SİİRTLİNİN ŞANS ÖYKÜSÜ!
Öyle anlatılır ki, yıllar öncesi Siirt’te çok zengin bir tüccar varmış. Bu tüccar, genelde hayvan ticaretiyle uğraşırmış. Sürüler halinde koyun alır, satarmış. Bir gün, zengin adamın, hayvanlarına baksın diye tuttuğu çoban hastalanmış. Adam, koyun sürüsünün açlıktan kırılmasından korkmuş. Evlerinin bitişiğinde oturan fakir, amma tembel komşusunun evine giderek, bir günlüğüne koyunlarını ormana götürmesini ve ağaçlardan dallar keserek yedirmesini, bunun karşılığında kendisine 1 altın vereceğini söylemiş. Amma, tembel komşusu:
-1 değil, 10 altın da versen, ormana gidip, koyunlarını otlatmam!
demiş.
Tüccar, çaresiz olduğu için:
-Git, koyunları otlat, sana gerçekten de 10 altın vereceğim!
diye teklifte bulunmuş.
Ancak, tembel komşu yine de koyunları otlatmayı kabul etmemiş. Oysa 10 altın, bir çobanın neredeyse 2-3 aylık maaşına denk geliyormuş. Tüccarın uzaklaşmasından sonra, yapılan teklifi reddettiğine pişman olan fakir komşu, peşinden koşarak, teklifi kabul ettiğini söylemiş. Ancak, çok öfkelenmiş olan tüccar bu defa:
-Hayır 1 altına götürürsen götür. 10 altın vermekten vazgeçtim. Varsın, koyunlar bugün aç kalsınlar, ölecek değiller ya!
diyerek, 10 altın vermekten vazgeçmiş. Tembel adam da, evinin yolunu tutmuş amma, 1 altın bile olsa paraya şiddetli ihtiyacı varmış. Kendi kendisine:
-1 altın da, 1 altındır. Gidip kabul edeyim ve hayvanları ormana götüreyim
demiş.
Ancak, hayli kızgın olan zengin:
-1 altın da vermekten vazgeçtim. Bak, ayağın çıplak. Eski bir çarığım var. Ücret olarak çarığı kabul edersen ne ala! Kabul etmezsen, sen bilirsin!
diyerek 1 atın vermekten vazgeçtiğini söylemiş. Fakirin ayakları gerçekten çıplakmış. 10 altını kabul etmemişken, 1 altına bile razı olmuş, ancak, şimdi o şansını da kaybetmiş. Zenginin getirdiği çarığa bakmış,
“çıplak
ayaklarıma ne güzel de uyar!”
diye düşünmüş ve kabul etmiş. Adam, eski çarığı vermiş. Fakir de, çarığı ayaklarına çekerek ormanın yolunu tutmuş. Bir taraftan da, ağaçlardan dalları nasıl kıracağını ve hayvanların önlerine koyacağını düşünüyormuş. Kendisi bu düşüncedeyken, bakmış ki, iri-yarı izbandut gibi biri, elindeki baltayla ağaçlardan dallar kırmağa ve kırdığı dalları aç olan hayvanların önüne yığmağa başlamış. Kendisinin, iş yapmasına da ihtiyaç kalmamış. Ancak, ağaçların dallarını keserek, hayvanların önüne koyan kişinin kim olduğunu merak etmiş. Biraz da korkarak yanına yaklaşmış ve:
-Sen kimsin, neden bu işi benim yerime yapıyorsun?
diye soracak olmuş.
Beriki, cevap vermiş:
-Ben bu işi senin yerine yapmıyorum. Hayvan sahibinin ŞANSIYIM. Bu işi onun için yapıyorum. İş sana kalsaydı, hayvanlar açlıktan kırılacaktı. Onun için, senin değil, hayvanların sahibinin imdadına yetiştim!
demiş.
Fakir adam:
-Peki, benim şansım yok mu?
diye soracak olmuş.
Tüccarın, adam kılığına girmiş olan şansı cevap vermiş:
-Var, gel sana göstereyim
diyerek onu, bir ağacın altında yatmakta olan pejmurde, sıska bir adamın yanına götürerek:
-İşte, senin şansın bu!
demiş.
Tembel Siirtli dayanamamış ve kendi şansına bağırmış:
-El âlemin şansına bak. Bir de senin bana yaptığına. 10 altından, 1 altına razı oldum. Sonunda çarıkta karar kıldım!
diye sitem etmiş. Fakirin şansı cevap vermiş:
-Sen dua et ki, çarığı kabul ettiğin zaman, uyukluyordum. Yoksa onu da sana verdirmezdim!
Siirtliler bu öyküyü, şanslı ve şanssız insanlar arasındaki farkı belirtmek açısından anlatırlar.
MASALCI DEDELER, MASALCI AMCALAR, MASALCI ABLALAR
Televizyonların, radyoların olmadığı yıllarda insanlar uzun kış gecelerini nasıl geçirirlerdi dersiniz. Araştırdık ve öğrendik ki Şehrimizin bir çok mahallelerde hatta evlerde masallar, hikayeler anlatan
MASALCI AMCALAR, MASALCI DEDELER, HATTA MASALCI ABLALAR varmış.
Her gün mahallede bir evde toplanılır anlatılan masallar, hikayeler heyecanla dinlenirmiş. Bazen başladıkları masalı dizi filimler gibi kırk gün kırk gece sürdürdükleri bile olurmuş.
Vakit geç olunca ve uyku vakti gelince
MASALCI AMCALAR, MASALCI DEDELER
de, anlattıkları masallarını en heyecanlı bölümünde keser,
“Devamı yarın geceye”
derlermiş.
Kadınlar içinde de
MASALLAR ANLATAN, MASALCI ABLALAR, MASALCI NİNELER
olur varmış. O zamanlar erkeklerle kadınlar ayrı-ayrı oturdukları, yani haremlik selamlık dönemi olduğu için kadınlara kızlara, çocuklara masal anlatmak işi de onlara düşermiş.
Biz o günleri yaşamadık ama, yaşayanlardan öğrendik.
SİİRT’İMİZİN ÖZELLİĞİ VE GÜZELLİĞİ
Siirt, üç lisanlı bir Şehirdir. Türk, Arap, Kürt kökenli kardeşlerimizle iç-içeyiz. Acıları yarıştırmanın anlamı yok! Geçmişin üzerine bir çizgi çizmemiz, yeni bembeyaz bir sayfa açmamızın zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir.
Siirt Türküyle, Arabıyla, Kürdüyle güzeldir. Bu üçten biri olmadığı zaman, Siirtlilik olmaz. Bir yanı eksik kalır. Türkiye bir mozaik ise, bu mozaiğin en güzel figürü
SİİRT MOZAİĞİDİR.
İşte bu durum Siirt’in özelliği ve güzelliğidir.
Siirtliler olarak hepimiz dayı-yeğen gibiyiz. Çünkü birbirimizden kız almış, kız vermişiz. Siirtli olup da Araplardan, Türklerden, Kürtlerden akrabası olmayan yoktur. Ben yüzde yüz Türk’üm, yüzde yüz Arab’ım, yüzde yüz Kürt’üm diyebilecek hiç kimse de yoktur. Varsa, gelsin ispat etsin!
Biz, birbirimizi sevmek, birbirimizi kucaklamak zorundayız. Evet, biz herkesi seviyor, herkesi kucaklıyoruz. Türk, Kürt, Arap ve Türkiye’de bulunan diğer bütün etnik kökenlileri seviyoruz! Allah, bu milletin birlik ve beraberliğini bozmasın. Bu renkli mozaiğini düşmanların hilesiyle kırdırmasın.
Bir elde beş, iki elde on parmak var. İki elimizi de kullanmak zorundayız. Hiçbir parmağımızı feda edemeyiz. Çünkü her birinin ayrı bir işlevi vardır. Parmaklarımızdan biri kesilirse, sakatlanırız. İşte, toplumlarda böyledir. Irklarıyla, renkleriyle, dilleriyle güzeldirler.
YÜCE RABBİMİZ
ayet-i kerimede mealen buyuruyor:
“…Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık…” Hucurat-13.
Ve bir başka ayet-i kerime’de de mealen şöyle buyurulmaktadır:
“Biliniz ki, dünyâ hayâtı; elbette la’b (oyun) ve lehv (eğlence) ve zînet (süslenmek) ve tefâhür ve malı, parayı ve evlâdı çoğaltmaktır. (Hadîd sûresi: 20)
İnsan olarak biz de bu ayrılıklara başka anlamlar yüklemeyelim.