde sergilenmektedir.
Öyle anlatılır ki, yakın bir geçmişte, Şeyh El Naccar’a ait vakıf araziden bir miktarını bir şekilde sahiplenen ve apartman yapan tanınmış bir zat, vakıf araziyi aldıktan ve bina inşaatı bittiğinde
KANSER
illetine tutulmuş. Onu ziyarete gidenlere vakıf arazi üzerinde apartman inşa etmiş olmaktan dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirerek şöyle diyormuş:
-Vallahi, benim aldığım darbe (hastalık) Şeyh el Naccar’ın keseridir. Bana öyle bir keser vurdu ki, kanatlarımı kollarımı kırdı, perişan etti…
Bilindiği gibi keser, geçmiş yıllarda marangozların en önemli çalışma aletlerinden biriydi. İşin nüktesi burada. Vakıf yağmalayıcısı kişilerin dikkatlerine…
DELİ GÖMLEĞİ GİYİNMİŞ VELİ: AMMO SIPHO…
Ammo Sabah
(SIPHO IL MECNUN),
20 asırda, Siirt’imizde meczup olarak bilinen Hemşerilerimizdendir. Onunla ilgili anlatılan bir çok anekdotlar bulunmaktadır. Kimilerine göre
, “DELİ GÖMLEĞİ GİYMİŞ BİR ALLAH DOSTUDUR.”
Bu anekdotu, bizzat yaşayan Sami Kardeş nakletti. Sami Kardeş’in anlatımıyla anekdotu sunuyoruz:
Bir gün Rahmetli Hacı Babam (Merhum Hacı Hamza Kardeş) akşam yemeği sırasında Anneme:
-Haciye, yemekten bir tabak doldur da yatsı namazına giderken, Ammo Sabah’ın evine uğrayayım, kendisine götüreyim
dedi. Annem de, bir tabağa yemek doldurdu. Ama, o anda misafirimiz geldi. Dolayısıyla Babam da camiye gitmekten ve o an için yemeği götürmekten vazgeçti. O zamanlar, buzdolabı falan yoktu. Yemekler, kokmasınlar diye kuyuya sarkıtılırdı
. Ammo Sabah
için ayrılan yemeği de, bir sepete koyarak kuyuya sarkıttık. Yemek, dolmaydı.
Misafirlerle sohbete dalınmışken, bir de baktık ki, dışarıdan biri pencereyi tıkırdatıyor. Gidip kapıyı açtık. Ne görelim, gelen
Ammo Sabah
değil mi.
-Hacı Hamza, Hacı Hamza! Hani benim dolmam. Çabuk kuyudan çıkarın, bana verin
diyordu. Hepimiz şaşırmıştık. Hatta Rahmetli Babam, durumu Amcazadesi Şeyh Celalettin Hazretlerine anlatmış. O da, O’na demiş ki:
-Bakmayın deli göründüğüne, Ammo Sabah, boş adam değil.
NOT: Ahmet ARITÜRK’ÜN, (AMMO SIPHO) adı altında yıllar öncesi yayınlanmış şiirini bu vesile ile okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz:
AMMO SIPHO
AMMO SIPHO’YU TANIDIĞIM ZAMAN
SEKİZ-ON YAŞLARINDA
KÜÇÜK BİR ÇOCUKTUM
DEDEM HACI SALİH ÇETO’NUN
HELVACILAR ÇARŞISINDAKİ
TOPTANCI-PERAKENDECİ
DÜKKÂNINDA OTURURDUM
SABRİ AĞABEYİM OLMAYINCA
DÜKKÂNA BEN BAKARDIM
ÖNÜMDE TERAZİ VARDI
SABUN-MABUN TARTARDIM
İŞTE AMMO SIPHO’YU BEN
BU ÇARŞIDA TANIDIM
***
SABAHTAN AKŞAMA DEK
ÇARŞILARI TURLARDI
UZUN BEYAZ BİR DONU
SIRTINDA MİNTANI VARDI
YAZ-KIŞ GİYDİĞİ KIYAFET BUYDU
AYAĞINDAKİ YIRTIK YEMENİ
GİYİMİNE UYUMLUYDU
AMA TERTEMİZDİ HER ZAMAN KIYAFETİ
SANKİ YENİ YIKANMIŞ, YENİ GİYİLMİŞ GİBİ
***
AMMO SIPHO KİMİNE GÖRE DELİYDİ,
KİMİNE GÖRE GERÇEK BİR HAK ERİYDİ
NİCE KERAMETLERİ VARDI
BENCE, GERÇEK BİR KERAMET EHLİYDİ
DAHA ÖNCE TANIDIĞI,
GÖRDÜĞÜ OLSUN OLMASIN
KİŞİNİN YEDİ CEDDİNİ SAYARDI
CİN BİR KADINLA EVLİ OLDUĞU
BU BİLGİLERİ O KADININ
KULAĞINA FISILDADIĞI
SÖYLENTİLERİ DE VARDI
BU İDDİALAR NE DERECE DOĞRU
BİLEMEYİZ ELBETTE
CİNLERLE EVLENMEK VAR MI
YOK MU, BİLEMEYİZ GERÇEKTE
***
AMMO SIPHO’NUN EN BARİZ
BİLİNEN HUYU BUYDU
BİR DÜKKÂNA GİRER
MÜSAADE İSTEMEDEN,
SAHİBİNE SORMADAN
PARASINI ÖDEMEDEN
YİYECEK, GİYECEK BİR ŞEYLER ALIR
YOLDAN GEÇEN BİRİNE VERİRDİ
ESNAFLAR, AMMO SIPHO’NUN BU HALİNİ BİLİRDİ
KİMSE SES ETMEZDİ, HATTA
BEREKETE VESİLE OLUR DİYE
ESNAFLAR SEVİNİRDİ
***
KERAMETLERİNDEN BİR-İKİSİNİ
NAKLEDEYİM AMMO SIPHO’NUN
KANITI OLSUN DİYE
EVLİYA OLDUĞUNUN
***
ÇOCUĞU OLMAYAN BİRİ
ALLAH DOSTU OLDUĞUNA İNANARAK
AMMO SIPHO’YA
SÖYLENMİŞ YALVARARAK
“NE OLUR AMMO SABAH
BENİM İÇİN ALLAH’A YALVAR
BELKİ YAPACAĞIN DUANIN HATIRINA
BANA HAYIRLI EVLATLAR BAĞIŞLAR”
AMMO SIPHO KIZARAK SÖYLENMİŞ
“BEN ONDAN KÜSMÜŞÜM
ONDAN BİR ŞEY İSTEMEM” DEMİŞ
ADAM ISRAR EDEREK
“NE OLUR, BENİM İÇİN BARIŞ” DEYİNCE
AMMO SIPHO NE YAPMIŞ O ZAMAN SİZCE
YERDEN ÜÇ TAŞ ALMIŞ ELİNE
O TAŞLARI FIRLATARAK GÖKYÜZÜNE
“SANA SÖYLÜYORUM,
BU ADAMA ÇOCUK VER” DEMİŞ,
ARADAN BİR SÜRE,
MAKUL BİR ZAMAN GEÇMİŞ
O ADAMIN PEŞPEŞE
ÜÇ ERKEK ÇOCUĞU OLMUŞ
İLK DOĞAN ÇOCUĞUNUN ADINI DA
AMMO SIPHO’YA İZAFETEN
“SABAH” KOYMUŞ
EĞER KERAMET DEĞİLSE
SÖYLEYİNİZ BU NE İŞ
***
BİR DOSTUM ANLATTI BANA
AMMO SIPHO’NUN
BAŞKA BİR KERAMETİNİ
MERHUM SAMİ KARDEŞ’Tİ
BANA ANLATAN BUNU
DİNLE, KERAMETİN NASIL OLDUĞUNU
AMMO SIPHO’YA KOMŞUYDU
BU DOSTUMUN EVİ
KOMŞU, KOMŞUYU TANIR
HELE, ESKİ SİİRTLİ
KENDİSİ DE ÇOCUKKEN
YAŞANMIŞTI BU OLAY
ŞÖYLE ANLATTI DİNLE, BUDUR DETAY
“BİR AKŞAM ANNEM DOLMA PİŞİRMİŞTİ
BABAM, ANNEME ‘BİR KAP DOLDUR DA
YATSI NAMAZINA CAMİYE GİDERKEN
YOL ÜZERİNDE SIPHO’YA
GÖTÜREYİM’ DEMİŞTİ
ANNEM DE BİR KABA, DOLMA DOLDURDU
NAMAZ VAKTİ DE YAKLAŞIYORDU
BABAM KALKIP, TAM GİYİNİYORKEN
BAKTIK Kİ, KAPIMIZ ÇALINIYOR
VE KAPIYI AMMO SIPHO ÇALIYOR
DEDİ Kİ ‘HACI HAMZA, ZAHMET ETME
TABAĞI TAŞIYIP, SEN GETİRME
DOLMA TABAĞINI BANA VER
GERÇEKTEN DE CANIM
KAÇ GÜNDÜR DOLMA ÇEKER’
BU DURUMA EV HALKI
HEPTEN ŞAŞIRMIŞTIK
BU DA AMMO SIPHO’NUN
BİR KERAMETİYDİ ANLAMIŞTIK
AMMO SIPHO’YA DOLMA TABAĞINI
VERİP GÖNDERDİKTEN SONRA
BABAM, ANNEME SESLENDİ
‘HACİYE BEN SANA
BU ADAM KERAMET EHLİDİR
DEMEZ MİYİM HEP’ DEDİ
ANNEM DAHİ BU KERAMETİNİ GÖRÜP
AMMO SIPHO’NUN
EVLİYA OLDUĞUNU İKRAR ETTİ
O GÜNDEN SONRA AMMO SIPHO’YA
SEVGİMİZ, SAYGIMIZ KATLANMIŞTI
DELİ KİSVESİNE BÜRÜNMÜŞ
BİR VELİ OLDUĞU KANITLANMIŞTI”
***
HER FANİ VARLIK GİBİ
VADESİ DOLUNCA ÖLDÜ
VE AMMO SIPHO SIRLARIYLA BİRLİKTE
ZEVYE MEZARLIĞINA GÖMÜLDÜ