Siirt il geneli ile Merkez ilçenin hemen her konuda örf, adet ve gelenekleri farklıydı. Siirt merkezinin kökenleri Arap iken, ilçeler ve köyler Kürt kökenlidirler. Üçe bölünmeden önce Siirt’e bağlı olan Sason ve Kozluk ilçelerinde de Arapça konuşulurdu. Bizim örf, adat ve geleneklerini tanıtmağa çalışacağımız, Siirt Merkez ilçe halkıdır.
Geçmiş yıllarda evlilikler, her ne kadar görücü usulü ile olsa da, gençlerin çoğu, mutlaka ve bir şekilde evlenecekleri kızları görürlerdi. Şehrimizde, geçmiş yıllarda genç kızları görebilmenin en geçerli yolu mahalli deyimle
“ŞIHER”
denilen ve bir nevi panayırı andıran günlerde gerçekleşirdi.
“ŞIHER”
kelimesinin anlamı
“TEŞHİR”DİR.
Şehrimizde, çeşitli isimler altında
ŞIHERLER
düzenlenirdi. İşte, bu teşhir günlerinde genç kızlar anneleri, teyzeleri, halaları, ablaları ve diğer aile büyüklerinin yanında
ŞIHER ALANLARINA
giderlerdi. Her ne kadar, kadınların arasına, erkeklerin girmesi örf ve adetler çerçevesinde yasak olsa bile, evlenmek niyetinde olan gençler, biraz uzak sayılacak bir mesafeden kızları görür, gözlerine kestirdiklerini ve beğendiklerini,
ŞIHER YERİNDE
bulunan kız kardeşlerine, annelerine, teyzelerine gösterirlerdi. Bu suretle, seçilen kız için araştırmalar başlatılır, kimin nesi olduğu, ailesi, soyu, sopu belirlenir, isteyip, istememek konusu tartışılırdı.
Kızın beğenilmesi ve istenmesine karar verilmesi durumunda, kızın ailesinin yakınları vasıtasıyla
diyaloga girilir, verileceğinin kesin olarak anlaşılmasından sonra, iş resmiyet kazanırdı.
TEMLIHKEYYE=HİKÂYENİN SONU
Siirt’in nüfusunun 10 bin dolaylarında olduğu yıllarda, haberler hemen yayılır
“falanca kişiye, falancanın kızı istenecekmiş”
sözleri her tarafta duyulurdu. İşin kesinleşmesiyle hikâyenin sonu da gelmiş olurdu ki buna mahalli lisanla
TEMLIHKEYYE=TEMMILHAKKOYE
veya Türkçe tercümesiyle “
hikâyenin sonu geldi”,
anlamında bir deyim kullanılırdı. Artık, iş rivâyet olmaktan çıkmış, kızın isteneceği, daha doğrusu verileceği de kesinleşmiştir.
İşte, bunu müteakip
KIZIN İSTENMESİYLE İLGİLİ ATILAN İLK ADIMA (TEMLIHKEYYE=
TEMMILHAKKOYE)
denilirdi. Bu evlilik için yapılan ilk etkinlikti. Kızın verileceğinin kesinleşmesinden sonra, erkek tarafının ileri gelen bireylerinden müteşekkil 4-5 erkek, 4-5 kadın, gelin adayının evlerine giderek kızı isterlerdi. İsteme işinde, genelde bir din adamı da bulunur, kızın istenmesiyle ilgili duayı yapar, fatihayı okurdu.
Bu gidişte, damat tarafı, kız tarafına tepsilerle baklava, kurabiye, pasta götürür, bunun yanında en iyi cinsinden bir kutu şekerleme veya çikolata götürürlerdi. Damat tarafının erkekleri ve kadınları ayrı ayrı odalarda, harem-selâmlık şeklinde otururlar, “hoş geldiniz” faslından sonra damat tarafının beraberlerinde götürdükleri din adamı kızı isterdi. Kız istenirken, din adamlarının kullandıkları tekerleme genelde kalıplaşmıştı. İşte, kız isteme sırasında, Hocanın okuduğu tekerleme şeklindeki deyiş:
CİNEKUM TALİBİN, RAĞİBİN, HATİBİN
KERİMETEKUM AYŞE ĞENIM (MESELÂ)
ŞE IBINNE CÜNEYT EFENDİ (MESELÂ)
ME TEKULU?
Bu istemenin Türkçe tercümesini şöyle yapabiliriz:
RAĞBET EDEREK VE GÖNÜLLÜ OLARAK
KIZINIZ AYŞE HANIMI (MESELÂ)
OĞLUMUZ CÜNEYT EFENDİYE (MESELÂ) İSTİYORUZ NE DİYORSUNUZ?
Hoca, bu tekerlemeyi üç defa okuduktan sonra, kız tarafının en yaşlısı veya en muteber olan kişisi
“ATAYNA=VERDİK”
der demez, damat ailesi tarafından görevlendirilmiş bir genç koşarak, önce hocanın, sonra, sırasıyla kız tarafının aile büyüklerinin ellerini öperdi. Hoca da Fatihayla ve duayla her iki tarafa mutluluklar dilerdi. Böylece
“filânın kızı, falancaya istenecekmiş”
şeklindeki hikâye, mutlu bir sonla noktalanmış olurdu.
NİŞAN MERASİMİ
Söz kesiminin tamamlanmasından sonra
NİŞAN TÖRENİ
için gün kararlaştırılırdı. Siirtliler, bütün hayırlı işlerin Perşembe günü akşamı (Cuma gecesi) veya Pazar günü akşamı (Pazartesi Gecesi) yapılmasına özel önem verirlerdi. Çünkü, bu günlerin ve gecelerin, diğer gün ve gecelerden daha hayırlı olduğuna inanırlardı.
Nişan töreni için gün kararlaştırılmasından sonra, nişan yüzükleri için ölçü alınırdı. O zamanlar, öyle gelin adayı ile damat adayının birlikte kuyumcuya gitmeleri ve nişan yüzüklerini birlikte beğenip almaları gibi bir durum yoktu. Nişan törenleri genelde gelin tarafının evinde icra edilirdi. Gelin evi, nişan töreninin yapılmasına müsait değilse, komşulardan veya akrabalardan birinin evinde gerçekleştirilirdi. Bu konuda, Siirtliler, çok toleranslıydı. Gelin tarafının evi müsait değilse, kendileri komşularına gitmeden, komşuları gelir, onlara istemeleri durumunda nişan törenini evlerinde icra edebileceklerini söyler, destek olurlardı. O zamanlar, komşular birbirlerine karşı çok daha samimi, çok daha yardımcı olmayı ilke edinmiş kimselerdi. Bugün gibi, kapı komşularının bile adlarını bilmeyen aileler yoktu.
Nişan töreninin, gelinin evinde yapılmasına karşılık, nişanda dağıtılacak baklava, şerbet vesair ikramların malzemeleri, damadın ailesi tarafından yollanırdı. Damat tarafı, maddi durumlarına göre, gelin tarafına 1 torba kesme şeker, 1 torba toz şeker, 1 torba un, yağ, ceviz içi gönderir, gelin tarafı da gönderilen bu malzemelerle baklava ve şerbet yaparlardı. Yaz mevsimlerinde, buna ilave olarak dondurma gönderildiği de olurdu.
Yine geçmiş yıllarda, damatlar, nişan törenlerinde yer almaz, nişan yüzüğü, damadın annesi, kız kardeşi, halası, teyzesi veya görevlendirilecek bir kadın akrabası tarafından gelinin parmağına takılırdı. Kız tarafı da, damat için hazırladıkları nişan yüzüğünü 1 tepsi baklavayla ve 1 kat elbiseyle (gömlek, atlet, pijama, terlik, mendil vesaire) gönderirlerdi. Kız tarafının, damat için göndereceği nişan yüzüğünün iç kısmında, gelinin adı, damat tarafının, gelin için gönderdikleri yüzüğün iç kısmında ise, damadın adı kazınmış olurdu.
Siirt’in geçmiş yıllardaki nişan törenlerinde geleneksel ikram baklava ve şerbet olurdu. Damat tarafı, nişan hediyesi olarak geline, nişan gecesi giyeceği elbiseyle (NİŞAN ELBİSESİ) birlikte, asgari 2-3 kat elbise götürürlerdi.
Nişanlılık, hatta TEMLIHKEYYE (SÖZ KESİMİ) töreninin icra edilmesinden itibaren, damat tarafının, Siirt’in an’anelerinden olan CIGOR, YUMURTA ŞENLİĞİ VE DİĞER ETKİNLİKLERDE, GELİN TARAFINA ETKİNLİĞE UYGUN HEDİYELER GÖTÜRMELERİ ADETTENDİ. Meselâ cıgor haftasında baklava, sarıburma, rayoşumeketip yanında, mevsim meyveleriyle dolu bir sepet gönderilirdi. ŞIHRILBAYF İÇİN (yumurta bayramı) haşlanmış olarak rengarenk boyanmış bir sepet yumurta yanında, bir sepet çiğ yumurta yollanırdı. Söz kesiminden, düğün törenine kadar geçen süre içinde dini bayramlar da kutlanacak olursa, damat tarafı, gelinlerine altın bilezik yanında para hediye ederlerdi. Gelin evin, bayram kutlaması için giden damat tarafı erkekler ve kadınlar yakınlık derecelerine göre çeyrek, yarım veya tam altın yanında, bayram harçlığı para verirlerdi. Amma, gelin tarafı, kızlarına verilen paraları harcanmaz, tümüyle (artık o parayla ne gelirse) altın alıp, kızlarının çeyizlerine eklerlerdi. Kadınlar arasında, çeyizin teşhirinde (bu bilezik de, bayramda gelen parayla alınmıştır) denilerek, bayram harçlığının, kullanılmadığına özellikle vurgu yaparlardı.
Söz kesiminden, düğün gününe kadar, damat tarafının yaptığı şeyleri (hediye götürmeler) kızlarını evlendiren aile tarafı, ömür boyu yapardı. Bunun için de, Siirt’in eski gelenek ve göreneklerinde kız tarafı olmak hele çok kız sahibi olmak, aileleri için adeta bir yıkımdı. Doğrusu şu ki, bu yüzden Siirtli aileler kız çocuk sahibi olmayı hiç mi, hiç istemezlerdi…
“LEYLIT-IL HINNE=KINA GECESİ”
Kına Gecesine, mahalli lisanımızla
“LEYLIT-IL HINNE”
denilir. Kına gecesi, gerdek gecesinin bir gün öncesidir. Siirt’te, kına geceleri genelde Çarşamba günü icra edilir. Çarşamba günü sabahı, erkek tarafı, gelin tarafını hamama götürürler. Hamama gidilirken, mevsimin meyvelerinden götürülür ve ikram edilir. Hamamda, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Genelde, gidilecek hamam, komple tutulur. Şehrimize ait, halk edebiyatının bir yansıması olarak kına günüyle ilgili söylenmiş Türkiler, şarkılar, tekerlemeler okunur. Aynı gün, damat da, arkadaşları tarafından hamama götürülmüştür. Aynı şekilde eğlenceler düzenlenir. Hamam ücretlerini genelde damadın amcası, dayısı veya samimi bir arkadaşı üstlenir.
Hamam faslından sonra, aynı günün gecesi, gelinin evine gidilir. Damat tarafı, beraberlerinde götürdükleri kınadan, gelinin ve yakınlarının ellerine yakarlar. Bu arada, kâğıda sarılmış kına paketleri de hem gelin, hem damat tarafının misafirlerine dağıtırlar. Gelinin eline kına yakılırken, avucunun içine genelde bir sarı lira (altın) konulur. Kınalı el, damada ait beyaz bir mendille bağlanır. Gelin evinde bir müddet eğlenildikten sonra, asıl şamata, damadın evinde devam eder. Damat tarafı kına gecesi geç saatlere kadar eğlenirler. Davul-zurna eşliğinde damat, sık-sık oyuna kaldırılarak “
ŞEBEŞ
” yapılır. Yakınları, çalgıcılara para gönderirler. Çalgıcılar da, gönderenin adını ve para miktarını yüksek sesle ilân ederler. İşte buna “ŞEBEŞ” denilir. Çalgıcıların, şebeş yapanı ve para miktarını yüksek sesle açıklamalarının amacı, ortamı kızıştırmak ve daha fazla Şebeş parası kazanmayı sağlamaktır. Şebeş yapılırken, genelde kullanılan ifâde şeklini misâl olarak ve Türkçe tercümesiyle verirsek şöyle denilir: “Amcası Hasan’dan, damadın başının sadakası olarak 10 lira şabaş var. Darısı oğluna!” Tabii, Parayı gönderen kim ise şebeş onun adına yapılındı. Gönderen bekâr ise “darısı ona!” denilirdi.
Kına gecesinin, Şehrimizde kalıplaşmış bir türküsü vardır. Türkünün ilk dörtlüğü şöyledir:
AY LELE LELE
AY LELE HINNE
TERKETE NADIM
HATTA MIRINE
Bu dörtlüğün Türkçe tercümesini ise şöyle yapabiliriz:
AH BU GECE, BU GECE
KINA GECESİ BU GECE
SENİN TERKİNİ VERMEM
BİLESİN Kİ ÖLSEM DE
LEYLİTİL ĞELVE=HALVET GECESİ=GERDEK GECESİ
Siirt’in örf ve adetlerinde gerdek gecesi, genelde Perşembe (Cuma gecesi) günü icra edilir. Perşembe günü yapılacak önemli işlerin başında gelin ve damadın kendi evlerinde yakınları tarafından geceye hazırlatılmalarıdır. Geline de, damada da gerdek gecesinde nasıl davranması gerekeceği konusunda yakınları tarafından taktik verilir. Damat için saç tıraşı evde icra edilir. Gelinin bakımı ise kendi evinde, evin kadınları ve kızın arkadaşları tarafından gerçekleştirilir. Gelinlik elbisesini giyinen kız, eğlencenin düzenlendiği odada veya salonda bir sandalyenin üzerine oturtulur. Genç kızlar, kadınlar şarkılar, türküler söyleyerek geline karşı son görevlerini ifâ ederler.
Damat tarafında ise,
DAMAT TIRAŞI
şaşaa içinde gerçekleştirilir. Damat tıraşı yapılırken, tıraşı yapan berberin parasını ödemek için bir çok talipler ortaya çıkar. Damadın amcası, dayısı veya arkadaşlarından biri, tıraş ücretini verir. Damatla birlikte, ailenin küçük çocuklarının da tıraş ettirildikleri olur. Tabii, damat tıraşını ifâ eden berber de, bahşiş toplaması için oğlunu veya çırağını yanında getirmiştir.
Artık, süre daralmakta gelinin evinden alınmasına sıra gelmiş bulunmaktadır. Genelde, yatsı namazından sonra, damat tarafı davullu zurnalı gelinin evine giderler. Orada, az bir süre çalıp oynadıktan sonra, gelini, atın üzerine bindirerek, erkeğin evine götürürler. Gelin tarafının erkek ve kadınları da, gelinle birlikte damadın evine giderler. Gelinin bindiği ata, 4-5 yaşlarında bir erkek çocuğun bindirilmesi de adetti. Böylece, gelinin ilk çocuğunun erkek olması temenni edilmiş olurdu.
Damadın evi önünde attan indirilen gelin, kapının eşiğine adımını atmadan, daha önce damat ailesi tarafından hazırlanmış olan içinde para, şekerleme ve arpa bulunan testi önünde kırılır. Böylece şerrin kırılmış olacağına inanılır. Sonra, gelinle damat hazırlanmış sandalyelere karşılıklı oturtulurlar. Bu arada, gelin veya damattan biri daha erken davranarak, eşinin ayağına basar. İnanışa göre, erken davranıp eşinin ayağına basan gelin ise gelinin, damat ise damadın sözü ömür boyu geçerli olur.
Damat evinde de bir süre için şenlikler yapılırsa da “artık gelin-damat sabırsızlanıyorlar” denilerek, çift
SALAVATLARLA
gerdek odasına götürülür. Siirt’te gelin ve damat için yapılan en meşhur salavat şekli ise
(SALLU AL RASUL, SALLU ELE MUHAMMED. NURİ, KEMELİ CEMELİ MUHAMMED SALAVAT)
şeklinde olanıdır.
Damat, bu mutlu gününün şükrünü ifâ için önce iki rekat
ŞÜKÜR NAMAZI KILAR.
Gelin, namazın bitmesini bekler. Gerdek odasında bir masa veya sehpa üzerinde
(MENDİL IL ĞETEN)
denilen ve
(DAMAT
MENDİLİ)
olarak tercüme edebileceğimiz, içi kuru yemiş dolu bir mendil vardır. Damat, geline bu kuru yemişlerden kendi eli ile ikram eder. Gelin bu iltifatlar karşısında bir müddet kendisini naza çeker. Ancak sonra kendisi de damada kuru yemiş ikram etmeğe başlar. Damat, gelinin; gelin damadın ağzına badem şekeri ve sair kuru yemişlerden koymağa başlarlar.
Böylece birbirlerine yakınlaşan damat ve gelin,
ĞALVET
olarak muratlarına ererler. Ertesi gün damadın, bir arkadaşı tarafından hamama ve akabinde
CUMA NAMAZINA
götürülmesi de adettendir.
GERDEK GECESİNİN
ertesinde gelin tarafı durumlarına göre birkaç tepsi baklava ve meyveler götürerek kızlarını ziyarete giderler. Tabii, geline de bir bilezik, para veya benzeri hediyeler götürülmesi adettendir.
Gerdek gecesinden sonra gelen üçüncü geceye mahalli lisanla
(LEYLIT IL RADDE)
denilir.
(GERİ
DÖNÜŞ)
anlamına gelen bu tabir, gelinin, babasının evine evliliğinden sonra ilk ziyaretini yapacak olmasından dolayı söylenmiştir. Damat ve yakınları, gelini de beraberlerinde alarak Babasının evine götürürler. Damat kaynanasının, kayınpederinin ve gelin tarafının diğer aile büyüklerinin ellerini öper. Böylece damat ve gelin tarafı kaynaşmış olurlar. Bu arada, damada ve geline hediyeler verilir.
Gerdek gecesinden sonraki yedinci gece ise, gelinin ailesi, damatlarının evlerine giderler. Bu ziyaretlerinde de kızlarına ve damada hediyeler götürürler.
Tabii, bu anlattıklarımızın hemen hepsi 40-50 yıl ve öncesinin Siirt’in de yaşanan örf, adet ve geleneklerdi. Şimdi, bu adetlerin büyük bir kısmı terkedilmiştir. Nişan törenleri, kına geceleri, düğünler salonlarda yapılmakta, gelinler at sırtında değil, konvoy teşkil ettirilerek taksilerde götürülmektedirler.
Yüce Allah herkesi muradına erdirsin. Sevenleri, sevdiklerine kavuştursun.
(DEVAM EDECEK)
ANEKDOT
Geçmiş yıllarda, Siirt’in düğünleriyle ilgili çok güzel örf ve adetler varmış.
“Kaş-göz devrinde”
kız görme usullerinden başlayarak, kız isteme faslına kadar çeşitli kademeler aşılırmış.
“ŞIHER”
denilen panayırlarda genç erkekler ve genç kızlar birbirlerini uzaktan bile olsa görmek fırsatını bulurlar, erkekler, beğendikleri kızlar olursa ailelerinin büyüklerini göndertip
“ALLAH’IN EMRİ, PEYGAMBER’İN KAVLİ”
ile istetirlermiş.
Erkek Evinin, kızı istemeye gitme törenine
(TEMLIHKEYYE=HİKAYENİN TAMAMLANMASI)
denilirmiş. Böyle denilmesinin sebebi şâyia olarak
(Filan kişiye, falancanın kızı istenecekmiş!)
söylemlerinin noktalanması ve resmileştirilmesiymiş.
Her ne kadar
TEMLIHKEYYE
sözde kız istemek ise de, aslında el altından kız isteme işi tamamlanmış ve verileceği kesinleştikten sonra kızın evine gidilirmiş. Erkek tarafı, genelde bir din adamını da beraberlerinde götürerek isteme işini ağdalı bir
SİİRTÇE LİSANI İLE GERÇEKLEŞTİRİRLERMİŞ.
Tabii, bu gidişte baklava, şeker ve başka tatlılar da götürmek adettenmiş.
Gelin tarafı evin kadınları ile erkek tarafı misafir kadınlar ayrı bir yerde, güvey tarafı erkeklerle, gelin tarafının erkekleri de ayrı bir odada, yani harem-selâmlık şeklinde oturulurmuş. Önce sohbet edilir, kahveler içilir, sonra da kızın istenmesi faslına geçilirmiş. Erkek tarafının beraberlerinde götürdükleri hoca söze başlayarak:
-CINEKUM RAĞİBİN, TALİBİN KERİMETEKUM AYŞE (MESELA) ŞE IBINNE CÜNEYT (MESELÂ) ME TEKULU!
TÜRKÇE TERCÜMESİYLE: “RAĞBET EDEREK, GÖNÜLLÜ OLARAK KERİMENİZ AYŞE’Yİ, OĞLUMUZ CÜNEYT’E İSTEMEĞE GELDİK NE DERSİNİZ? (VERİR MİSİNİZ ANLAMINDA!)
Der ve cümleyi üç defa tekrarlarmış. Üçüncü defanın bitiminde, kız tarafının en yaşlı erkeği veya ailenin büyüğü durumunda olanı
“ATAYNA=VERDİK!”
diyerek, kızı verdiklerini söyleyince, erkek tarafından, daha önce tembihlenmiş bir genç koşarak, önce hocanın, sonra kızın babasının ve aile büyüklerinin ellerini öper, böylece, kızın verildiği resmiyet kazanırmış.
İşte, Siirtli iki aile arasında yine bir
TEMLIHKEYYE TÖRENİ
icra edileceği bir günle ilgili anekdotu nakledeceğiz.
Kız tarafı,
Siirt’in NASRETTİN HOCA’SI AMMO ELYAS’ın
(İLYAS ARITÜRK)
ailesi olunca, sıra dışı olayların yaşanması elbette kaçınılmaz olacaktır. Nitekim,
TEMLİHKEYYE GECESİ,
erkek tarafı, kapının önüne gelip, kapıyı çaldıklarında
AMMO ELYAS
hemen kapıya koşmuş ve daha kapıdan içeriye girmelerine fırsat bırakmadan:
-ATAYNA! ATAYNA! ATAYNA! “VERDİK! VERDİK! VERDİK!”
diye bağırmış.
AMMO ELYAS’ın
bu davranışını erkek tarafı şakacı mizacıyla yorumlamışlar. Amma, resmi tören icra edildikten, kız usulüne uygun istenip, verildikten,
FATİHA OKUNDUKTAN VE ERKEK TARAFI SÖZ KESİMİNİN İŞARETİ ALYANSI TAKIP GİTTİKTEN SONRA EV HALKI, AMMO ELYAS’IN BAŞINA ÇULLANMIŞLAR:
-Senin bu yaptığın doğru mu. Şaka yapmak adına bile olsa, hiç böyle kapının önünden kız verilir mi, şakanın da bir haddi, hududu var!
Diye fırça atacak olmuşlar. Bunun üzerine
AMMO ELYAS
taşı gediğine koyup söylenmiş:
-Ne yani, kızı gördükten sonra, istemekten vazgeçselerdi, daha iyi mi olacaktı!
İşin doğrusu şu ki, istenilecek kız da biraz çirkinceymiş!