Şehirliler olarak biz Siirtlilerin geleneklerimizde
AŞURE GÜNÜNÜN
çok önemli bir yeri vardır. Muharrem ayının girmesiyle Aşure Gününü de heyecanla beklenmeye başlarız. Bilindiği gibi Aşure Günü, Muharrem ayının onuncu günü kutlanır. Muharrem ayının dokuzuncu gününü, onuncu gününe bağlayan geceye de
(LEYLETİL AŞOR=AŞURE GECESİ)
denilir.
Bilindiği gibi, Muharrem ayının ilk günü Hicri Yılbaşı olarak kutlanır. Bu yıl Hicri Yılbaşı, Miladi takvime göre 9 Ağustos Pazartesi günüydü.
AŞURE GÜNÜ
ise 18 Ağustos Çarşamba gününe tekabül etmektedir. Muharrem ayının ilk on günü oruç tutmanın sevabının, bütün bir yıl oruç tutmak kadar sevap olduğu vurgulanır.
Müslim’im aktardığı bir Hadis-i Şerif’e göre: Ramazandan sonra tutulan en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur. Muharrem ayı, dinimizde en önemli dört aydan biri olarak kabul edilmiştir. Bu ayın en önemli gecesiyse, onuncu günü, yani
AŞURE GÜNÜNDÜR. AŞURE GÜNÜ (TÖVBE
GÜNÜ)
olarak da bilinir.
YÜCE ALLAH
(CELLE CELELÜHÜ),
Hz. Adem’in tövbesini bugün kabul etmiştir. Hz. Nuh, tufandan bugün kurtulmuştur. Yunus, balığın karnından, İbrahim atıldığı ateşte yanmaktan bugün kurtulmuştur. Hz. Yakup, oğlu Yunus’a bugün kavuşmuştur. Hz. İsa, ölümden kurtulup bugün göğe yükselmiştir. Hz. Musa, asasıyla Kızıldeniz’i bugün yarmıştır. Hz. Eyyub hastalığından bugün kurtulmuştur. Bunun gibi pek çok mucize Aşure Günü’nde gerçekleşmiştir.
Muharrem Ayının ilk on gününe yine biz Siirtliler
(AŞTIYEMIL AŞOR)
deriz.
Bu ayın ilk on günü oruç tutan kimsenin Cenabı Hak o sene ömrünü bereketlendirir, uzatır.
"Bu ay içerisinde; Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri peş-peşe oruç tutulursa 900 senelik nafile sevabı verilir."
Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10’uncu gün aşure pişirmek faziletli ibadetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimizle cennete girecekleri ümit edilir.
Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10 günleri oruç tutmalıdır.
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED (O’na al ve ashabına salat
ve selam olsun)
bir Muharrem ayının 9.cu günü seferde bulunuyorlardı. Bu bakımdan yalnız 10. gün oruç tutmuşlar ve
"sağ olursak seneye 9. günü de tutarız"
buyurmuşlardır.
Muharremin 9. ve 10. günleri tespih namazı kılmak, 9. ve 10. geceleri teheccüd vaktinde rıza-i ilahi için 4 rekat namaz kılmak, her rekatta 50 ihlası şerif okumak sünnettir.
İlk AŞURE YEMEĞİNİN,
Hazret-i Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin karaya oturacağı gün yapıldığı rivayet edilir. Gemide bütün zahireler tükenmiş gibidir. Arta kalan zahireler karıştırılarak son yemek yapılmıştır. Böylece bugün adına
AŞURE
dediğimiz yemek ortaya çıkmıştır.
Aşure yemeğinin tarifi: Pirinçleri ve buğdayları yıkayın. Pirinçleri ve buğdayları tencereye koyun ve üzerine su ekleyin (üzerini 2-3 parmak aşacak şekilde). Bu şekilde 5 dakika karıştırarak pişirin. Üzerini sıkıca kapatıp sıcak ortamda, bir gece bekletin. Nohut ve fasulyeleri yumuşayıncaya kadar haşlayın. Pirinç ve buğdayları tencereye biraz sıcak su ekleyerek ateşe koyup kapaksız olarak kaynatın. Dibinin tutmamasına dikkat edin, devamlı karıştırın. Bir süre sonra altını kısarak, kabukları soyulmuş nohut ve fasulyeleri katın. Malzemeler kısık ateşte pişerken karıştırarak bir kilogram şekeri de ilave edin. Ateşten almaya yakın limonları rendelenip aşureye katın ve bir iki taşım daha kaynatın. Ateşten almadan önce isteğinize göre gül suyu da ekleyebilirsiniz. Soğumadan kaselere koyun. Fındığı, cevizi ve pilav fıstığını kavurarak aşurelerin üzerine serpiştirebilirsiniz ya da aşurenin üzerine tarçın ya da nar taneleri ekleyebilirsiniz. Aşure tarifi hazır. Afiyet olsun.
AŞURE GÜNÜ VE KERBELÂ OLAYI
İslam dinince mukaddes kabul edilen dört ay vardır. Bunlara
EŞHUR-UL HURUM (HARAM AYLAR)
denilir. Bunlar, içinde bulunduğumuz
MUHARREM
ayı ile
ZİLKÂDE, ZİLHİCCE VE RECEP
aylarıdır. Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almışlardır. Muharrem Ayının bir özelliği
KERBELÂ FACİASININ
yaşandığı ay olmasıdır.
Bu açıdan, MUHARREM AYINA özellikle ALEVİ KARDEŞLERİMİZ çok önem verirler.
Yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için peşinen açıklayayım. Ben itikat olarak Sünni, mezhep olarak Şafii’yim. Ancak, bunun böyle olması gerçekleri yazmama engel değildir.
Bu bir gerçektir ki, Kerbela olayından bu yana ve Osmanlılar döneminde de ezilenler hep ehli şia olmuştur.
Şia, esas itibarıyla Hazreti Ali (Kerremallahu vechehü) tarafını tutup, hilafetin onun ve soyunun hakkı olduğuna, kıyamete kadar bu hakkın onlardan çıkmayacağına inananlardır.
Şia’nın bir kısmı Hazreti Ali’nin imamete daha lâyık olduğuna, bununla beraber üst varken astın halife olabileceğine inandıkları için Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer’in hilafetini reddetmezler. Şiiler arasında ehlisünnete en yakın fırka da budur.
Şianın görüşleri içinde 12 İmam vardır. Hepsi de ehl-i beytten olan imamların masum olduklarına inanılır. Bu imamların adları sırasıyla şöyledir:
Ali El Mürtaza,
Hasan el Mücteba,
Hüseyin eş Şehid,
Ali Zeynelabidin es Seccad,
Muhammed el Bakir,
Ca’fer es Sadık b. Muhammed
Musa el Kazım b. Ca’fer,
Ali er Rıza b. Musa,
Muhammed el Cevat et-Takıy b. Ali
Ali el Hadi b. Muhammed,
Hasan el Askeri Ali b. Muhammed ve
Muhammed el Mehdi b. El Hasan.
Ehli Şia Hazret-i Mehdi’nin ölmediğine ve ahir zamanda dünyaya gelerek, insanları hak dine davet edeceğine inanırlar. Zaman zaman mehdilik iddiasıyla ortaya çıkan zındıkların gerekçeleri de budur!
Osmanlı döneminde Şeyh Bedrettin isyanıyla başlayan şia katliamı, hemen her devirde ve her padişah zamanında çeşitli bahanelerle tekrarlanmıştır. Cumhuriyet döneminde de, ezilenler ve horlananlar hep ehl-i şia (aleviler) olmuştur.
Maalesef, Müslümanları birbirlerine kırdırmanın bir yolu da, mezhepçilik üzerinden, sünni ve şii ayırımı yapılarak gerçekleştirilmektedir. Bugün Suriye ve Irak’ta yaşanan durum budur. Türkiye’de de Şiileri ve Sünnileri birbirine düşürmek isteyen zihniyete sahip olanlar bulunmaktadır ve maalesef azınlıkta oldukları için ezilenler de hep ehli şia (aleviler) olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, laiklik ilkesinin Türkiye için ne kadar öneme haiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Unutmayalım, Aleviler de, gerçekte bizim din kardeşlerimizdir. Aramızda bazı mezhepsel farklılıklar olsa bile aynı Peygambere, aynı kitaba inanmaktayız.
Hazret-i Ali (Kerremallahu vechehü)
bütün Müslümanların ortak paydalarından biridir.
İçinde bulunduğumuz Muharrem ayının bir adı da
ŞAHRULLAH’TIR.
Bu tanımlama
(ALLAH’IN AYI)
anlamına gelir. Özellikle Alevi kardeşlerimiz bu aya özel bir önem verirler. Çünkü bu ay, aleviler nezdinde
YAS AYIDIR.
Gerçi, tüm Müslümanların bu ayı
YAS AYI
bilmeleri esastır. Çünkü
Peygamber Efendimiz Hazret-i MUHAMMED’İN (O’na, al ashabına salat ve
selam olsun) mübarek torunları HAZRET-İ HÜSEYİN, KERBELA DENİLEN MAHALDE, MEL’UN YEZİD TARAFINDAN bütün aile efradıyla birlikte ŞEHİT EDİLMİŞTİR.
Bunun için Alevi kardeşlerimiz Muharrem ayının ilk on günü mateme girerek, oruç tutarlar. Ancak, Alevi kardeşlerimizin Muharrem ayında tuttukları oruç, Ramazan ayında tutulan oruçtan değişiktir. Su içilmez, çamaşır yıkanmaz, traş olunmaz, sigara, içki içilmez, hayvan kesilmez, et, soğan, sarımsak, yumurta yenilmez, ağaç kesilmez, böcek öldürülmez, koku sürülmez, cinsel ilişkiye girilmez, süslenilmez, düğün-dernek yapılmaz, zengin iftar sofraları kurulmaz. Sünni kardeşlerimizden de Muharrem ayında oruç tutanlar vardır. Ancak Sünnilerin tutukları oruç, Ramazan orucu gibidir. Ramazan ayı dışında oruç tutmanın en faziletli olduğu aylar, haram aylardır. Dolayısıyla, Muharrem ayının tamamı oruçlu geçirilebileceği gibi, özellikle Zilhicce’nin son gününü oruçlu geçirip Muharrem ayının 1. gününü de beraberinde oruçlu geçirmek çok faziletlidir. Her hicrî ayda olduğu gibi bu ayın da 13, 14 ve 15. günlerini oruçlu geçirmenin ve haram aylardan olması hasebiyle özellikle Perşembe, Cuma ve Cumartesi günlerini oruçlu geçirmenin mükâfatı çok büyüktür.
Muharrem ayı içerisinde yer alan
AŞURE GÜNÜ
ise yıl içindeki en faziletli günlerdendir. Bugünün faziletiyle ilgili çok sayıda hadis-i şerif vardır.
AŞURE, (ONUNCU GÜN)
anlamına gelir ki, Muharrem ayının onuncu günüdür.
Alevi de olsa, Sünni de olsa bütün Müslümanların
MUHARREM
ayına ve bu ay içindeki
AŞURE GÜNÜNE
büyük önem vermeleri gerekir. Bu konuda, sakın ha sakın Alevi kardeşlerimizi incitecek hal ve tavırlar sergilemeyelim.
ANEKDOT
Bir Çinliyle, bir Avrupalı mezarlıkta karşılaşmışlar. Çinlinin elinde bir kase çorba, Avrupalının elindeyse, bir demet çiçek varmış. Çinli de, Avrupalı da ellerindekileri yan-yana olan akrabalarına ait mezarlara koymuşlar.
Avrupalı, alaycı bir tavırla Çinliye sormuş:
-Senin rahmetli, getirdiğin çorbayı ne zaman kalkıp içecek!
Çinli, lafın altında kalmayarak şöyle cevap vermiş:
-Senin rahmetli kalkıp getirdiğin çiçeği koklayınca!