Molla Halil el Meşhur, el Siirdi, lâkabıyla bilinen zat, tefsir, fıkıh, kelâm ve edebiyat konularında önemli eserleri bulunan âlimlerdendir. Hazret-i Ömer’in soyundan geldiği bilinir. Miladi 1757 yılında Hizan’ın Gulpik köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının adı Molla Hasan olup, ilk öğrenimini babasının yanında yapmıştır. İcazetini molla Mahmud-u Umeydi’den almıştır. Kadiri tarikatına mensuptu.
Birçok kitapları sadece yöremizde değil, Irak ve Suriye’deki medreselerde bile ders kitabı olarak okutulur. Şeyh Süleyman Mezarlığında metfun olan Molla Halil eserlerinin çoğu Arapça ve farça olarak yazılmış, son zamanlarda bazıları Türkçeye tercüme edilerek bastırılmışlardır.
Molla Halil’in doğum tarihi 1751, vefat tarihi miladi 1843’tür. Şeyh Süleyman Mezarlığında metfundur.
Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
MOLLA HALİL'İN BİR KERAMETİ
Molla Halil zamanında yaşayan kendi halinde mütevazi bir müridi varmış. Bu müridinin de çok güzel bir kızı bulunuyormuş. O zamanın aşiret reislerinden biri, kızı, oğluna istemiş. Hocasının emrine uyan mürit de kızını aşiret reisinin oğluna vermiş.
Aradan zaman geçmiş. Köy yerlerinde, eskiden çamaşırhane gibi yerler yokmuş. Evlerde su bulunmadığı için, çamaşır yıkama işi köye en yakın çayların kenarında yapılırmış. Kadınların çaya gidecekleri gün, köyün erkekleri, köyde kalır, kadınlar hem yıkanacak çamaşırları yıkar, hem de kendileri yıkanırmış.
İşte, yine köy kadınlarının birlikte çamaşır yıkamağa ve yıkanmağa gittikleri bir gün, Molla Halil’in müridinin kızı da beraberlerindeymiş. Yıkanıp, sudan çıktıktan sonra, adına mahalli lisanla IĞMAR denilen başörtüsünü bulamamış.
Kızı sevmeyenler, aleyhinde bulunarak iftirada bulunmuşlar. IĞMARI bir gence verdiği dedikodusunu yaymışlar. Bunun üzerine, aşiret Reisi, IĞMAR bulunmadığı takdirde, töreler gereği kızın öldürüleceğini söylemiş ve kızın babasına da haber salmış.
Hemen, Molla Halil’e giden kızın babası, üstadına durumu anlatmış ve kızının bir iftiraya kurban gideceğini söylemiş. Molla Halil, biraz tefekkür ettikten sonra:
-Hiç merak etme, senin kızına bir şey yapamayacaklar. Çünkü, kız hakkındaki dedikoduyu ALLAH’IN İZNİYLE GİDERECEĞİM, demiş.
Molla Halil ve Kızın Babası, birlikte köye gitmişler. Aşiret Reisi, ilmiyle meşhur Molla Halil’e saygıda kusur etmemiş amma, IĞMAR’IN bulunmaması durumunda, töreyi icra ederek, kızın öldürüleceğini söylemekten de çekinmemiş.
Bunun üzerine Molla Halil:
-
Tamam, IĞMAR bulunmazsa kızı öldür!
demiş. Sonra, aşiret reisinden, köyün bütün davarlarının meydanda toplattırılmasını istemiş. Bütün davarlar Köyün meydanına toplattırılmış. Molla Halil, davarların arasına girmiş ve bir İNEĞİ işaret ederek:
-Bu ineği kesin!
Talimatını vermiş. İnek kesilince,
GELİNE AİT KAYBOLAN IĞMAR’IN,
İneğin midemsinde olduğu görülmüş. Böylece, hem bir cinayetin işlenmesi önlenmiş, hem de, Molla Halil’in kerametine şahit olan köy halkının, seydaya bağlılıkları kat-kat artmış…
SULTAN MEMDUH HAZRETLERİ (1761-1847)
1761 yılında Tillo’da dünyaya geldi. Hazret-i Fakirullah’ın soyundandır. İbrahim Hakkı Hazretlerinin de talebesidir.
47 bin beyitten oluşan Arapça, Farsça, Kürtçe bir divanı vardır. Üveysiye tarikatına mensup olduğu ve bir çok kerametlerinin bulunduğu anlatılır. Amcasının Kızı Zemzem’ül Hassa ile evlenmiştir. Hanımı da kendisi gibi mutasavvıf, şâir ve Allah dostlarındandır. Türbeleri Tillo’da kendi adlarıyla anılan camide bulunmaktadır.
Sultan Memduh Hazretlerinin vefat tarihi miladi 1847’dir.
Sultan Memduh Hazretleri hakkında adının
(NURİ)
olduğunu bildiğimiz bir müridinin Arapça yazdığı methiyesinin Türkçe tercümesi, Ahmet Arıtürk tarafından yapılmıştır.
Türbesi Aydınlar (Tillo) ilçesinin Batısında yüksek bir tepenin üzerindedir. Sultan Memduh’un asıl adı Sultan Mahmut’tur. Hocası İbrahim hakkı tarafından Memduh (övülmüş) lakabı verilmiştir. Asıl adının Mahmut olmasına karşılık, İbrahim Hakkı Hazretleri adları Mahmut olan üç talebesinden ayırmak için kendisine
MEMDUH
adını koymuş ve kendisinin ileride mânevi alanda büyük mertebelere ulaşacağını bildirmiştir.
Türbe kendisinden önce vefat eden oğlu Şeyh Abdurrahman için yaptırılmıştır. Kendisi de bilahare oğlu için yapılan türbeye defnedilmiştir. Sultan Memduh’un kendisi gibi şair olan Eşi Zemzemül Hassa ile aile bireylerine ait mezarlar yer alır. Kesme taştan kare planlı yapıda olan türbenin kapısı yazı frizleri ve çeşitli motiflerle bezelidir. Madeni gümüş muhafazalar üzerinde cennet ve cehennem tasviri süslemelerine yer verilmiştir.
“MAHZENÜ’L ESRÂR” BASIMI HAKKINDA YAZILAN MAKALE
Prof. Dr. Ahmet Turhan, Prof. Dr. Mehmet Akkuş, Prof. Dr. Mustafa Aşkar, Yrd. Doç. Dr. Nusrettin Boleli ve Dr. Abdurrahman Adak tarafından tercüme edilen
DİVAN-I MEMDUH’UN
bu ilk bölümü
“MAHZENÜ’L ESRAR=SIRLARIN MAHZENİ”
adı altında yayınlanmış bulunuyor. Verilen bilgilere göre,
DİVAN-I
MEMDUH’UN
takribi üçte birine tekabül eden bu bölümü, üç ciltten oluşacak. Diğer bölümlerle birlikte, yine takribi olarak tümünün tercüme ve basımı tamamlandığında 8-9 ciltten müteşekkil bir eser vücuda gelecek.
“MAHSENÜ’L ESRAR”
bölümünü,
“DİVANU MEMDUHU’L MUNÎB”, “MİFTÂHU’L KULÛBİ Lİ’L ESRÂR” “ED-DÜRRETÜ’L MÜSMİNE”, “KASAÎD”
ve
“RUBAİLER”
bölümlerinin tercümeleri ve basımları izleyecek.
Kitabın
“ÖNSÖZ”
bölümü, mütercimlerden olan ve
EDİTÖRLÜK
görevini yapan
Prof. Dr. Ahmet Turhan Arslan
tarafından kaleme alınmış. Bize göre,
“ÖNSÖZ”
bölümünün, eserin tercümesinin ve bilim dünyasına tanıtılmasının baş mimarı olan
Vali Necati
Şentürk
tarafından kaleme alınması daha uygun olurdu. Editör’ün mukaddimesi ise, eserleri tanıtıcı bölüm olabilirdi. Böyle kalıcı bir eserde, çalışmaların asıl organizatörü olan
Vali Necati Şentürk’ün
kendisini geri plânda tutması, kendisi açısından bir tevazu sebebi olsa bile, bize göre bir eksikliktir.
Sultan Memduh Hazretlerinin,
Farsça ve Arapça
olarak yazdığı divanın eldeki nüshasının takribi 23 bin beyitten oluştuğu verilen bilgiler arasında. Ancak, Divanın bir bölümünün kayıp olduğu ve aslının 47 bin beyitten teşekkül ettiği de anlatıldı. Elimizdeki bu ilk cilt kitap, orijinal metinde 364 sayfalık yer tutan (divanın tümü 1177 sayfadan oluşmakta)
“MAHZENÜ’L ESRÂR”ın 90 SAYFALIK
BÖLÜMÜNÜ KAPSAMAKTA.
Birinci cildin ilk 20 sayfalık bölümü Sultan Memduh’un eserlerinin tanıtılması için kullanılmış. 20-30 arası 10 sayfalık kısmı, bazı bölümlerin
ORİJİNAL
olarak (fotokopileri) yer almaları için kullanılmış. 218 şiirin tercümesinin sunulduğu ilk ciltte, şiirler Arapça-Farsça olarak da yer almış. Önce tercümeler sunulmuş, müteakip sayfalar, orijinal metinler için kullanılmış.
Kitabın orijinali hakkında bilgi verilirken, 1177 sayfadan oluşan eserin her sayfasının kenarının ayrı-ayrı desenlerle teship sanatı ile süslendiği belirtilerek, eserin her sayfasının ayrı-ayrı süslenmiş olmasının zorluğuna özellikle dikkatler çekildi.
Bugünkü yazımızda, basımı yapılan cildin sadece fiziki görünümünü dile getirmeğe çalıştık. İnşallah fırsat buldukça mânevi havasını teneffüs etmeğe çalışarak, kabuktan çekirdeğe doğru gitmeğe, idrakimiz kadar tanımağa ve tanıtmağa çalışacağız.