Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-2-

Cüneyt Arıtürk

Siirt’le ve Siirtlilerle ilgili yaşanmış anekdot tadında olayları devam ettirmeğe karar verdik. Daha da devamı gelecek:

“SENİN BABAN OLDU, BENİM AMCAM! O ARTIK VERGİDEN MUAF!”

Geçmişte araba, otomobil, kamyon yoktu. Bugün bunların yaptıkları işleri binek hayvanları yapardı. Bunun için

AT KATIR, MERKEP

gibi binek hayvanlarından da vergi alınırmış. Hani, şimdi taksi, dolmuş, kamyon vesair motorlu vasıtalardan alındığı gibi! İşte, bu uygulamaya, halkımızın diliyle

“KAMÇUR”

denilirmiş!

Devletin, bir de binek hayvanlarının tespitlerini yaparak vergilerini toplayan memurları varmış. Bunlar hem köy, köy dolaşarak beyan edilen hayvanlara ait vergileri toplar, hem de, ani baskınlarla vergi dışı bırakılmış, kayıtları yapılmamış binek hayvanlarının bulunup bulunmadığını tespit ederlermiş. Tabii, kaydı yapılmamış hayvan tespit edilmesi halinde, bunun cezası da ağır olurmuş.

Bir gün,

GÖREVİ KAMÇUR TOPLAMAK OLAN VE AYNI ZAMANDA KAYITSIZ BİNEK HAYVANLARINI

TESPİTLE GÖREVLİ BİR MEMUR SİİRT’İN BİR KÖYÜNE GİTMİŞ.

Önce, evin ağılında arama yapmış. Kayıt dışı bir hayvan tespiti yapamamış. Kayıtsız hayvanların gizlenmiş olabileceği şüphesiyle evin içine de girmiş. Evin girişindeki avluda serili bir yatağın üzerinde uzanmış, üzeri yorganla örtülü biri olduğunu görmüş. Yatakta kimin yattığı belli değil. Çünkü yorgan, yatanın başını da örtecek şekilde çekilmiş. Ev sahibine sormuş:

-Hayrola, hastanız mı var? Yatakta yatan kim?

Ev sahibi cevap vermiş:

-Üzerinize afiyet, hasta olan Babam!

Bunun üzerine vergi memuru yatağa yaklaşmış ve:

-Amca, geçmiş olsun! diyerek, yorganın ucunu hafif aralamış. Bir de ne görsün. Yorganın altında elleri ayakları bağlanmış, ağzı mendille kapatılmış bir

MERKEP

değil mi!

Tabii, ev sahibinde şafak atmış. Bunu fark eden vergi memuru söylenmiş:

-Korkmana lüzum yok! Senin Baban oldu, benim de Amcam. Artık bu MERKEP, ben vergi memuru olduğum sürece vergiden muaf…

“MAŞAALLAH FİRMASI!”

Yıllarca önce, İstanbul’da yeni kurulmuş bir firma, Siirt’te temsilcilik açmak için bir adamını gizlice görevlendirmiş ve:

-Git, hiç kimseye bir şey sorma, iş yerlerini, caddeleri, sokakları gez, dolaş. Hangi firmanın reklâmı daha yaygın ise bize bildir. Onunla ilişki kuralım ve bayilik önerelim!

diyerek, şehrimize yollamışlar. O yılların Siirt’inde de hemen her evin, her iş yerinin üzerinde mavi çivitle yazılmış büyük bir

“MAŞAALLAH”

ismi Celili varmış.

Dini bilgisi hiç yok denecek kadar kıt olduğu için

“MAŞAALLAH”

İsmi Celilinin ne anlama geldiğini bilmeyen gözlemci, Şehrimizi gezerken bütün iş yerlerinin ve hatta evlerin üzerlerinde

“MAŞAALLAH”

İsmi Celilini görünce, bunu, firma adı zannederek, hemen kendi firmasına bir telgraf çekmiş.

-Siirt’in en büyük firmasını tespit ettim. “MAŞAALLAH FİRMASI!” Firmanın, hemen her iş yerinde ve hatta her evin üzerinde bile ismi (reklâmı) var!

Dini bilgiler konusunda, gönderdikleri personelleri kadar cahil olan firma yetkilileri, telgrafa karşılık hemen bir telgrafla cevap vermişler:

-MAŞAALLAH FİRMASININ yetkilileriyle temasa geç. Bayilik teklif et. Kabul etmezlerse, ısrarcı ol!

Aldığı bu telgraf üzerine

MAŞAALLAH FİRMASININ MERKEZİNİ

aramaya başlayan gözlemci, gerçeği öğrenmiş ve

MAŞAALLAH GİBİ BİR ADAM BULARAK BAYİLİK VERMİŞ.

BÜSTÜN AÇILIŞINA DAVET EDİLMEYEN GAZETECİ

Merkeze bağlı Gökçebağ (CİVANİKÂN) Beldesinin İlköğretim Okulunda

ATATÜRK’ün

bir büstünün açılışı yapılmış. Büstün açılışına davet edilmeyen Mücadele Gazetesi Sahibi Gazeteci-Yazar Cumhur Kılıççıoğlu da, kendisini açılışa davet etmeyen yetkilileri protesto için yalnız başına Gökçebağ’a (Civanikân) giderek

ATATÜRK’ÜN BÜSTÜNE

çiçek koymuş ve Saygı duruşunda bulunarak, Şiir okuduktan sonra, kendisini, büstünün açılışına davet etmeyenleri

ATATÜRK’E şikâyet etmiş…

Kılıççıoğlu’nun şikâyeti,

ATATÜRK’ün

aziz ruhuna ulaştı mı, ulaşmadı mı bilemiyoruz ama, o yılların İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Ali Atalay ile, yine o yılların Gökçebağ İlköğretim Okulu Müdürü Orhan Danış, Cumhur Kılıççıoğlu’na giderek, davet edilmemiş olmasından dolayı özür dilemişler.

“BANA DEĞİL, İMAMA KÜFRET!”

Bayram günü, Bayram Namazına giden bir Siirtli, Vaiz Efendiyi dinlemiş ve gerçekten etkilenmişti. Vaiz

“Yetim ve

öksüz çocuklara şefkat ve ilgi gösterilmesinin ne kadar hayırlı bir amel olduğu”

konusunu ballandıra ballandıra anlatmış, konuşmasının bir yerinde:

-Bir kimsenin maddi olarak yardım edecek gücü olmasa bile yetim ve öksüz çocuğun başını okşaması  dahi sevap kazanması için yeter!

diye vazetmiş.

Vaizin etkisi altında kalan, aslında, bayramdan bayrama namaz kılan kalender meşrep huylu Siirtli de, camiden çıkarken, tesadüf bu ya, kendi mahallesinden olan ve yetim olduğunu bildiği bir çocuğu görmüş

“Bedavadan bir sevap

kazanalım!”

düşüncesiyle yetim çocuğun başını okşamış. Amma, yetim çocuk beklenmedik bir tepki göstererek:

-Başımı ne okşuyorsun NAMUSUZ!

diyerek bağırmış.

Kalender meşrep Siirtli söylenmiş:

-O küfrü bana değil, ha, bu camiin imamına yap. Şâyet: “Yetim, Öksüz çocukların başlarını okşayın, sevap kazanın!” vaazıyla beni dolduruşa getirmeseydi, başını okşamak şöyle dursun, yüzüne tükürmezdim bile!

ŞEYH ELYAS VE  TAYYI MEKAN

Siirt’in dört bir yanı evliyaların kuşatması altındadır. En doğu ucunda

Şeyh El Türki, Güneyinde Şeyh Musa, Batısında Şeyh Ebul Vefa, Kuzeyinde Şeyh El Tayyar ve daha nice evliya türbeleri.

Bu türbelerde metfun büyük zevatlarla ilgili çok çeşitli anekdotlar, daha gerçekçi  bir ifâdeyle kerametler nakledilir. Bunlardan biri de

ŞEYH MUSA

Hazretleri  ve O’nun sadık şâkirtlerinden olan

ŞEYH ELYAS

ile ilgili olanını nakledeceğiz.

“Evliyalar, Allah’ın öyle dostlarıdır ki, onlar için ne korku, ne hüzün vardır.”

Dedikten sonra anekdotu sunalım:

Siirt Merkez ilçede, yıl içinde Hacca gitmiş biri varsa, ailesi tarafından Arife günü Siirt’e has bir tatlı türü olan

ASİDE

yapılıp konu, komşulara ve fakirlere dağıtılırmış.

Şeyh Musa Hazretlerinin, bazı müritleriyle birlikte Hacca gittiği bir yıl, Şeyhin ailesi de Siirt’in geleneklerine uyarak arife günü aside yapıyorlarmış. Şeyhin sadık müritlerinden olan ancak, hac için Şeyhin beraberinde gitmemiş bulunan

ŞEYH İLYAS,

aside yapmakta olan hanım ananın yanına giderek:

-Hanımım, ASİDE versen de Şeyhime götürsem!

demiş. O zamanlar Hacca yaya veya at, deve sırtında gidildiği için gidiş, geliş zamana, zemine ve güzergâha göre aylar sürüyormuş. Bu açıdan, Şeyh İlyas’ın

“Şeyhime götürsem!”

demesi, hanımanne için inandırıcı olmamış. Ama, yine de

“Herhalde İlyas’ın canı aside istemiş!”

diyerek kendisine koca bir parça aside vermiş.

Vaktaki Hacılar Şehre dönmüşler, Şeyh Musa Hazretleri ve müritleri de Şehre gelmişler. Hazretin elini öpmeye gidenlere, Şeyh Musa hazretleri:

-Gidin, önce İlyas’ın elini öpün. O bizden sonra geldi ama, bizden önce Hacı olarak döndü

diye buyurarak, Arife günü kendilerine

ASİDE

götürdüğünü açıklamış.

Ariflere ait bir hâl olan bu çeşit kerametlere

TAYYI MEKÂN

denilir. Kuran-ı Kerim’de Hazret-i Süleyman’ın, Belkıs’ın tahtını bir anda getirtmesi gibi. Tabii, Peygamberler mucize gösterir. Evliyaların bu gibi hallerine ise keramet denilir.

Yazarın Diğer Yazıları