Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-26-

Cüneyt Arıtürk

BENİM DE ŞEYHİM ATATÜRK’TÜR!

Bir Siirtli ticaret hayatına atılarak iş yeri kurmuş. İş yerinde misafirlerini ağırlayacağı   yazıhane bölümündeki fonun üzerine bir de

ATATÜRK

portresi koymuş. Kendisini tebrike gelen softa takımından bir iş adamı,

ATATÜRK

portresini görünce feverana gelerek: -Aman bu portreyi hemen kaldır, iş yerinin bereketi kaçar! demiş, bunun üzerine muhatabı:

-Neden?

diye sorunca da, bilgiç bir edayla cevap vermiş:

-Fotoğraf asılı olan yerlere melekler girmez de ondan!

Arkadaşının bu telkininin tesiri altında kalan yeni yetme tüccar da (Ne olur, ne olmaz, ticarethanemin bereketi kaçmazsın!) düşüncesiyle portreyi indirmiş.

Gel zaman, git zaman, yeni yetme tüccar, kıdemli tüccar arkadaşının ziyaretine gitmiş. Bir de bakmış ki, yazıhanesindeki fonun üzerinde bir portre. Portrede bir değil, 10’a yakın cübbeli, sarıklı zevatların fotoğrafları yer alıyor. Dayanamayarak sormuş:

-Hani sen, “fotoğraf asılı olan yere melekler girmez” diyordun. Senin fonun üstüne astığın portrede bir değil, on zatın fotoğrafı var…

Muhatabı cevap vermiş:

-Ama bu farklı. Bu fotoğraflardaki zevatlar tarikat şeyhleri…

Zaten, ATATÜRK’ÜN portresini içine sinmediği halde indirmiş olan yeni yetme tüccar söylenmiş:

-Benim de ŞEYHİM (büyüğüm anlamında) ATATÜRK’TÜR. Emin ol, şimdi gidip indirdiğim portreyi tekrar yerine asacağım…

(TIRT) DEDİ ÖLDÜ…

Geçmiş yıllarda Siirt Sağlık Müdürlüğünde çalışan  Sağlık Memurlarından Hacı Rüştü, aşılama çalışmaları için bir köye gider. Köyün muhtarı, sağlık memuru ve şoförü için tavuk kestirerek, güzel bir ziyafet hazırlatır.

Oburluğuyla meşhur olan ve bundan dolayı bir hayli de kilolu olduğu anlatılan sağlık memuru, birlikte yemeğe oturdukları şoförünü oyuna getirerek:

-Bekir, rahmetli baban nasıl ölmüştü?

diye bir soru yönetir. Uyanık sağlık memuru biliyor ki, anlatmak konusuna gayet meraklı olan ve uzattıkça uzatmaktan hoşlanan, aynı zamanda biraz da kekeme olan şoför, konuşmaktan, yemeğe fırsat bulamayacak ve bu arada kendisi de tavuğun büyük bölümünü mideye indirmiş olacak.

Nitekim, sağlık memurunun beklediği gibi olur. Şoför Bekir babasının nasıl hastalandığını, hastaneye nasıl götürdüklerini uzun uzadıya anlatmaya başlar. Bu arada, uyanık sağlık memuru da, konuşmaları ssadece başıyla tasdik ederken, beri yandan leziz tavuğu, pilavı, ayranı midesine indirmeğe devam eder.

Geç de olsa, oyuna getirildiğini anlayan ve yemeklerin neredeyse bitmek üzere olduğunu farkeden Şoför, aklın sıra kendisi de uyanıklık yapmak ister ve sağlık memuruna sorar:

-Pe-pe-peki, a-a-abi, se-se-nin ba-ba-baban nasıl öldü?

Uyanık sağlık memuru, bir yandan yemeğe devam ederken, kısa bir cevap verir:

-Nasıl olacak! Hastalandı, (TIRT) dedi öldü!!!

ÖLÜSÜ, DİRİSİNDEN BETER!

Zamanın birinde Siirt’in köylerinden bir köyde, köylülere çok zulmeden bir ağa varmış. Bu ağa, hastalanıp da öleceğini hissedince, köylülere son bir oyun oynamış. Marabalarını etrafına toplayan ağa, sözde yaptığı zulümlerden çok pişman olduğunu belirterek, helallik istemiş. Bununla da yetinmeyerek, son bir istekte bulunup:

-Ben ölünce, ibret-i âlem için cesedimi, bir hafta süreyle köyün girişindeki ağaca asın, gelenler-gidenler görsünler de ibret alsınlar. Zalimlerin de bir gün ölecekleri anlaşılsın!

demiş.

Ailesinin de muvafakat göstermesi üzerine ölen ağanın cesedi vasiyet ettiği gibi bir hafta süreyle köyün girişindeki ağaca idam mahkûmları gibi asılmış.

Amacı köylülere son bir darbe vurmak olan ağa, meğer öleceğinden 2-3 gün önce o zamanın güvenlik birimine bir mektup göndererek, köylüleri tarafından tehdit edildiğini, öldürülmekten korktuğunu belirterek, tedbir alınmasını istemiş. O günün şartlarında köye gidip gelmek ancak yürümekle gerçekleştirildiği için güvenlik güçleri köye geldiklerinde, iş olup bitmiş, ağanın cesedi ağaca asılmış. Köye gelen güvenlik güçleri mensupları girişteki tepede bir ağaçta ağanın asılı cesedini görmüşler ve ağayı öldürdükleri gerekçesiyle bütün köylüleri derdest edip, ilçeye götürerek cezaevine koymuşlar.

İşte

(ÖLÜSÜ, DİRİSİNDEN  BETER

AĞA)

deyiminin sebebi buymuş!

KOCALARIMIZIN BABALARI, ÇOCUKLARIMIZIN DEDELERİ!

Çok eski yıllarda savaşa giden iki Siirtliden yıllarca haber alınamayınca, şehit olduklarına kanaat getirilmiş. Cepheden geri dönmeyen ve kendilerinden haber alınamayan bu iki asker, evli ve birer erkek çocuk sahibi aynı zamanda akrabaymışlar.

Dul kalan ve yıllarca bekledikleri eşleri geri dönmeyen iki akraba kadının çocukları da bu arada büyümüş, birer delikanlı olmuşlar. Kadınlar, kendi aralarında anlaşarak, birbirlerinin çocuklarıyla evlenmişler, aynı evde yaşamağa başlamışlar. Bu arada, her iki kadının da birer çocuğu olmuş.

Bir gün, kadınlardan biri pencerede oturup, dışarıyı seyrederken, karşıdan gelen iki adam görmüş. Dikkatlice bakınca, bu iki adamın, kendi kocasıyla, oğlunu evlendirdiği kadının kocası olduğunu anlamış. Büyük bir telaşla bağırmış:

-Eyvah, eyvah! Karşıdan gelen 2 kişi var. Bunlar kocalarımızın babaları ve çocuklarımızın dedeleri. Şimdi ne yapacağız!

Meğer Rusya’da 20 yıl kadar esir kalan iki arkadaş, bir yolunu bulup, kaçarak Türkiye’ye ve dolayısıyla Siirt’e dönmemişler mi!

ŞİFRELİ MESAJ

Köy ağası, kendisine pezevenklik eden adamına talimat vererek, dostluk kurduğu evli bir kadını getirmesi için görevlendirmiş. Kadını almaya giden adam, az sonra geri dönmüş ve Ağanın bazı marabalarıyla oturduğu divana girmiş. Ağa, pezevenge  işaretle ve başını sallayarak ne yaptığı anlamında işaret vermiş. İşareti alan pezevenk üstü kapalı şöyle bir mesaj vermiş:

-Gittim idi almaya, kalktı idi gelmeye, gelmezse gelecekti. Geldiği için, gelemedi.

Meğer ağanın pezevengi, almak için kadının evine gitmiş, kadın da ağaya gitmek üzere tam hazırlanmış ki, kocası eve geldiği için, gidişini iptal etmek zorunda kalmış.

NE KADAR NAMUSUZ VARMIŞ

Ayyaş adam, sarhoş kafayla Şehrin meydanında bağırmağa başlamış:

-Hırsızlar, namussuzlar, şerefsizler!!!

Yoldan gelip geçenler de durup kendisine bakmaya başlayınca, söylenmiş:

-Yahu ne kadar hırsız, namusuz, şerefsiz varmış…

RIZKINI VERMEDİKTEN SONRA

Bektaşi meşrep Siirtli, caminin önünde çamurdan adamcıklar yapıp, kurusunlar diye duvara diziyormuş. Durumu gören cami imamı:

-Ne yapıyorsun Hazret. Bunlara ruh da verebilecek misin? diye sorunca, Bektaşi cevap vermiş:

-Rızkını vermedikten sonra, yap-yap sal ne olacak!

SİİRT’İN, GERİ KALIŞININ SEBEBİNİ ANLATAN ANEKDOT!

Ne derece doğrudur bilinmez ama, Siirt’in neden geri kaldığını anlatan bir anekdot vardır. Dilden dile günümüze kadar gelen bu anekdotu bugünkü yazımızda dile getirerek anımsatmak istedik. Anekdot şöyle:

Öyle anlatılır ki, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’i ziyaret için Siirt’ten bir heyet Ankara’ya gitmiştir. Başbakanlık özel kalemde beklemeye alınan Siirt heyetinden daha önce başka illerin heyetleri de gelmiş, sıralarını beklemektedirler.

Heyetlerin listeleri geliş sırasına göre Başbakan’a sunulmuştur. Ama Başbakan kendisine en son sunulan Siirt heyetini en önce kabul eder. Bu durum, diğer illerden gelmiş olan heyetlerin gücenmelerine yol açar. Siirt heyeti, Başbakan’ı ziyaret edip 5-10 dakika kaldıktan sonra çıkar. Diğer heyetler, kabul edilmeğe başlanır. Ancak, bu heyetlerde bulunan ziyaretçilerden biri Demirel’e söylemeden edemez:

-Sayın Başbakanım, biz Siirt heyetinden çok önce gelmiştik. Siz mi bizi daha sonraya aldınız, sekreteriniz mi!

diyerek, daha önce geldikleri halde, daha sonra kabul edilmelerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirince, Demirel gülümseyerek cevap verir:

-Ben bilerek Siirt heyetini öne aldım. Biliyorum ki Siirt heyetinin isteyeceği ya bir memur tayinidir, ya bir memurun başka bir ile atanması veya sürülmesidir.  Gördüğünüz gibi, girişleri ve çıkışları bir oldu. Siz ise yatırım isteklerinizle beni yine terletmeğe gelmişsinizdir. Buyurun bakalım, isteklerinizi sıralayın…

Günümüzde yaşanan duruma bakıyoruz da, acaba, o günden, bugüne değişen bir şey var mı diyoruz…

LADES Mİ TUTUŞTUK

İşsiz Siirtli genç, torpilsiz işe alınmanın imkânsız olduğunu anlamış, bunun için de  bir siyasetçiden iş talebinde bulunmuştu. Siyasetçi genci her gördüğünde:

-Senin iş konusu aklımda!

diyormuş.

Birçok kişilerin işlerini yaptığı halde kendisine hep

(Senin iş konusu aklımda)

diye atlatılan genç sonunda dayanamayarak söylenmiş:

-Sizinle lades mi tutuştuk, beyefendi!

VAR MI İKİMİZE YAN BAKAN!

Kabadayı geçinen Siirtlinin biri sokağın ortasında:

-Var mı bana yan bakan!

diye nara atıyormuş.

Bir başka kabadayı Siirtli:

-Ben varım, ne yapacaksın bakalım!

deyince, nara atan kabadayı, kendisine diklenen kabadayının koluna girmiş ve tekrar bağırmış:

-Ulan, var mı, ikimize yan bakan!

Yazarın Diğer Yazıları