Cüneyt Arıtürk

SİİRT'E VE SİİRTLİLERE AİT ANEKDOTLAR-10-

Cüneyt Arıtürk

BAYRAĞI TAŞIYAN OĞLUMU NASIL TANIMAZSINIZ?

Şehrimizde, Siirt Lisesinin kurulduğu ilk yıllarda, çarşaflı bir kadın, okulun önüne gitmiş. Her ne içinse, okulda okuyan oğlunu görmesi ve konuşması gerekiyormuş. Kendi aralarında sohbet eden bir grup Siirtli genç görmüş. Türkçe bilmediği için onlara Arapça olarak sormuş. Biz, sorduğunun Türkçe tercümesini vermekle yetinelim:

-Çocuklar, Mehmet nerede? Onu bana çağırır mısınız?

demiş.

Gençler, kadının bahsettiği Mehmet’in hangi Mehmet olduğunu kestirememişler.

-Teyze, bizim okulda bir çok Mehmet var. Senin oğlun hangisi, soyadını söyle, çağıralım

diye cevap vermişler.

Kadın, oğlunun soyadını vereceği yerde büyük bir gururla ve Arapça olarak cevap vermiş:

-EŞEM MO TIRIFO MEMEDİ. AYNALLA U EYNIL NEBİ ELE MEMET U ISEM MEMET! DEVM U DEİM BAYRAK IT TÜRKİYE UVE BİT MEMET.

Türkçe olarak kadının söylediklerini şöyle tercüme edebiliriz:

-Nasıl Mehmet’imi tanımazsınız. Allah ve Peygamber nazardan korusun. Devamlı olarak Türkiye Bayrağını taşıyan benim oğlum Mehmet’tir.

Meğer, kadının oğlu, milli bayramlarda, Okulun

BAYRAĞINI

taşıyan öğrenciymiş. Tabii, kadının bu tarifi üzerine, arkadaşları Mehmet’i tanımış ve hemen çağırmışlar. Ama, lise hayatı boyunca da Mehmet’e, hep Annesinin sözleriyle takılırlarmış:

-AYNALLA ELE MEMET U ISEM MEMET, DEV U DEİM BAYRAK IT TÜRKİYE UVE BİT MEMET!

Bu anekdotun en önemli vurgusu, Türkçe dahi bilmeyen Siirtli Annenin, bir okul adına dahi olsa, Türk Bayrağını taşımanın ne büyük bir şeref olduğunu idrak etmesi ve oğlunun Bayrağı taşımakla görevlendirilmesinden duyduğu gurur olsa gerek…

“KIRTLAMA DEĞİL, ZIRTLAMA İÇ”

Kesme Şekerin, ancak zenginlerin evinde bulunduğu geçmiş yıllarda,

AMMO ELYAS’A

bir misafir gitmiş.

AMMO ELYAS,

çay yapmış ve misafirinin önüne getirmiş. Misafir, uzatılan şeker kutusunu alarak demiş ki:

-Ben çayı kırtlama içeceğim, şeker kutusunu yanıma koy!

Sonra, her yudum çay içişinde ağzına bir şeker atmağa başlamış. Birinci bardak çayda en az on kesme şekeri ağzına atan misafire, ikinci bardak çayı döken

AMMO ELYAS, İÇİNE İKİ DE KESME ŞEKERİ ATIVERMİŞ…

Bunun üzerine misafir:

-Ne yaptın AMMO ELYAS, “ben çayı kırtlama içiyorum” dedim, ya!

diyecek olmuş

.

AMMO ELYAS, SÖZÜNÜ ESİRGEMEMİŞ:

-KIRTLAMA DEĞİL, ZİRTLAMA İÇ! Bu şeker sıkıntısında, her yudum çaya bir kesme şeker reva mıdır!

diyerek, şeker kutusunu misafirin önünden kaldırmış.

“HACI İCAZETNAMESİ”

Öyle anlatılır ki, geçmiş yıllarda, Hac farizasını ifâ etmeğe giden Siirtli kafile arasında saf bir hemşerimiz varmış. O zamanlar, Hacca yayan gidildiği için, gidenlerin sayıları da oldukça azmış.

Hac farizası ifâ edilip,

Mekke-i Mükerreme’den

dönüş hazırlıklarına başlayan Siirtli kafiledeki hacılar, lâtife olsun diye, saf Siirtli Hacı’ya oyun oynamak istemişler ve demişler ki:

-Sana, hacı olduğuna dair İCAZETNAME VERİLDİ Mİ?

Saf Siirtli:

-İcazetnameyi kim veriyor, gidip alayım

diyecek olmuş.

Gayeleri, lâtife olan gruptaki arkadaşları, şakalarını sürdürerek:

-Kimin haccı makbul olursa, Cenabı Hak, ona bir melekle İCAZETNAME gönderir. Bizim hepimize geldi. Demek, senin haccın kabul edilmemiş ki, İCAZETNAMEN gönderilmemiş! Yarın, Mekke-i Mükerreme’den ayrılacağımıza göre, bu gece sana İCAZETNAME GELDİ, GELMEDİYSE, HACCIN KABUL EDİLMEMİŞ demektir diye takılmışlar. Söylenilenlerin doğru olduğuna inanan saf Siirtli, kafileden habersiz KABE-İ MUAZZAMAYA GİTMİŞ. BÜTÜN GECE ALLAH’A YALVARARAK, HACCININ MAKBUL OLMASI VE KENDİSİNE DE İCAZETNAME GÖNDERİLMESİ  İÇİN GÖZYAŞLARI DÖKMÜŞ.

Yine öyle anlatılır ki,

YÜCE ALLAH’IN MUVAZZAF KILDIĞI BİR MELEK TARAFINDAN, SAF SİİRTLİYE ÜZERİNDE BİLİNMEYEN BİR YAZIYLA, NE OLDUĞU BİLİNMEYEN YAZILAR BULUNAN CENNETTEN YEŞİL BİR VARAKPARE GÖTÜRÜLMÜŞ:

-Al işte, Haccının kabulüne dair İCAZETNAMEN

denilmiş.

Saf Siirtli, büyük bir sevinçle kafiledeki arkadaşlarının yanına koşmuş.

Elindeki YEŞİL

VARAKPAREYİ

göstererek:

-İşte, bana da icazetname verildi!

demiş.

Kafiledeki arkadaşları şaşırıp kalmışlar. Çünkü, elindeki

VARAKPARE GERÇEKTEN

CENNETTEN BİR KOKU TAŞIYORMUŞ.

Bunun üzerine, İCAZETNAMEYİ NASIL ALDIĞINI  sormuşlar. O da, İCAZETNAMESİNİN VERİLMESİ İÇİN BÜTÜN GECEYİ KABE’DE AĞLAYARAK GEÇİRDİĞİNİ, ALLAH’A YALVARDIĞINI  VE BU YAKARIŞ SONUNDA BİR MELEK TARAFINDAN VERİLDİĞİNİ NAKLETMİŞ.

Kafile arkadaşları, olanı biteni anlayıp:

-Vah bize ki, vahlar bize! Biz şaka yapalım derken, gerçekten de kendisine

CENABI ALLAH TARAFINDAN HACCININ KABUL EDİLDİĞİNE DAİR İCAZETNAME GÖNDERİLMİŞ

demişler, helallik dileyerek,

BU SAF GÖRÜNÜMLÜ KAFİLE ARKADAŞLARININ, ALLAH’IN YANINDA NE KADAR MÜBAREK VE MAKBUL BİR KUL OLDUĞUNU ANLAMIŞLAR.

Hac görevlerini ifâ etmiş olan hemşerilerimize biz de soruyoruz:

-Hac görevini ifânızın kabul edildiğine dair, İCAZETNAMELERİNİZ verildi mi!

ŞEKER YERİNE ŞALGAM

Şakalarıyla ünlü Siirt’in Nasrettin Hocası

AMMO ELYAS,

bir gün evine giden misafirine oyun oynamış. Çay şekeri yerine beyaz şalgamı, kesme şeker gibi kesen

AMMO ELYAS,

misafirinin dokunmasına fırsat bile vermeden, bardağına, kesme şekere benzettiği iki şalgam parçasını atmış.

Misafir de, çayına atılanın kesme şeker olduğunu zannederek karıştırmağa başlamış. Ama ne yapsa, ne etse şalgam parçalarının eriyeceği yok,.

Sonunda, “şekeri eritmeyi beceremedi, ayıp olur” düşüncesiyle, çayı acı acı içmiş. Tabii, bardağın dibinde kalan ve şeker zannettiği şalgamlar da bu arada ağzına gelmiş. Ancak, o zaman oyuna geldiğini fark ederek söylenmiş:

-Yine bana oyun oynadın AMMO ELYAS. Şeker niyetine şalgam parçalarını yutturdun.

Şakanın anlaşılması üzerine karşılıklı gülüşmüşler. Saf yürekli bu insanlarda, kızma, darılma diye bir şey zaten yokmuş…

“ELEMTARA-ELEMTARA”

Motorlu vasıtaların olmadığı, bir yerden bir yere gidiş gelişlerin yaya veya hayvan sırtında yapıldığı yıllarda bir Siirtli, At sırtında, Diyarbakır’a gidiyormuş. Yol güzergâhında uğradığı köylerde gecelediği de oluyormuş. Yöremiz, halkımız ve özellikle köylülerimiz gerçekten misafirperverdirler. Ama, din adamlarına karşı daha bir saygılı, daha bir misafirperver olurlar. Bunu bilen Siirtli de, uğradığı köylerde kendisini Hoca olarak tanıtıyormuş ki, köylüler daha bir kıymet versinler.

Yine, yol güzergâhındaki bir köyde geceleyecek olan Siirtli, akşam ezanı vaktinde ulaştığı köyün camiine gitmiş. Ve kendisini yine Hoca olarak tanıtmış, gece misafir edilmesini istemiş. Köylüler, kendisini

“HOCA”

olarak tanıtan Siirtliyi adeta kapışmışlar. Sonunda, köyün ağasının evinde misafir edilmesine karar verilmiş.

İzzet ve ikramlarla ağırlanan Siirtliyi, sabah saatlerinde bir sürpriz bekliyormuş. Köylülerin bir cenazesi varmış ve köyün imamı da bir işi için erken saatlerde köyden ayrılmış olduğundan, ölünün telkinini yapacak başkası yokmuş. Bunun için, mevtanın sahipleri telkin görevini, Hoca zannettikleri Siirtliye yaptırmak için ricaya gelmişler. Siirtli, bakmış ki kaçış yok. Bu saatten sonra,

“Ben, Hoca falan değilim. Öylesine söyledim!”

diyemeyeceğine göre, çârnaçâr mezarlığa gitmiş.

Defin işini bitiren köylüler, telkini yapması için Siirtliye:

-Buyur Hocam!

demişler.

O da bozma Arapça olan Siirt’çe lisanıyla ölüye şöyle telkinde bulunmuş:

-ELEMTARA, ELEMTARA, INKE AMELOK IKVES, ĞAYRAN YARA, INKE AMELOK ÇIRGİN, EKLİL ĞARA, FATKIL MARA. AMİN VELHAMDULİLLEHİ RABBİL ÂLEMİN!

Siirtlinin, ölüye Siirt’çe lisanıyla yaptığı telkini şu şekilde tercüme edebiliriz.

“Göreceksin, göreceksin! Amellerin iyi idiyse hayrını göreceksin! amellerin kötü idiyse, boku yiyeceksin! ÂMİN! Alemlerin Rabbine hamdolsun.!”

Yazarın Diğer Yazıları