Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-25-

Cüneyt Arıtürk

AMMO KALO’DAN ATATÜRK BÜSTÜNE FATİHALAR!

Nüktedan ve hazırcevap biri olarak bilinen Ammo Kalo adındaki yoksul Siirtli, evinin güzergâhında olan bir askeri birliğin önünden geçerken, her seferinde durmakta, orada bulunan Atatürk büstüne doğru dönerek

FATİHA

okuyup öyle geçmekteymiş.

Askerlerin, Atatürk’ü ne kadar sevdiğini bildiği için bu durumunun dikkatlerini çekeceğinden adı gibi eminmiş. Nitekim yine bir gün aynı güzergâhta Atatürk büstüne doğru dönerek Fatiha okumaktayken, yanına bir asker gelmiş:

-Amca, Komutan seni çağırıyor! Bir kahvemi içmeye gelsin, diyor…

demiş.

Zaten, Ammo Kalo’nun beklediği de buymuş!

Ammo Kalo, Komutanın yanına gitmiş. Bir de asker tekmili verir gibi tekmil vermiş.

Komutan, Ammo Kalo’yu yanında oturttuktan sonra sormuş:

-Buradan her geçişinde durduğunu, ATATÜRK büstüne doğru dönerek FATİHA okuduğunu görüyorum ve bunun sebebini merak ediyorum!

demiş.

Ammo Kalo cevap vermiş:

-Doğrudur Komutanım. Bu bana Rahmetli Babamın vasiyetidir. Bana (Nerede ATÜTÜRK BÜSTÜ, ATATÜRK HEYKELİ görürsen, aklına gelsin, Vatanımızın halaskârının ruhuna mutlaka bir FATİHA oku, öyle geç!) diye vasiyet etmişti. Ben de hem merhum Babamın vasiyetini yerine getiriyorum, hem de zaten çok sevdiğim ATATÜRK’ÜN AZİZ RUHUNA FATİHA OKUMUŞ OLUYORUM!)

Ammo Kalo’nun verdiği cevaptan çok hoşnut olan Komutan ailevi durumunu, halini hatırını, ne iş yaptığını sormuş. Ammo Kalo, tam istediği yere gelmiş ve cevap vermiş:

-Komutanım, ne olacak işte, fakirlik hali. Ben hurda alıp satmakla geçinen biriyim. Çarşı, Pazar, hatta ev ev gezerek hurda toplar, sırtımda torbaya koyarak götürür hurdacılara satarım. Benim geçimim de bundandır!

Bunun üzerine Komutan, birliğin bahçesinde yığılı halde duran hurdaları gösterip:

-Bunlar işine yarar mı!

diye sormuş.

Ammo Kalo işi rayına koymak için:

-Komutanım, satılıksa alırım!

demiş.

Bunun üzerine komutan:

-Biz bunlardan nasıl kurtulacağımızı, burayı nasıl temizleyeceğimizi düşünüyorduk. Hepsini al, senin olsun. Hatta dur, bu kadar hurdayı taşıman zor olur. Askerlere emir vereyim. Bir cemse getirsinler, hurdaları içine doldurup, istediğin yere götürüp boşaltsınlar!

diyerek bütün hurdaları Ammo Kalo’ya verdirmiş.

Ammo Kalo bunu anlatırken şunu da ilave etmeyi ihmal etmiyormuş:

-Allah şahit olsun. Hurdaları alıp sattıktan ve paralarını aldıktan sonra, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ruhuna HATM-İ ŞERİF okuttum. O günden sonra da, aziz ruhuna Fatihalar okumayı ihmal etmedim.

“HARAMIN, HELÂLİNDEN HOŞMUŞ!”

Çok eski yıllarda Siirtli zampara zengin bir tüccar varmış. Kadınlara düşkünlüğüyle meşhurmuş. Bu yüzden hanımını da çok ihmal ediyor, hatta, hiç yanında yatmıyormuş. O yıllarda, bir de bu tip zampara erkeklere kadın pazarlayan bir

ÇÖPÇATAN KADIN

varmış. Zampara tüccarın Hanımı, kocasını tuzağa düşürmek için Annesiyle birlikte bu

ÇÖPÇATAN KADININ

yanına gitmişler ve demişler ki:

-Senden bir şey istiyoruz. Eğer bu isteğimizi yerine getirirsen, sana istediğin kadar para veririz. Ayrıca, karşı taraftan koparacağın para da cabası olsun!

Çöpçatan kadın, sormuş:

-İstediğiniz nedir, hele onu söyleyen bakalım, yapabileceğim bir şey mi?

Yapılacak işi, Çöpçatan kadına kızın annesi şöyle özetlemiş:

-Bak, bir çok zenginlere kadın bulduğunu, bunun karşılığında onlardan para aldığını, bunlardan birinin de kızımın kocası olduğunu gayet iyi biliyorum. Senden istediğimiz, kızımın kocasını bu defa kızıma ayarlaman, olacak. Ona diyeceksin ki, “Bende çok iyi bir parça var. Yalnız, tanınmış bir aileden olduğu için yüzünü kimseye göstermiyor. Paraya ihtiyacı olduğu için bir geceliğine senin koynuna yatırabilirim. Ancak, yüzünü göstermeyecek ve sen de hiçbir şekilde yüzünü görmek için ısrar etmeyeceksin! Ve bu konuda onu yemin ettireceksin!”

Çöpçatan kadın, iki taraftan da iyi para koparacağını hesaplayarak teklifi kabul etmiş. Kadınlarla anlaştıktan sonra kadının kocasına gitmiş ve:

-Elimde çok iyi bir parça var. Ancak, tanınmış bir aileden olduğu için bu işi yaparken yüzünü katiyetle göstermeyecek. İstiyorsan, sana ayarlayayım!

demiş.

Zampara adam, işin içine gizem de girince kadınla beraber olmaya daha çok istekli olmuş. Kadının yüzünü görmek için hiçbir harekette bulunmayacağına yemin etmiş. Çöpçatan Kadına hem kendisine, hem de kadına verilmek üzere hatırı sayılır bir para verdikten sonra:

-Ben, daha önce de yaptığım gibi bir bahaneyle karımı, babasının evine sepetleyeyim. Sonra, sana haber veririm. Sen de, söylediğin kadını o gece bana getirirsin!

demiş.

Bu suretle çöpçatan kadınla anlaşan adam, evine giderek karısına:

-Misafir olarak gelecek erkek arkadaşlarım var. Bu gece, sen Babanın evine git!

diyerek, her zaman yaptığı gibi, karısını babasının evine göndermiş. Kadın, işin aslını bildiği için bu kez hiç itiraz etmeden, Kocasının dediğini yapmış.

Gecenin bir vaktinde, Çöpçatan kadın, yanında çarşaflı, yüzü peçeyle sımsıkı sarılı bir bayanla tüccarın evine gitmiş. Ve:

-İşte, bahsettiğim kadın!

diyerek, onları baş başa bırakarak ayrılmış.

Adam, yapılan mukavele ve ettiği yemin gereği gelen kadının yüzünü açmadan onunla beraber olmuş. İş olup bittikten sonra, Kadın yüzündeki nikabı çözmüş. Adam bir de ne görsün, karşısındaki karısı değil mi: Kendisine bir oyun oynandığının farkına vararak söylenmiş:

-Ulan kaltak karı, haramın, helâlinden hoşmuş!

Bu anekdot, helali bırakıp, harama tevessül edenlere duyurulur!

ÖĞRETMEN HANIMA BENİM TAŞŞAKLARIMI VER!

Siirt’in bir ilçesinde, Ağa namıyla bilinen maruf biri, Kasap dükkanına gitmiş ve:

-Bugün kestiğin koçlara ait bütün

TAŞAKLARI (KOÇ YUMURTASI)

bana ayır! demiş.

Ağa, daha kasap dükkânındayken, içeriye ilçede görev yapan yabancı bir bayan öğretmen girmiş. Kasaba:

-Koç yumurtası yok mu?

diye sormuş.

Kasap da:

-Olanları Ağa “Bana ayır” dedi. Bunun için veremeyeceğim, kusura bakmayın!

demiş. Bayan öğretmenin, Koçlara ait

TAŞAKLARDAN

istediğini ve bunun için kibarca

(KOÇ YUMURTASI)

deyimini kullandığını anlayan Ağa, Kasaba:

-Fark etmez, fark etmez. Öğretmen Hanımı boş gönderme. Benim TAŞAKLARIMI VER!

diyerek

,

kibarlık yapayım derken büyük bir gaf yapmış.

ZEVYE BOSTANI, NASIL ZEVYE MEZARLIĞI OLDU!

Zevye Mezarlığına ait ilginç bir anekdot vardır. Öyle anlatılır ki, bugün mezarlık olan bu alan, bir zamanlar çok güzel ve verimli bir bostanmış. İçinde, Siirt’in bütün sebze ve meyveleri yetişirmiş. Bostan Sahibi, oldukça çalışkan biriymiş. Siirtlilerin deyimiyle

(BISTENCİ=BOSTANCI)

olarak, işinin ehli biriymiş. Yaşlanınca, işi çocuklarına devretmeyi düşlüyormuş. Sebze ve meyvelerin bol olduğu bir hasat mevsiminde çocuklarını uyandırıp, kendisiyle birlikte sebze, devşirmeğe çağırmış.

-Sen git, biz gelir, sana yetişiriz!

demişler. Ama, gitmemişler. Bu durum, birkaç gün üst-üste devam edince, yaşlı adamın kafası bozulmuş. Kendi kendine

“Çocuklar, daha ben sağken, bostana sahip çıkmıyorlar. Ben öldükten sonra mı sahip çıkacaklar!”

diyerek, bostanı mezarlık yapılmak üzere vakfetmiş ve

“Ölürsem, beni de bu mezara gömün!”

diye vasiyet etmiş.

İşte, Şehrimizdeki

ZEVYE MEZARLIĞININ ÖYKÜSÜ

buymuş…

“UÇAKTAN İNDİĞİNİZİ ZANNETMİŞTİM!”

Siirtli uçağa binmiş ve biletine ait sıranın cam kenarındaki koltuğuna geçip oturmuştu. Az sonra, elinde bileti numaraları kontrol ederek gelen bir bayan, Siirtlinin oturduğu sıraya gelince durmuş ve tekrar biletini kontrol ederek:

-Beyefendi, benim yerime oturmuşsunuz, müsaade eder misiniz!

Siirtli, pencerenin önünde oturmak için bile-bile yanlış koltuğa seçmişti ama, bu durum karşısında çar naçar pencerenin önündeki koltuktan kalkmış ve biletinde yazılı olan yanındaki koltuğa oturmuş.

Uçak havalanmış, az sonra da yanındaki Bayan yolcu lavaboya gitmek için kalkmış. Fırsat bu fırsat diyen bizim Siirtli tekrar pencere kenarındaki koltuğa geçmiş, pamuk kümeleri gibi gökyüzünde adeta yüzüp duran bulutları seyre dalmış. Ama, lavaboya giden kadın geri dönmüş, yine bizim Siirtliyi kendi yerine oturmuş görünce, kibarca:

-Beyefendi, yine yerime oturmuşsunuz!

demiş, Siirtli işi espriye vurmuş:

-A, geldiniz mi Hanımefendi. Kalkıp gidince, sizi uçaktan inmiş zannettim de!

“ONU DA BİLAHARE YERİZ!”

İstanbul yolculuğu için Otobüse binen Siirtli, yanındaki koltukta oturan yolcuyla sohbeti bir hayli ilerletmiş. Otobüs, istirahat ve ihtiyaç için mola verince, birlikte inmişler ve birlikte bir masaya oturmuşlar. Bu arada, bizim Siirtli, evde kendisine yol nevalesi olarak hazırlanmış olan içli köfteyi de birlikte indirmiş ve yol arkadaşını da yemesi için buyur etmiş. Ancak, yol arkadaşı:

-Benim kolestrolüm var, teşekkür ederim!

demiş.

“Kolestrolü” yemek adı zanneden Siirtli cevap vermiş:

-Önce içli köfteyi yiyelim, kolestrolü de bilahare beraber yeriz!

BASIN KARTI İLE KAPI AÇMAK!

Aralarında Siirtli gazetecilerin de bulunduğu bir grup, Basın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce düzenlenen Çanakkale gezisinde beş yıldızlı lüks bir otelde misafir edilmişler. Gazetecilere yatacakları odaların kartları verilmiş. Onlar da odalarına çıkmışlar. Böyle lüks bir otelde ilk defa konaklayan Gazetecilerden biri odanın kapısının nasıl açılacağını bilememiş, yanındaki odanın kapısını açmakta olan Siirtliye sormuş:

-Bu kapıyı nasıl açacağım!

demiş.

Siirtli cevap vermiş:

-Kartını içine koy, açılacak!

Ama, beriki yine kapıyı açamamış ve Siirtliye söylenmiş:

-Kartı koyuyorum, yine açılmıyor!

Kapıyı açmak için yardımcı olmak üzere, berikinin yanına giden Siirtli bir de ne görsün, meslektaşı Gazeteci meğer oda kapısının açılması için verilen kart yerine

SARI BASIN KARTINI KULLANIYORMUŞ!

“SARI BASIN KARTINI GÖSTERSEM, AÇARLAR!”

Esprili bir Siirtli Gazetecinin de hazır bulunduğu bir sohbet toplantısında, söz dönüp dolaşmış cennetle, cehenneme gelmiş:

Hazırlardan biri söylenmiş:

-Cennetin kapısından girmek zor. Her babayiğit o kapıyı açamaz!

Siirtli Gazeteci, esprili bir şekilde söylenmiş:

-Ben girerim! Sarı basın kartını gösterdim mi, kapıyı hemen açarlar!

“RAMAZAN GELMEDEN, BAYRAM GELDİ!”

Bektaşi meşrep Siirtli, Mahallelerindeki Camiin Hocasına rica etmiş:

-Ramazan ne zaman giriyor, bir kâğıda yaz da bana ver d

emiş.

Camiin Hocası da bir kâğıda:

-Ramazan bu gün değil, yarın!

diye yazarak vermiş.

Bektaşi meşrep Siirtli, her kâğıdı açtığında:

-“Ramazan bugün değil, yarın!”

diye okuyormuş.

Böylece, Ramazan ayı bitmiş. Bir de bakmış ki, Davulcular, davul çalıp bayramı ilân etmiyorlar mı…

Cebindeki kâğıdı çıkarıp, bir daha bakan Bektaşi meşrep siirtli kendi kendisine söylenmiş:

-Allah, Allah! Bu yıl, Ramazan gelmeden, bayram geldi!

“BEN GİDERSEM, GELİR MİYİM!”

Bir dostu, Bektaşi meşrep  Siirtliye takılmış:

-Ramazan geldi, gidecek.  Bu yıl, artık, şeytanın bacağını kır da, oruç tutmağa başla!

diyecek olmuş.

Ne cevap vermiş beğenirsiniz:

-Ramazan, gitmesine gidecek ama, gelecek yıl, on gün öncesinden gelecek. Peki, ben gittim mi, bir daha dönebilir miyim!

“BEY KARDEŞİMİZDEN 1 GÜN EKSİK!”

Zengin bir Siirtli, Ramazan ayının son günü iftar yemeği vermiş. İftar yemeğinden sonra, akşam namazı kılınmış, Ev sahibi, gelen misafirlerle sohbete başlamış.  Bir ara, hastalık ve başka sebeplerden dolayı oruç tutamayanlar olup olmadığını sormuş. Misafirlerden biri, Ramazan ayı boyunca seferi durumda olduğu için, ancak bu son günde oruç tutabildiğini, dolayısıyla, tutamadıklarının kazaya kaldığını samimiyetle itiraf etmiş.

Ramazan ayında, seferi durumda olması sebebiyle sadece 1 (bir) gün oruç tuttuğunu beyan eden kişinin hemen yanında da Bektaşi meşrep bir Siirtli varmış. Ev sahibi ona da Ramazan ayında oruç tutup tutmadığını, kaç gün oruç tuttuğunu sormuş. Bektaşi meşrep Siirtli seferi olması sebebiyle sadece 1 (bir) gün oruç tutabildiğini itiraf  eden zatı işaret ederek, büyük bir rahatlık içinde cevap vermiş:

-Bey kardeşimizden, 1 (bir) gün eksik!

“BEN RAMAZAN’I DEĞİL,

RAMAZAN BENİ TUTTU!”

Ramazan Bayram’ının birinci günü, bir arkadaşı, Bektaşi meşrep Siirtliye sormuş:

-Bu Ramazan’da oruç tuttun mu?

Beriki, gülerek cevap vermiş:

-Hayır, ben Ramazan’ı değil, Ramazan beni tuttu!

Sonra, duruma açıklık getirmiş. Meğer, kendisini orucunu yerken gören ve adı

“RAMAZAN”

olan bir Zabtiye Çavşu, nezarethaneye götürmüş, Ramazan ayı boyunca nezarethanede, mecburi oruç tutturduktan sonra, Bayramın birinci günü salmış.

RAMAZAN GELDİ, GİTTİ BİLE!

Ramazan yaklaşınca, Siirtli erkek, evine paketlerle bir şeyler taşımağa başlamış. Her getirdiğinde de hanımına sık-sık tembihler:

-Bunlar Ramazan için! dermiş.

Kadın da biraz safmış. Kocasının getirdiği gıda maddelerini biriktiriyor ama, Kocasının “Ramazan” derken, Ramazan ayını kastettiğini idrak edemiyormuş.

Tam o günlerde, adı Ramazan olan âma bir dilenci evlerine gelmiş.

-Yaklaşan Ramazan hürmetine, bu âma, Ramazan’a bir şeyler verin! demiş.

Saf kadın, kocasının Ramazan ayı için getirdiği ne varsa getirmiş, Ramazan adlı dilenciye vermiş. Akşam kocası eve gelip, yine:

-Bu paket de Ramazan için!

deyince, Kadın:

-Oooo, senin haberin yok! Ramazan geldi, onun için getirdiğin bütün paketleri aldı, gitti bile!

demiş.

Yazarın Diğer Yazıları