Cüneyt Arıtürk

SİİRT EVLİYALARI-11- SUFİ NIMEN

Cüneyt Arıtürk

Sufi Nımen (Sofu Numan) Hak dostlarından biri olarak bilinirmiş.

Bugün hayatta olan bir çok yaşlılarımız, çocukluk yıllarında, onu defalarca gördüklerini belirterek dervişane yaşam tarzını anlatırlar. . Sadece Cuma günleri çarşıyı dolaştığını, gittiği bütün dükkânların önlerinde :

-ESSELÂM-Ü ALEYKÜM

diyerek geçtiğini yaz, kış fark etmez üzerinde uzun eski ama tertemiz bir abası olduğunu elinde bir âsâsı bulunduğunu bembeyaz sakalı, göbeğine kadar indiğini başına gri bir fötr şapka giydiğini, ancak, şapkanın ortaya basık olarak tutulan kısmını, yukarıya doğru uzattığını anlatırlar.

Sufi Nıman ile ilgili emin kaynaklardan duyduğum iki anekdotu naklederek, bu mübarek zat ile ilgili kararı size bırakacağım.

Medrese Hocalarından Merhum Molla Zeki tarafından anlatılan anekdot şöyle:

-“Biz, Tillo’da medrese tahsili yapan birkaç gençtik. Bir Cuma günü, sabah saatlerinde Siirt’e yayan olarak geliyorduk. Zaten, o zaman vasıta da yoktu. Tillo’nun çıkışında Sufi Nıman ile karşılaştık. Topladığı çırpıları sırtına koymuştu. Kerametlerini duyduğumuz bu muhterem zatı ziyaret ederek, elini öptük, hayır duasını aldık. Sonra, yola devam ettik.

‘Yola devam ettik’ derken, yürümüyor, yarışarak koşuyorduk. Sufi Nıman’ı bir hayli gerilerde bırakmıştık. Siirt’in girişinde Stüt çeşmesinin başında bir de ne görelim, Sufi Nıman sırtındaki çırpıyı yere koymuş, dinlenmiyor mu! Hayretler içinde kaldık. Kendisi 80 yaşlarında bir ihtiyar, sırtında çırpı yükü. Biz hepimiz genç ve aynı yoldan gelmiş olması gerekirken, bize hiç görünmeden, hem de bizden önce nasıl Stüt çeşmesine varmıştı. Bunun, bir keramet olduğunu anladık. Tekrar yanına gittik ve elini öptük.

Bir başka nakil:

Bir gün, İstanbul’da ikâmet eden zenginlerden biri, Şehrimizde berberlik mesleğini icra eden Merhum Abdullah Güldoğan’a, Sufi Nıman’a verilmek üzere gerçekten çok pahalı bir palto göndermiş. Paltonun teslimi sırasında, orada hazır bulunan zevatlardan Şeyh İsmet de:

-Sufi Nıman, böyle bir paltoyu giymez. Hele sen paltoyu kendisine ver. Ben, bu paltoyu alırım demiş.

Aradan kısa bir süre geçmiş. Bir Cuma günü, yine sağa-sola

“ESSELÂM-U ALEYKÜM”

diyerek selâm veren Sufi Nımen’i gören Şeyh Efendi:

-Sufi, geçenlerde sana İstanbul’dan hediye olarak bir palto gelmişti. Biliyorum ki, sen böyle bir palto giyinmezsin. Gel, onu bana hediye et. Ücreti ne ise vereyim demiş.

Bunun üzerine, Sufi Nımen sırtında bulunan yamalı paltoyu çıkararak:

-Buyur, al senin olsun!

deyince;

Şeyh Efendi:

-Ben İstanbul’dan gelen yeni paltoyu istedim. Sırtındaki paltoyu değil demiş.

Sufi Nıman da:

-İstediğin palto bu!

diyerek, astarını çevirmiş.

Meğer Sufi Nıman, yepyeni yeni paltoya çuvaldızlarla ve kalın iplik kullanarak yamalar dikmemiş mi!

Mezarı, Şeyh Şerafettin Kabristanında olan bu Allah dostu zatı da bu vesileyle anmış olalım.

FAHREDDİN MERGEN (MELLE FIĞRİ=MOLLA FAHREDDİN)

20.asırda, İlimizin yetiştirdiği büyük Kuran hafızlarından

(EHL-İ KUR’A)

ve bir Allah Dostu olduğuna inanılan biri de muhakkak ki

MERHUM FAHREDDİN

MERGEN’DİR.

Halk arısında

(MELLE FIĞRİ=MOLLA FAHREDDİN)

lâkabıyla anılır ve bilinirdi. Merhum, şahsında Kuran Mucizesinin gerçekleştiği kişilerden biriydi. Soyu

Halid Bin Velid Hazretlerine dayanan Şeyh Musa Hazretlerinin torunlarındandır. 1929 yılında Siirt’te dünyaya geldi.

Doğuştan ama olan Fahrettin Hoca, daha küçük yaşlarda tıpkı kendisi gibi doğuştan ama olan ablası ile birlikte

Kuranı Kerimi

ezberlemeye başladı. Her harf, her kelime tek-tek kavratılarak  Kuranı Kerimi ezberlemesi yaklaşık 6 yıl sürer.

Kuranı Kerimi

ezberledikten sonra bir süre Hadisi Şerif derslerine devam eder.

Daha sonra çocuklara Kuranı Kerim  öğretmeye başlar. 1960 yılında ders verdiği mekan basılır ve kendisi  Tevhidi Tedrisat Kanuna aykırı hareketten gözaltına alınır. Engelli halini gören ve bu durumdan etkilenen ehl-i vicdan hâkim, kendisine haber yollar ve

“mahalle çocuklarına Kuranı Kerimi değil, namazda geçen

süreleri öğretiyordum”

şeklinde ifade vermesini ister ve bu şekilde hapis cezasından kurtarır.

Her zaman 150 civarında öğrenci yanında ders görürdü. Bunlardan 5 - 6 tanesine aynı anda ders verirken, diğer bütün öğrencilerin okuduklarını takip eder ve yanlış okuyana adıyla hitap ederek, yanlışını söylemek  suretiyle gerçek bir Kuran Mucizesini gösterirdi.

Uzun yıllar diğer Siirtli hafızlar gibi

“Cerre”

yani Ramazan ayında diğer şehirlere Kuranı Kerim okumaya giderdi. Bir gün Gaziantep’te mukabele okuduğu sırada kendisini Kuranı Kerimden takip edenler, yanlış okuduğunu söylerler. Cemaatin söylediği şekilde kelimenin anlamının bozulacağını da belirterek,  doğru okuduğunda ısrar eder. Konu Gaziantep Müftüsüne intikal eder ve diğer Kuranı Kerimler incelenir. Gerçek anlaşılır, yeni açılan camiye Kuranı Kerimler yurt dışından getirilmiş ve baskı hatası olduğu ortaya çıkar.

Yine, uzun yıllar Siirt’e hizmet veren Dr. İlhami Bey (Dr. İlhami Şanal), bir kitapta Kuranı Kerimde geçen bir ayetin bir bölümünü okur. Bu bölümün hangi ayet, süre ve cüzde olduğunu merak eder. O dönemde şimdiki gibi bilgisayar teknolojisi olmadığı için hocalara danışır. Ancak hiçbiri çıkartamaz. Kendisini Fahrettin Hocaya yöneltirler. Hiç tereddütsüz ayet, süre ve cüzünü belirtince ona hayran kalır ve o günden sonra ne kendisini ve nede ailesinden muayene ücreti almaz.

42 yıl boyunca on bine yakın Siirtliye Kuranı Kerim öğreten Fahrettin Hoca bine yakında hafız yetiştirmiştir.

Güzel sesi ve tecvitli kıratı ile dikkatleri üzerinde toplayan Fahrettin Hoca Ulu Camii Müezzin Kayyımı olarak görev yaparken 1 Nisan 1982 yılında vefat etmiştir. Şeyh Musa mezarlığında metfundur. Evli, biri erkek 6'sı kız 7 çocuk sahibiydi.

Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Yazarın Diğer Yazıları